<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647</id><updated>2011-09-20T21:35:47.210+02:00</updated><category term='halkin ozani ihsani - fezali'/><category term='patron aga beyin partisi - fezali'/><category term='bir halkin cocuklari - huseyin habip taskin'/><category term='yollar acilsin - fezali'/><category term='ne zaman - fezali'/><category term='metin aktas aleviligin neresinde - mustafa elveren'/><category term='emegin sanati 72.sayi'/><category term='2 temmuz anisina - seyfi mûxûndî'/><category term='irkciligin cagdas bicimi - murat cakir'/><category term='sokaklardan emekcilerin yoksullarin cigligi - huseyin habip taskin'/><category term='ogluna gemicik ogretmene issizlik - kadir aydemir'/><category term='tarihi önem mi dediniz - murat cakir'/><category term='sosyal sistemde - fezali'/><category term='devlet sanatcisi - gün zileli'/><category term='mari kekligim  - huseyin habip taskin'/><category term='maktul ve maktule - salim turgut'/><category term='ülkenin diplomali issiz ögretmenleri - huseyin habip taskin'/><category term='balkanlarda ABD rüzgari - huseyin habip taskin'/><category term='ezol zavar - adil okay'/><category term='tarih ve demokrasi - demir kucukaydin'/><category term='alma mazlumun ahini - salim turgut'/><category term='Türkiye&apos;de demokrasi - zazalara demokratik haklar'/><category term='Aslolan niyetse eger - murat cakir'/><category term='kadin mucadelesinde deklikanlica bir katki - sureya kole'/><category term='emperyalist saldiri tehdidi - canan ates'/><category term='fatma ataseven ile yapilan röportaj'/><category term='kürtce dünyanin en eski ve geliskin dilidir'/><category term='kadin gibi kadin - kadir baziki'/><category term='Kürt Acilimina Dair Bildiri'/><category term='fasizm kaniksanirsa eger - murat cakir'/><category term='gün zileli ve iflasin paradigmasi - alper erdik'/><category term='bayrak provakasyonlarin - mustafa elveren'/><category term='den incitme - faramuz acar'/><category term='hapislik hayati ertelemektir'/><category term='Kaz kafali olmak - remzi aydin'/><category term='alevilikte yazili ya da sözlü belgeleri dayatma - muxundi'/><category term='bir yolu var ama bu degil - yalcin karadas'/><category term='hitap etmesini bilmek - mustafa elveren'/><category term='karanligin icinde aydinlik yüzler - ölülerimiz konusuyor'/><category term='yolun yarisi ilk adimla alinir'/><category term='diyarbakir cezaevini unutmak mümkün mü - huseyin habip taskin'/><category term='hangi sol - mustafa elveren'/><category term='issizlik bizim hakkimiz degildir - huseyin habip taskin'/><category term='haykiris - adil okay'/><category term='dogamiz katledilmesin - huseyin habip taskin'/><category term='kimlerin elinde - fezali'/><category term='yazmak bazen tehlikeli ve yasaktir - esra acikgoz'/><category term='berbat haline - fezali'/><category term='iznik sürgünü II - tamer uysal'/><category term='mizahlik bir öykü gaziantep - huseyin habip taskin'/><category term='anayasa paneli - 10 aralik hareketi'/><category term='roman ve hikaye üzerine - faiz cebiroglu'/><category term='yasamin kiyisinda halklar - huseyin habip taskin'/><category term='icimizdeki bilge ve kürt iscisi - huseyin habip taskin'/><category term='rûdaw - besikci soylesisi'/><category term='kürt sorunun cözümü - mustafa elveren'/><category term='hikaye'/><category term='cozum icin yol haritasi - abdullah ocalan'/><category term='olur mu olur - huseyin habip taskin'/><category term='emegin gücleri - fezali'/><category term='konusan fotogrfalar - tulün sahin'/><category term='sanat cephesi 1 sayi'/><category term='dersim seferi - fatma ataseven'/><category term='amerikan ruyasinda egitim sistemimiz - huseyin habip taskin'/><category term='savasin diger tarafinda esen rüzgâr - huseyin habip taskin'/><category term='empati - salim turgut'/><category term='afganistan da strateji degisikligi - murat cakir'/><category term='issiz ögretmenlerden izma kampanyasi'/><category term='dersimin onuru - ava péré'/><category term='gizem yagmurlari - ali tas'/><category term='yasak meyveye dokunanlar'/><category term='cezaevinde agir hasta olmak - huseyin habip taskin'/><category term='emperyalizmle gelecegi belirlenen ulkeler - huseyin habip taskin'/><category term='kendi celladina - ferhat tunc'/><category term='sorun yayinlari 8.kitap fuarinda'/><category term='tekel iscilerini protesto eylemi - alper erdik'/><category term='suskun bir zaman karesi - onur aslan'/><category term='izmir örneginde demokratlik ve liberallegin farki - demir kücükaydin'/><category term='iznik sürgünü I - Tamer Uysal'/><category term='rüzgar tarlasina davet - fatma ataseven'/><category term='latin amerika isyan hep vardi'/><category term='siyasi olmak - salim turgut'/><category term='ay dolanir - halil ibrahim ozcan'/><category term='burada dur hele - huseyin habip taskin'/><category term='dtp nin kapatilmasi ve firsatlar - murat cakir'/><category term='rusvetin ruzgari - huseyin habip taskin'/><category term='sarlo - fatma ataseven'/><category term='misir dan gazze ye yol kapali - adil okay'/><category term='kürt sempozyumu kapanis konusmasi - adil okay'/><category term='devlet balonlarimi geri ver - adil okay'/><category term='gercekten düsünce özgür mü - huseyin habip taskin'/><category term='mülkiyetin gerekliligi ve gereksizligi - hasan sahingöz'/><category term='iran nari - gun zileli'/><category term='kapitalizm sagliga ve dogaya zararlidir - murat cakir'/><category term='remzi aydin ile söylesi1'/><category term='bir selamin gelsin - fezali'/><category term='somuru duzeninde isciler - huseyin habip taskin'/><category term='Le 24 avril a été commémoré pour la première fois à Istanbul'/><category term='Conference on Genocide to Be Held in Ankara on April 24'/><category term='sivas ta yakilan canlari unutmayacagiz - huseyin habip taskin'/><category term='pasa imrek ile bir foto röportaj - fatma ataseven'/><category term='ergani yürüyor - m sehmus güzel'/><category term='halil berktay yazisina zeyil - gün zileli'/><category term='üretenler anayasa yapmadikca - huseyin habip taskin'/><category term='kürt türk catismasi neden olmadi - demir kücükaydin'/><category term='kacis siniftan mi yoksa görevden mi - murat cakir'/><category term='ateste semah dönenler - fatma ataseven'/><category term='nazim hikmet ve kürtler'/><category term='suriyeli kürtler - huseyin habip taskin'/><category term='basina ve kamuoyuna'/><category term='insan miyiz'/><category term='aleviligin gelecegi - seyfi muxundi'/><category term='19 Aralik i unutma'/><category term='gizemin gizi - remzi aydin'/><category term='AB ilerleme raporunun söylemedikleri - murat cakir'/><category term='DTP nin kapatilmasi - huseyin habip taskin'/><category term='munzur un cigligi - fezali'/><category term='Mersin &apos;de Denizler Anildi'/><category term='ben inciteyim'/><category term='yasama dair sohbetler - alev öksüz'/><category term='kaldirac 109.sayi'/><category term='tuvalet kagidi kalmadi - veysi sarisözen'/><category term='madende ucuzlayan hayatlar - huseyin habip taskin'/><category term='ahmet dere&apos;nin iki kitabi cikti'/><category term='tanriya sitem - fezali'/><category term='issiz ögretmenlerden basin aciklamasi - kadir aydemir'/><category term='almanya soluna ne oluyor - murat cakir'/><category term='doganin yengesini kim bozdu - feramuz acar'/><category term='es zamanli provakasyonlar - mustafa elveren'/><category term='insan olan - fezali'/><category term='imf karsiti - fezali'/><category term='iran secimleri uzerine - huseyin habip taskin'/><category term='Baris surecinde soylem sorunu - mesut onatli'/><category term='süreci anlamak ve yol almak icin - demir kücükaydin'/><category term='analar ve kadilar - haydar kilic'/><category term='to be polis or not to be - gun zileli'/><category term='ansizin parilti - halil ibrahim özcan'/><category term='bu abluka dagitilacak - temel demirer'/><category term='tekel iscileriyle kitap paylasimi - adil okay'/><category term='gözün aydin türkiye - haydar kilic'/><category term='piedad cordoba ile söylesi - canan ates'/><category term='bu sevdanin - fezali'/><category term='bebêxtên olmak - remzi aydin'/><category term='yazarligima dair - hasan bildirici'/><category term='remzi aydin ile söylesi2'/><category term='devamlilik ve farklilik - gün zileli'/><category term='halil berktay in ideolojik yol haritasi - gün zileli'/><category term='nanonist siir manifestosu ve nanoizm - umut yasar abat'/><category term='analar dertlidir - fezali'/><category term='makul ve makbul - gun zileli'/><category term='yasa ve yasallik - gün zileli'/><category term='9 Mayis 1978 yildiz katliami - arif okay'/><category term='siir istanbul 2010'/><category term='dönüsü olmayan yolun yolculari - seyhmus diken'/><category term='guney&apos;in tasarilari - m sehmus guzel'/><category term='İŞSİZ ÖĞRETMENLERDEN TEKEL EYLEMİNE “AÇILIM” ÖNERİSİ'/><category term='imam definli aleviler - zafer kökver'/><category term='mayis anmalari ve mazlum dogan'/><category term='kürdistan ve türkiye ortak vatandir - mustafa elveren'/><category term='acilim ve hosgörü - ertürk maral'/><category term='emegin sanati 67.sayi'/><category term='munzur mazlumlari - mustafa elveren'/><category term='anadilde egitim ve azinlik haklari'/><category term='korku ve cesaret - mustafa elveren'/><category term='militaristlesen alman icpolitikasi - murat cakir'/><category term='Hâr Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi'/><category term='tahliye yanlis'/><category term='demokratik toplum manifestosu - abdullah ocalan'/><category term='kekom - fezali'/><category term='yapay solcular ve denizler - mustafa elveren'/><category term='hitlerimsi manzaralar - huseyin habip taskin'/><category term='sorusturma yok'/><category term='iskenceciler hâlâ aklaniyor - huseyin habip taskin'/><category term='halki perisan - fezali'/><category term='rindamin ve kazim bakis - mustafa elveren'/><category term='cocuklar cicektir - sah turna'/><category term='Hrant in anisina'/><category term='mardin korosu - mesut onatli'/><category term='atatürk emir verdi kizi bombaladi - mesut onatli'/><category term='yatacak yeriniz yok'/><category term='sanatin olusumuna neden olan sebepler - hasse gawé'/><category term='aydinlanma ve islamin sentezi - demir kücükaydin'/><category term='kemal burkay in anilarina itiraz'/><category term='melem asisi ve kendine yabancilasma - remzi aydin'/><category term='seni cok özledik gözüm - mustafa elveren'/><category term='kürt acilimi ve kongre - g. doxan'/><category term='CHP Dersim ucurumuna yuvarlandi - faramuz acar'/><category term='sorunlarimizi birlikte cözebiliriz - mustafa elveren'/><category term='göbegini kasiyan avukatlar - oguz agca'/><category term='ihtiyat kuvvet sol - gün zileli'/><category term='halk dalkavukculuguna son - salim turgut'/><category term='akp iktidarinda emekcinin halleri - huseyin habip taskin'/><category term='al birini vur ötekisine - mustafa elveren'/><category term='dans ve devrim - gün zileli'/><category term='bir muhtarimiz bile yok - mihrac ural'/><category term='insan hakkiyle insandir - salim turgut'/><category term='birbirlerini akliyorlar - huseyin habip taskin'/><category term='halka gidelim - besim altunoz'/><category term='patronlarin ucuz isgücü - huseyin habip taskin'/><category term='ahmet kaya ya - seyfi muxundi'/><category term='Güc dengeleri - yasar kaya'/><category term='duyuru'/><category term='emegin sanati 70.sayi'/><category term='Delil Dogan Yoldasa - Fezali'/><category term='vahset ve devlet - gün zileli'/><category term='depremlerden ders cikaramadik - huseyin habip taskin'/><category term='söz  verdik - fezali'/><category term='sempozyum'/><category term='8 mart - salim turgut'/><category term='kaldirac dergisi'/><category term='merhaba dostlar - sevra kurtulus'/><category term='kürt acilimi - salim turgut'/><category term='yahya kanbolat öykü yarismasi'/><category term='sanat cephesi 2 sayi'/><category term='barbarlik devam ediyor - sevra kurtulus'/><category term='ögretmen atamalari - kadir aydemir'/><category term='Paris 1 mayis 2009 - M.Sehmus Guzel'/><category term='cati partisi girisimi - demir kücükaydin'/><category term='kültür üzerine yazilar - demir kücükaydin'/><category term='10 yil marsi - oguz agca'/><category term='okumayi seven bir toplum muyuz - huseyin habip taskin'/><category term='küresel savasa karsi küresel baris - salim turgut'/><category term='süleyman okay - arif okay'/><category term='emegin sanati 64 sayi'/><category term='sivas katliamini unutmadik - fezali'/><category term='merhaba sanat tiyatrosu'/><category term='sokaklari deniz daglari kekik kokan sehir izmir'/><category term='bir kitap bin tanik - cemal alkan'/><category term='devletin ali menfaati - mehmet tursun'/><category term='küller arasinda - halil ibrahim özcan'/><category term='demokratik yeniden yapilanma -'/><category term='7. geleneksel kurulus etkinligi'/><category term='emegin sanati 69.sayi'/><category term='Amerika da cocuklar aclik icinde - sevra kurtulus'/><category term='egitimin iflasi - kadir aydemir'/><category term='tek ulkede sosyalizm - gun zileli'/><category term='italya da fasizmin ayak sesleri - huseyin habip taskin'/><category term='karsitlarin ikisi de devletcidir - gün zileli'/><category term='duyarliliginizi sevsinler - murat cakir'/><category term='igep ten hükümeti protesto eylemleri'/><category term='uluslararasi devrimci harekette ermeni devrimcileri - sait cetinoglu'/><category term='kölelik zinciri  4c ve tekel iscileri - mahmut konuk'/><category term='kefenleri giydik geri dönüs yol'/><category term='sinif bir araya getirir - gün zileli'/><category term='sirada kimler var - huseyin habip taskin'/><category term='sosyalist devrimcilik - gün zileli'/><category term='bir daha asla - insan haklari dernegi'/><category term='gecmisin golgeleri - mehmet colak'/><category term='söylesi - adil okay'/><category term='düsünüp seyrettim - fezali'/><category term='42 prisonniers politiques menacés de mort en Turquie'/><category term='korkunc baski bicimi - gün zileli'/><category term='internet magandalari - mustafa elveren'/><category term='halil berktay yazisi hakkinda aciklama - 10 aralik hareketi'/><category term='tarihin sayfasindan inciler - huseyin habip taskin'/><category term='gecmis gelecektir - salim turgut'/><category term='Berlin duvar'/><category term='adil can - seyfi muxundi'/><category term='kucuk balik buyuk baligi yer - gün zileli'/><category term='karsitlar ve taraflar - gün zileli'/><category term='dil anlayisimizdaki ciddi SIKINTILR - nuri sagaltici'/><category term='türkiye&apos;de yasanan celiskiler - mustafa elveren'/><category term='inandigi gibi yasamak - mustafa elveren'/><category term='Baris tabandan gelen - sibel özbudun'/><category term='tore bahane kokusan sisteme bak - huseyin habip taskin'/><category term='deney tahtasindaki bizler - huseyin habip taskin'/><category term='hasse gawe: resim sanatcisi ve sosyal pedagog'/><category term='basina ve kamuoyuna - demir sönmez'/><category term='tarih yalan söylüyor - nuri sagaltici'/><category term='Baskin Oran hocaya acik mektup - murat cakir'/><category term='anlati - faiz cebiroglu'/><category term='DTP nin kapatilmasi ve roj tv - ava pere'/><category term='ölme sakin ha ölme - salim turgut'/><category term='ilyas aydin a devrimci onuru iade edilmelidir - gün zileli'/><category term='yilginlik yok - fezali'/><category term='kelepce - huseyin habip taskin'/><category term='cezaevlerinde cocuk manzaralari - huseyin habip taskin'/><category term='abd militarizmin büyük zaferi - murat cakir'/><category term='sanat ve sanatcinin toplumsal yeri - hasse gawé'/><category term='nuri sagaltici - soz sanatlari'/><category term='bu ne böyle - fezali'/><category term='hapishanede kitap okurken olmek - mustafa elveren'/><category term='ülkenin kazaninda kaynayanlar - huseyin habip taskin'/><category term='otuz uc can - mustafa elveren'/><category term='ama - murat cakir'/><category term='erik stinus öldü - faiz cebiroglu'/><category term='ittihatci özgürlük - besim altunöz'/><category term='yoksa köle mi - huseyin habip taskin'/><category term='hâr dergi 6.sayi'/><category term='alti metrekarede sinanan insanligimiz - ayse batumlu'/><category term='diyarbakir zindani - mustafa elveren'/><category term='aciklama'/><category term='simgelerle ötekilesen benligim - remzi aydin'/><category term='cezaevlerinin degismeyen yüzü - huseyin habip taskin'/><category term='ideolijik hegemonyanin bugunku seyri - gun zileli'/><category term='newroz - salim turgut'/><category term='cocukluk isgal altinda - faiz cebiroglu'/><category term='Emegin sanati 65.sayi'/><category term='üretim alanlarimiz bir bir katlediliyor - huseyin habip taskin'/><category term='duygulara sahip cikmak - faiz cebiroglu'/><category term='newroz piroz be - sorun yarinlari kolektifi'/><category term='tekel direnisi dersleri - kaldirac yayinevi'/><category term='midesel bayram - m sehmus güzel'/><category term='f tipi hapishanesi dedikleri yer - huseyin habip taskin'/><category term='entellektüel ahlak ve elestiri siniri - murat cakir'/><title type='text'>ÖFKE VE UMUT</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>308</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-4557528766291612795</id><published>2010-04-26T16:34:00.002+02:00</published><updated>2010-04-27T04:26:50.802+02:00</updated><title type='text'>Önemli Açıklama!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S9WkTXzDlhI/AAAAAAAABD4/4fw5QAmSfQo/s1600/ofkeveumut.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S9WkTXzDlhI/AAAAAAAABD4/4fw5QAmSfQo/s320/ofkeveumut.jpg" tt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bundan böyle yayınımıza &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;”Öfke ve Umut 2’&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;de ve şu adresten devam edeceğiz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.ofkeveumut2.blogspot.com/"&gt;http://www.ofkeveumut2.blogspot.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Öfke ve Umut&lt;/strong&gt; blogunda yer alan yazı arşivimiz,&amp;nbsp; aynı adresten; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ofkeveumut.blogspot.com/"&gt;http://www.ofkeveumut.blogspot.com/&lt;/a&gt;&amp;nbsp;'da okunmaya devam edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm dostlara önemle duyurulur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-4557528766291612795?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/4557528766291612795/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=4557528766291612795' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/4557528766291612795'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/4557528766291612795'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/onemli-acklama.html' title='Önemli Açıklama!'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S9WkTXzDlhI/AAAAAAAABD4/4fw5QAmSfQo/s72-c/ofkeveumut.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-7005795666380288506</id><published>2010-04-26T05:06:00.000+02:00</published><updated>2010-04-26T05:06:22.766+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Le 24 avril a été commémoré pour la première fois à Istanbul'/><title type='text'>Le 24 avril a été commémoré pour la première fois à Istanbul</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S9UC5Ml7vQI/AAAAAAAABDY/UCLD0OuQ9gg/s1600/1450843043.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S9UC5Ml7vQI/AAAAAAAABDY/UCLD0OuQ9gg/s320/1450843043.jpg" tt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Info Maison Populaire de Genève&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:info@assmp.org"&gt;info@assmp.org&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Pour la première fois, des Turcs ont commémoré les massacres d'Arméniens de 1915-17, lors de plusieurs rassemblements samedi à Istanbul, brisant un tabou dans un pays qui récuse la thèse d'un génocide défendue par les Arméniens.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;La manifestation la plus importante a eu lieu Place Taksim, en plein centre ville, où plusieurs centaines de personnes sont restées de longues minutes assises à même le sol, des oeillets rouges et des bougies à la main, avant d'écouter des enregistrements de musique arménienne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Plusieurs centaines de policiers en civil et en tenue anti-émeutes protégeaient cette manifestation inédite en Turquie, et ont empêché par la force des groupes de contre-manifestants de s'approcher, a constaté l'AFP.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;L'appel à ce "recueillement", à l'initiative d'intellectuels tels que l'universitaire Ahmet Insel, invitait "tous ceux qui ressentent cette grande douleur" à se rassembler. Pour ne pas heurter, les organisateurs avaient dans leur texte évoqué la "Grande catastrophe", au lieu d'employer le terme de "génocide".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Plus tôt dans la journée, environ 100 personnes se sont réunies sur la rive asiatique de la ville. A l'appel de l'Organisation des droits de l'homme (IHD) et sous le slogan "Plus jamais ça", elles ont commémoré la rafle de 220 intellectuels arméniens, le 24 avril 1915, point de départ des massacres.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Une première manifestation de quelques dizaines de personnes avait eu lieu le matin dans le centre-ville.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"La Turquie essaie de mettre en place une politique de mémoire, malgré le langage officiel" qui rejette catégoriquement le terme de génocide, a expliqué à l'AFP, Cengiz Aktar, chercheur à l'Université de Bahçesehir (Istanbul).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Le djinn est sorti de la bouteille", a encore affirmé M. Aktar, pour qui "les tabous brisés ne concernent pas seulement l'Arménie, mais d'autres sujets occultés" comme la question des droits de la minorité kurde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En 2005, l'écrivain devenu Prix Nobel Orhan Pamuk s'était attiré les foudres de la justice pour avoir déclaré: "un million d'Arméniens et 30.000 Kurdes ont été tués sur ces terres".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deux ans plus tard, le journaliste arménien Hrant Dink était assassiné à Istanbul. La participation massive des Turcs à ses obsèques avait ouvert la voie à une remise en question de l'histoire officielle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Samedi à Erevan, des dizaines de milliers d'Arméniens ont défilé, à l'occasion de ce 95ème anniversaire du massacre des Arméniens.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Le Premier ministre turc Recep Tayyip Erdogan a condamné ces manifestations en Arménie, où, selon les médias turcs, des drapeaux turcs ont été brûlés. (AFP, 24 avr 2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Plus tôt dans la journée, environ 100 personnes se sont réunies sur la rive asiatique de la ville. A l'appel de l'Organisation des droits de l'homme (IHD) et sous le slogan &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Plus jamais ça", elles ont commémoré la rafle de 220 intellectuels arméniens, le 24 avril 1915, point de départ des massacres.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-7005795666380288506?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/7005795666380288506/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=7005795666380288506' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/7005795666380288506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/7005795666380288506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/le-24-avril-ete-commemore-pour-la.html' title='Le 24 avril a été commémoré pour la première fois à Istanbul'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S9UC5Ml7vQI/AAAAAAAABDY/UCLD0OuQ9gg/s72-c/1450843043.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-5313190621821989397</id><published>2010-04-25T22:43:00.000+02:00</published><updated>2010-04-25T22:43:22.494+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ogluna gemicik ogretmene issizlik - kadir aydemir'/><title type='text'>OĞLUNA GEMİCİK, ÖĞRETMENE İŞSİZLİK</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S9SpULpWffI/AAAAAAAABDQ/otjG1TtxUyU/s1600/17nisan3.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S9SpULpWffI/AAAAAAAABDQ/otjG1TtxUyU/s320/17nisan3.bmp" tt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Kadir Aydemir&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:kadirfen@hotmail.com"&gt;kadirfen@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu slogan biz İşsiz ve Güvencesiz Eğitimciler Platformu üyelerinin eylemlerinde en sık attığı sloganların başında gelir. Hele de başbakan, biz işsiz öğretmenleri kastederek: “Devlet her üniversite mezununa iş bulmak zorunda mı?” diye olayı manipüle ettikten sonra… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim bildiğimiz kadarıyla devlet gibi devletler planlama yaparlar ve her bölümden ihtiyacı kadar mezun verdirirler, bu mezunlara da iş sağlarlar. En azından sağlamaya çalışırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat buradaki asıl manipüle ise şudur: Evet, devletler ne kadar planlama yaparlarsa yapsınlar bazen ihtiyaç fazlası elemanları olur ve bu kesime kendi branşlarında iş bulamayabilirler. Ancak öğretmenlik konusu bizim ülkemizde bu sınıfa girmiyor. Çünkü ihtiyaç var; ama alım yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alınan öğretmenlerin büyük bir kısmı ise “ücretli öğretmenlik” adı altında kölelik şartlarını da aratır bir istihdam şekliyle çalıştırılmaktadır. Daha doğrusu “resmi anlamda” bir istihdam şekli dahi değildir bu öğretmenlik “çeşidi”! Bilmeyenler için söyleyelim; son yıllarda uygulanan başlıca öğretmenlik çeşitleri şunlardır: Kadrolu, sözleşmeli, vekil, ücretli…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“ÜCRETLİ BAŞBAKAN İSTİYORUZ”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetkililerin söylediğine göre 60 bin civarında ücretli öğretmen varken, gerçek rakamlar en az bunun iki katıdır. Üstelik açıkta bekletilen 300 binin üzerinde öğretmen dururken bu ücretli öğretmenlerin önemli bir kısmı ise ne yazık ki öğretmen vasfında olmayan, hatta sadece lise mezunu kimselerdir. Buna rağmen utanmadan 40 bin öğretmen alımını müjdeymiş gibi verebiliyorlar. Üstelik bu 40 binin en az 15 bini ilk atama olmuyor. Sadece sözleşmeli öğretmenlikten kadroya kaydırma yapıyorlar. Ve yine utanmadan bunları da ilk atamaymış gibi gösteriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ücretli “öğretmenler”, öğretmen çeşitleri içerisinde en vahim durumda olanlardır. Ayda 400–600 TL ücret alırlar ve hiçbir güvenceleri yoktur. Ertesi gün işsiz kalabilirler. Ve bunlar devlet okullarında görev yapmaktadırlar. Yani bizzat başbakanın hükümetine bağlı Milli Eğitim Bakanlığı’nda! İşte, bu emek sömürüsü bizzat başbakanın sorumluluğundadır diyebiliriz rahatlıkla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat ne hikmetse, başbakan, özel sektördeki işverenleri kastederek, işyerlerinde yoğun bir emek sömürüsü yaptıklarını belirtiyor. Yine sanki bu iş yerlerini kendisi denetlemiyormuş, denetlemesi gerekmiyormuş gibi! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, özel sektörde büyük bir emek sömürüsü var ve bunu kendisinin bildiğini söylüyor başbakan. Fakat işin tuhafı(!) kılını bile kıpırdatmıyor. Bu ne yaman çelişki bile demek geçmiyor içimden! Çünkü çelişkinin en büyüğü şu: Devlet bizzat kendi uygulamalarında, üstelik ‘anayasaya aykırı olarak’ emek sömürüsünü kendisi yapıyor. Hem de babalar gibi! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;400 bin öğretmen açığının olduğu, 300 binin üzerinde öğretmenin kadrolu öğretmenlik için boş yere sınavlara alındığı –geçerken söyleyelim, bu sınavlardan 50 TL para toplanmaktadır- bir ülkenin başbakanının gencecik bir oğlunun gemileri olabiliyor. Hemen tüm bakanların çocukları, damatları önemli zenginler arasında olabiliyor. Başbakanın son yıllardaki zenginleşmesi ortada… İnsaf ama. Bizlere işsizliğin doğal olduğunu göstermek istiyorlarsa başta kendi yakınları işsiz kalsın da sözlerinin ufak da olsa bir anlamı olsun! Üstelik bu “tosuncukların” hiç biri sınavlarla, büyük zekâları sonucunda zengin olmuyorlar. İsteyen araştırsın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tabloya rağmen ücretli öğretmenliğin normal olduğunu anlatmaya çalıştıklarında ise, biz de şöyle sesleniyoruz onlara: Ücretli Başbakan İstiyoruz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;MÜCADELE ETMESİ GEREKENLERE 3-Y HATIRLATMASI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak çok muhterem, çok çalışkan, çok üretken, çok çok konuşkan sayın başbakanımızın iktidara gelmeden önce dilinden düşürmediği ve “3-Y” olarak bilinen sloganını hatırlatayım sizlere: Yoksulluk, Yolsuzluk ve Yasaklarla mücadele. Mücadele etmez olaydınız diyesi geliyor insanın… Sayın ki dedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar kötü şartlarda yaşamak zorunda bırakılan genç öğretmenler, sesini gürce duyurmayı başarabildi mi peki? Maalesef hayır. Bizler çeşitli eylemler yaparken çoğu arkadaşımız bizleri sadece izlemekle meşguller. Psikolojik sorunlara girenler, hatta intihar edenler çoğunlukta. (Bildiğimiz kadarıyla bu nedenlerle intihar eden 13 arkadaşımız var.) Mücadele edenler ise azınlıktayız, fakat umudu yitirmeyenleriz. Bizler son olarak 17 Nisan’da Eğitim-Sen’in düzenlediği Ankara’daki eyleme yoğun bir şekilde katıldık. Bundan sonraki büyük eylemimizi ise Temmuz ayındaki KPSS sonrasına saklıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.igep.biz/"&gt;http://www.igep.biz/&lt;/a&gt; sitesi üzerinden yürüttüğümüz mücadelemize tüm duyarlı kesimlerin desteği zorunlu ve gereklidir!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-5313190621821989397?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/5313190621821989397/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=5313190621821989397' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/5313190621821989397'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/5313190621821989397'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/ogluna-gemicik-ogretmene-issizlik_25.html' title='OĞLUNA GEMİCİK, ÖĞRETMENE İŞSİZLİK'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S9SpULpWffI/AAAAAAAABDQ/otjG1TtxUyU/s72-c/17nisan3.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-4267099053658260679</id><published>2010-04-25T05:50:00.000+02:00</published><updated>2010-04-25T05:50:11.174+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okumayi seven bir toplum muyuz - huseyin habip taskin'/><title type='text'>OKUMAYI SEVEN BİR TOPLUM MUYUZ?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S9O7z6FVPWI/AAAAAAAABCc/oc9yVebBXNs/s1600/okumak.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S9O7z6FVPWI/AAAAAAAABCc/oc9yVebBXNs/s320/okumak.gif" tt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Hüseyin Habip Taşkın&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:habibtaskin@gmail.com"&gt;habibtaskin@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her konu ilgi alanımızdır. Çünkü sorunlarımız ortaktır. Okumayı seven bir toplum muyuz? Kendimizi sorgulamamız gerekmektedir. Gerçekten kültürlü toplumda yaşıyor muyuz? Birçok soruyu kendimize sorabiliriz. Yanıtı da böylelikle bulmuş oluruz. Ancak bunun için de toplumu oluşturan farklı kesimlerdeki insanların arasına girmemiz gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğumuz büyüklerimizden duymuşuzdur: “Ah benim zamanımdaki…” Ben “benim zamanımdaki…” demeyeceğim. Demediğim için, şimdiki zamana bakmakla birlikte okumayı gerçekten sevip ya da sevmediğimizi yorumlamaya çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazılarımız “uzay çağı”nda olduğumuzu söyler. Uzay çağımıdır bilemem ama adı ne olursa olsun teknoloji dedikleri tüm aygıtlar piyasada tezgâhlarda satışa sunulmuştur. Sermaye kendi malını pazarlamak için-bu mal cep telefonu, bilgisayar, televizyon, internet vb. olabilir-öyle bir reklâm ağı oluşturmuştur ki, insanları kendi istedikleri alana rahatça kanalize edebilmektedir. İnsan beynini devamlı kilitleyebilmektedir. İnsanların düşüncelerine hükmedildiği için Aziz Nesin’in geçmişte dediği gibi “Koyun…” olmuşuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünce üretemiyoruz. Kısır döngülerde ha bire yalpalayarak dönüyoruz. Bencilleşiyoruz. Olan olayların ucu bize dokunmuyormuşçasına hareket ediyoruz. Birbirimize saygıyı, sevgiyi gösteremiyoruz. Hep “ben” mantığıyla hareket ediyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Entelektüelimiz bir alanda kendisini yetiştirmiş olsa da, halkın dilini konuşmaktan acizdir ve kendini farklı bir alana koymaktadır. Onun için halkla arasındaki uçurum gün geçtikçe derinleşmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sermaye reklâmlarıyla beyin yıkadığını çok basit örneklerle kanıtlayabiliriz. Televizyon programları sabah yayınından başlayarak yatıncaya kadar tümünü izleyen büyük bir kesim var. Cep telefonları neredeyse küçücük bebeğin eline verecek duruma geldik. Çocuktan başlayarak en büyüğümüzün elinde peynir-ekmek gibi tüketilen her marka var. Reklâmlara adapte olduğumuz için, sermayenin kuralına göre kontörlerini ve mesajlarını hemen tüketen çoğunluk bir kesim var. İnternette gününün büyük bölümünü geçiren vatandaşlarımız var. Halk arasındaki deyimiyle “geyik sohbeti” aynen böyle oluyor. Yapılan işlemler kişilerin gelişmesine uygun değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;At yarışlarına ve diğer şans oyunlarına umut bağlayanları, bireysel düşlerinde kulaç atanları da unutmayalım. Sabahın köründe kahvehane köşelerinde oyun oynayanları da unutmayalım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşsizlik alabildiğine çoğalmış. Okumada fırsat eşitliği olmadığı için geleceğin çocukları tel tel etrafa dökülmüş. Üniversiteyi bitiren genç bedenlerin işsizlikten beyinleri yorgun düşmüş. Sağlıktaki sağlıksız gelişmeler insanların dengesini sarsmış. Taşeronlaşma, rüşvet, torpil ve diğerleri… İnsan yaşamlarını birbirine katmış. İnsanlar karınlarını doyurmakla meşgul. Geçim derdi de eklenince, insanların okuma derdinden kolay söz edemiyoruz. Sermayenin istediği de buydu. Okumayan, kendini sorgulamayan aptal bir toplum yaratmaktı. Onu da başardılar diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrat Eğitimciler Sendikası’nın (DES) okuma alışkanlığı üzerine yaptığı anket çalışması, çarpıcı bir gerçeği ortaya çıkardı. Ankete katılan gençlerin büyük bir çoğunluğunun güncel gelişmeleri takip etmedikleri kaydedilirken, yüzde 72.5’inin günlük gazete almadığı, yüzde 36.3’ünün ise boş zamanlarını TV-internet ile geçirdiği belirlendi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençlerden aşağı kalır yanımızın olmadığı için biz büyükleride eklemeliyiz. Evet, halk arasında kullanılan “ot gibisin” sözünü hepimiz hakediyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankete katılanların yüzde 67.2’si, düzensiz aralıklarla kitap okuduğunu; yüzde 15.5’i, belli aralıklarla kitap okuduğunu söyledi. Düzenli kitap okuyanların oranı yüzde 8.9 iken, bu soruya cevap vermeyenlerin oranı ise yüzde 8.4 olarak belirlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankete katılanlara yöneltilen ‘En son ne zaman kitap satın aldınız’ sorusuna; yüzde 52.8’i bir yıldan uzun süre önce kitap satın aldığı, yüzde 22.6’sı bir yıl önce, yüzde 9.7’si yakın bir tarihte, yüzde 8.6’sı ise 6 ay önce kitap satın aldığı cevabını verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap okuma alişkanlığımız olmadığı için alınan gazeteleri gerçekten okuyor muyuz? Daha önceki yıllarda yapılan anket sonucunda gazete alımı nüfusumuza göre çok düşük olduğu belirtilmişti. Bir gerçeği gözardı edemeyiz: Alınan gazetenin okuyucusu sadece kendisini ilgilendiren bölümü okumaktadır. Bir çoğu sadece resimlerine bakarak ya da büyük puntalarla yazılan yazıyı okumakla yetinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuyan bir toplum olduğumuzu söyleyemeyiz. Bireysellik dürtüleriyle kendi eksenimizde çıkış yolu arayan, suskun ve ürkek bir toplumun kişileriyiz. Ankete katılanların yüzde 83.8’inin evinde kütüphanesi yok. Evinde kütüphanesi olanların oranı yüzde 11.7 iken, soruya cevap vermeyenlerin oranı yüzde 4.5 oldu. Günlük gazete alanların yüzde 69.2’sinin gazeteyi ayda bir kez aldığı, yüzde 18.7’sinin haftada bir kez, yüzde 8.2’sinin her gün gazete aldığı ortaya çıktı. Katılımcıların yüzde 31.1’i gazetelerin spor haberlerini, yüzde 27.2’si gazetelerin magazin, kültür, eğitim sayfalarını; yüzde 11.4’ü polis adliye haberlerini, yüzde 10.2’si hepsini, yüzde 5.3’ü köşe yazılarını okuyor. Siyaset haberlerini okuyanların oranı yüzde 4.8’de kalırken, ekonomi haberlerini okuyanların oranı ise yüzde 3.5 oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankette Türkiye’de kitabın, genel ihtiyaç maddeleri sıralamasında 235’inci sırada yer aldığı belirterek, Türkiye’de okunan kitapların genellikle “siyaset, aşk, cinsellik” konularını içerdiğini bildirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye, kitap okuma konusunda çoğu Afrika ülkelerinin gerisinde. Japonya’da toplumun yüzde 14’ü, Amerika’da yüzde 12’si, İngiltere ve Fransa’da yüzde 21’i düzenli kitap okurken, Türkiye’de yalnızca binde 1 kişi kitap okuyor. Bir Japon yılda ortalama 25, bir İsviçreli yılda ortalama 10, bir Fransız yılda ortalama 7 kitap okuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sonuçlardan kitap okuma alışkanlığı sistem içinde kabul görmemiş anlamı çıkarken, ülkemizde yaşananlar sadece olumsuzluklardan oluşmaktadır. Yaşadığımız yerin ekonomik, sosyal, kültürel yapısını anlamak için hepimiz okumak zorundayız. Geleceğimizi emekten yana örmek istiyorsak, bizlere düşeni yapmak zorundayız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;NEWROZ&lt;/strong&gt; HAFTALIK SİYASİ YORUM GAZETESİ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-4267099053658260679?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/4267099053658260679/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=4267099053658260679' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/4267099053658260679'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/4267099053658260679'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/okumayi-seven-bir-toplum-muyuz.html' title='OKUMAYI SEVEN BİR TOPLUM MUYUZ?'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S9O7z6FVPWI/AAAAAAAABCc/oc9yVebBXNs/s72-c/okumak.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-5013571203988892162</id><published>2010-04-24T00:12:00.000+02:00</published><updated>2010-04-24T00:12:00.156+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alma mazlumun ahini - salim turgut'/><title type='text'>Alma mazlumun ahını…</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S9IbCOdM_fI/AAAAAAAABCU/fY4klkfTwRc/s1600/sturgut.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S9IbCOdM_fI/AAAAAAAABCU/fY4klkfTwRc/s320/sturgut.jpg" tt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Salim TURGUT&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:turgutsalim@hotmail.com"&gt;turgutsalim@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararını veren Ankara 1 No'lu Sıkıyönetim Mahkemesi'nin Başkanı emekli Tuğgeneral Ali Elverdi geçtiğimiz günlerde öldü. Elverdi'nin ölüm nedeni kayıtlara, &lt;strong&gt;'yediği yemeğin nefes borusuna kaçması nedeniyle solunum yetmezliği'&lt;/strong&gt; olarak geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihte bazen öyle tesadüfi olaylar yaşanır ki, yaşayanlar da yaşadıklarına inanmakta güçlük çekebilir. Ankara 1 No'lu Sıkıyönetim Mahkemesi'nin Başkanı emekli Tuğgeneral Ali Elverdi’nin verdiği kararlar, özellikle Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ında aralarında bulunduğu THKO davası ile çok tartışıldı. Kararın siyasi bir karar olduğuna vurgular yapıldı. Nitekim 1987 yılında &lt;strong&gt;Nokta Dergisi&lt;/strong&gt;’nden &lt;strong&gt;Güldal Kızıldemir &lt;/strong&gt;Ali Elverdi ile yaptığı bir röpörtaj’da ‘&lt;strong&gt;Denizler'i İbret Olsun Diye İdam Ettik, Menderes'ler Şehit, Deniz'ler Hain’&lt;/strong&gt; diyerek verdikleri kararın hukuki değil siyasi olduğunu itiraf etmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Elverdi’nin Başkanı olduğu Ankara 1 Nolu Askeri Mahkemesi’nin verdiği idam kararı Üç Fidan’ın 6 Mayıs 1972’de asılarak idam edilmelerine neden oldu. Üç Fidan’ın asılırken koydukları tavır idama tanıklık eden dostunda düşmanında sempatisini kazandı. Nitekim Ali Elverdi’nin Denizlerin idamının ardından düşmansı duygularla yaptığı &lt;strong&gt;‘İdam sehpasında bile komünizm propagandası yaptılar’&lt;/strong&gt; sözleri uzun süre hafızalarda silinmedi. Denizlerin Avukatı Halit Çelenk’in yazdığı ve hala okuyanları duygulandıran &lt;strong&gt;‘Üç Fidan’&lt;/strong&gt; da ise idam anında Denizlerin onurlu duruşları halk nezdinde onları kahramanlaştırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkeme Başkanı Ali Elverdi, Mahkemenin savcısı Baki Tuğ, 1.Ordu Komutanı &lt;strong&gt;Faik Türün&lt;/strong&gt; gibi isimler 12 Mart sonrası devrimci sempatizanı olanların kulaklarına çalınan ilk olumsuz isimler olurken Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Hüseyin Cevahir ve İbrahim Kaypakkaya gibi isimler kahramanlaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;THKO davasından idam alan sonra idamı müebbet’e çevrilen Denizlerin dava arkadaşı Atilla Keskin, Ali Elverdi’nin ölümünün ardından kaleme aldığı yazının başlığını &lt;strong&gt;‘Tarih ve halk affetmez ve unutmaz...’&lt;/strong&gt; koymuştu. Hakikaten de öyle oldu. Denizlerin idam edilişlerinin 38.yılında idam kararını veren Ali Elverdi yemek yerken boğularak öldü. Tarihin cilvesi bu olsa gerek. Tarih bu yanlış kararı affetmedi. Kararı verenin de boğularak ölüsünü bizlere gösterdi. &lt;strong&gt;‘Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste’&lt;/strong&gt; diye boşuna söylememiş atalarımız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk, affetmedi. Çünkü cenazesine halktan kimse katılmadı. Askeri hakim ve bir dönem de milletvekili olmasına rağmen cenazesine zorunlu bir grup asker kaldırdı. Tabutunun siyah olması, tabut’un durduğu yerdeki duvarda Devlis.net yazısının ekrandaki aynı kareye takılmış olması yine tarihin bir cilvesi olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;78’liler uzun süredir (12 Mart ve 12 Eylül) darbecilerin yargılanması için mücadele yürütüyorlar. 78’liler darbecilerle hesaplaşmada bir bilinç devrimi yarattı. Suç işleyenlerin yanına kalmayacağını, ölüm döşeğinde bile olsa peşlerinde olunduğunu / olunması gerektiğini sürekli dillendirdiler / dillendirmekteler.. Bu mücadelede önemli bir yolun alındığı Elverdi’nin cenaze namazını kıldıran imamın &lt;strong&gt;‘merhumu nasıl bilirdiniz’&lt;/strong&gt; sorusunu sormamasından belli oluyor. Devletin resmi görevli imamının bu soruyu unuttuğu için değil vicdanlarda bir dönemin mahkum olduğu için sorulmadığı ortaya çıkıyor. Muhtemelen imam bu soruyu sorsaydı verilecek yanıt da ‘iyi’ olacaktı. Ama burada önemli olan imamın bu soruyu sormamış olmamasıdır. 78’lileri bu mücadelelerin de kutlamak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdamların ardından 38 yıl geçti. Ne tarih ne de halk affetti. Dönemin &lt;strong&gt;‘suçlayıcıları’&lt;/strong&gt; halk nezdinde, hatta imamın nezdin de bile&lt;strong&gt;‘suçlu’&lt;/strong&gt; olurken, dönemin &lt;strong&gt;‘suçluları’&lt;/strong&gt; tarih ve halk nezlinde ‘kahraman’ oldu. Üzerilerine ağıtlar, şiirler, türküler yakıldı.&lt;strong&gt; Can Yücel&lt;/strong&gt; Mare Nostrum’da;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;‘En uzun koşuysa elbet Türkiye'de de Devrim,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;O, onun en güzel yüz metresini koştu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En hızlısıydı hepimizin,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En önce göğüsledi ipi...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Acıyorsam sana anam avradım olsun,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!’&lt;/strong&gt; diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün emekten ve halktan yana olanların dilinden düşmeyen Can Yücel’in Mare Nostrum şiirindeki imgeler, Denizleri dünden bugüne, bugünden yarına kahraman olarak taşırken, dünün suçluları olan Ali Elverdiler’i, Baki Tuğlar’ı ve Faik Türünler’i ise halkın vicdanlarındaki suçlarıyla tarihin çöp tenekesindeki yerlerinde tutmaya devam edecektir. Ali Elverdi’nin cenazesine zorunlu olarak katılan bir kısım asker ve bürokrasiye karşın her 6 Mayıs*’ta alanları dolduran on binler halkın vicdanını yansıtamaya devam edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• 9 Mayıs 2010’da Mersin 68’liler Ormanı’nda üç fidan anıtı önünde on binler idam edilişlerinin 38.yılında yine Denizleri bir kez daha anarak dönemin suçlularını lanetleyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23 Nisan 2010 / Mersin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Özgür Medya&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ozgurmedya.org/"&gt;http://www.ozgurmedya.org/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-5013571203988892162?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/5013571203988892162/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=5013571203988892162' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/5013571203988892162'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/5013571203988892162'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/alma-mazlumun-ahn.html' title='Alma mazlumun ahını…'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S9IbCOdM_fI/AAAAAAAABCU/fY4klkfTwRc/s72-c/sturgut.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-2269632622011058693</id><published>2010-04-23T08:43:00.000+02:00</published><updated>2010-04-23T08:43:54.022+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bir daha asla - insan haklari dernegi'/><title type='text'>BİR DAHA ASLA!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S9FBd07wDqI/AAAAAAAABCM/KfaeKwbms8w/s1600/d-dayanisma.gif" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S9FBd07wDqI/AAAAAAAABCM/KfaeKwbms8w/s320/d-dayanisma.gif" tt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu olarak “İHD İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon”un açıklamasını basının ve kamuoyunun bilgisine sunuyoruz...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Necati Abay, TGDP Sözcüsü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24 Nisan 1915’de İstanbul’da Ermeni toplumunun önde gelen aydınları, milletvekilleri, yazarları, doktorları, müzikologları, hukukçuları, şairleri, kısaca bir gecede yaklaşık 220 aydın tutuklandı ve Haydarpaşa İstasyonu’ndan Anadolu’nun içlerine doğru yola çıkarıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yolculuktan çok azı sağ çıktı. İstanbul tutuklamaları tüm Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeni varlığına son verilmesinin habercisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi olarak 95. yıldönümünde 24 Nisan kurbanlarını anmak ve BİR DAHA ASLA demek için, 1915 utancını yüreğinde duyan herkesi 24 Nisan 2010 Cumartesi günü Haydarpaşa Garı’nın girişinde düzenlenecek anma buluşmasına davet ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugüne değin ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı tutumunuzla her zaman yanımızda hissettiğimiz sizlerin bu buluşmaya mümkün olduğunca aktif katılımı bize ve etkinliğimize güç katacak, çok değerli bir katkıda&lt;br /&gt;bulunacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;24 Nisan 2010 Cumartesi günü saat 13.30&lt;/strong&gt;’da Haydarpaşa Garı girişinde birlikte olmak umuduyla, bir kez daha &lt;strong&gt;BİR DAHA ASLA&lt;/strong&gt; demek üzere katılımınızı bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İnsan Hakları Derneği&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul Şubesi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;YER:&lt;/strong&gt; HAYDARPAŞA GARI GİRİŞİ&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TARİH&lt;/strong&gt;: 24 Nisan 2010, CUMARTESİ&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;SAAT&lt;/strong&gt;: 13.30&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-2269632622011058693?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/2269632622011058693/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=2269632622011058693' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/2269632622011058693'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/2269632622011058693'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/bir-daha-asla.html' title='BİR DAHA ASLA!'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S9FBd07wDqI/AAAAAAAABCM/KfaeKwbms8w/s72-c/d-dayanisma.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-3659592575447755536</id><published>2010-04-20T19:26:00.000+02:00</published><updated>2010-04-20T19:26:52.832+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anayasa paneli - 10 aralik hareketi'/><title type='text'>ANAYASA PANELİ - BURSA‏</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S83jsxyxCGI/AAAAAAAABCE/Ek4uMEG2n90/s1600/anayasapaneli.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S83jsxyxCGI/AAAAAAAABCE/Ek4uMEG2n90/s640/anayasapaneli.jpg" width="450" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;10 ARALIK HAREKETİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:10aralik@10aralik.org.tr"&gt;10aralik@10aralik.org.tr&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-3659592575447755536?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/3659592575447755536/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=3659592575447755536' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/3659592575447755536'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/3659592575447755536'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/anayasa-paneli-bursa.html' title='ANAYASA PANELİ - BURSA‏'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S83jsxyxCGI/AAAAAAAABCE/Ek4uMEG2n90/s72-c/anayasapaneli.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-6323559391264323001</id><published>2010-04-19T19:23:00.001+02:00</published><updated>2010-04-20T07:03:21.371+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkin ozani ihsani - fezali'/><title type='text'>HALKIN OZANI İHSANİ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8yRiIRqwCI/AAAAAAAABB8/WvXM9X8DtZY/s1600/asikihsani.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8yRiIRqwCI/AAAAAAAABB8/WvXM9X8DtZY/s320/asikihsani.jpg" width="320" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;Cirik Haci / &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Fezali&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="mailto:Cirik.Haci@gmx.de"&gt;Cirik.Haci@gmx.de&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Yüzü ak, anlı açık, duran yiğit&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Gür sesli İhsani, halkın ozanı &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;İşçiye ders verdi, yakmadı ağıt&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Gür sesli İhsani, halkın ozanı&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Halka uyarıyı dilde arıttı&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Yaratıcı güçle dehalar kattı&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Halkının acısın içinde tattı&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Gür sesli İhsani, halkın ozanı &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Dilinde marş, eli sazın telinde&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Yürüdü daima halkın yolunda&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Emeğin var olduğu tam yerinde&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Gür sesli İhsani, halkın ozanı &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Fezalim&lt;/strong&gt; der hacim, barışa yürü&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Uyan artık uyan emeğin sırrı&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Çelik bileklim yekin daha diri&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Gür sesli İhsani, halkın ozanı&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;--------------&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.fezalibaba.com/"&gt;http://www.fezalibaba.com/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-6323559391264323001?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/6323559391264323001/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=6323559391264323001' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/6323559391264323001'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/6323559391264323001'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/halkin-ozani-ihsani.html' title='HALKIN OZANI İHSANİ'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8yRiIRqwCI/AAAAAAAABB8/WvXM9X8DtZY/s72-c/asikihsani.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-7174626829730135899</id><published>2010-04-18T21:41:00.001+02:00</published><updated>2011-01-22T04:46:31.329+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='7. geleneksel kurulus etkinligi'/><title type='text'>7. GELENEKSEL KURULUŞ GÜNÜ ETKİNLİĞİ‏</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/TTpTD8qJgvI/AAAAAAAABWs/leygx0l9JC0/s1600/aka-der.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 224px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5564851616857293554" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/TTpTD8qJgvI/AAAAAAAABWs/leygx0l9JC0/s320/aka-der.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-7174626829730135899?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/7174626829730135899/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=7174626829730135899' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/7174626829730135899'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/7174626829730135899'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/7-geleneksel-kurulus-gunu-etkinligi.html' title='7. GELENEKSEL KURULUŞ GÜNÜ ETKİNLİĞİ‏'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/TTpTD8qJgvI/AAAAAAAABWs/leygx0l9JC0/s72-c/aka-der.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-8032933359887417444</id><published>2010-04-17T08:17:00.000+02:00</published><updated>2010-04-17T08:17:47.870+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='emegin sanati 72.sayi'/><title type='text'>Emeğin Sanatı E-Derginin 15 Nisan Tarihli 72. Sayısı Yayında</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8lR-YeoekI/AAAAAAAABBs/Dkk_iiuNNnw/s1600/emeginsanati72.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8lR-YeoekI/AAAAAAAABBs/Dkk_iiuNNnw/s320/emeginsanati72.jpg" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Emeğin sanatçısı, yapıtları aracılığıyla kitlelere kişilik bilinci verirken, kendi bilincinin zenginliğini onların imgelemlerine taşır. Bu bilinç, kişinin bencil ve bireyci çıkarlarının çerçevesini cesaretle aşacak, sanatın getirdiği güzelduyumu coşkunlukla yaşantıya dönüştürecek bir bilinçtir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emeğin Sanatı, sanat ve kültür bağlamında insanların salt tüketici yönünü geliştirmekle yetinemez. Maddi ve kültürel değerlerin eylemsiz tüketicisi olan toplumsal tiplerin gevşekliği silinerek, kişinin üretken ve yaratıcı yönlerini daha çok canlandırmanın yöntemlerini geliştirir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emeğin Sanatı, yanlış anlamlandırmaların ötesinde —belli çevrelerin pompaladığının tersine— bir propaganda aracı olmaktan çok, bireyin bilincini geliştirerek, iç varlığını zenginleştirmek yoluyla toplumsal ilerleyişin itici gücü konumuna ulaştırmayı amaçlar. Özlü olarak vurgulayacak olursak, kişileri sürü psikolojisiyle belli bir noktaya yöneltmez; sosyalist kişiliğin oluşum ve gelişimi sürecinde gölgeleri aydınlatarak süreci hızlandırır. Emeğin sanatçısı, bilinci kapalı kalabalıklar oluşturmanın değil, her katılanın kendi bireysel gücünü ve zenginliğini ortaya koyabilen bilinçli kitleler oluşturmanın sorumluluğunu taşır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorumluluk, insanın duyuşsal ve düşünsel dünyasının derinine inen, bireysel iç dünyasını zenginleştiren, görüş açısını genişleten yeni ve güçlü bir estetik yaratma sorumluluğudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://emeginsanati2.blogcu.com/"&gt;http://emeginsanati2.blogcu.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• EMEĞİN SANATI'NDAN 72. MERHABA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• EVİN OKÇUOĞLU: “Çıkış”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• ADNAN DURMAZ:“Deli Kuşun Kanadı”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• YAŞAR DOĞAN:”Semer Gowendi”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• A. KARABAĞ:“Kulaklarımda Gitar Sesleri”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• TEMEL KURT:“Çavbella”}{A.TAHSİN:“Seninle Bir Türkü Farkıdır..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• ERCAN CENGİZ: "Sevmek İçin Yeniden"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• ÖMER GÖLGE:“Kan Düşer”}{NİLGÜN ACAR:“Düş Rengi”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• ERHAN TIĞLI:“Kapalı Kapıları Açmak”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• A. Z. ÇAMUR:“Hasan Şahingöz, Demir Parmaklıklardan Şiir Süzüyor”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Eski adresimiz 50 sayı çıkan dergimizin arşivi olarak &lt;a href="http://emeginsanati.blogcu.com/"&gt;http://emeginsanati.blogcu.com/&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;adresinde yayınını sürdürmektedir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_______________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;e-posta adresimiz: &lt;a href="mailto:emegin_sanati@mynet.com"&gt;emegin_sanati@mynet.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grup İletişim Adresimiz:http://gruplar.Antoloji.Com/emegin-sanati&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Google Grup Adresimiz: &lt;a href="http://groups.google.com.tr/group/emegin_sanati"&gt;http://groups.google.com.tr/group/emegin_sanati&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Google Grup e-posta: &lt;a href="mailto:emegin_sanati@googlegroups.com"&gt;emegin_sanati@googlegroups.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emeğin Sanatı Forum adresi: &lt;a href="http://emeginsanati.forumup.com/"&gt;http://emeginsanati.forumup.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bizim sanatımız, toplumsal kavgamızın bir parçasıdır.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-8032933359887417444?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/8032933359887417444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=8032933359887417444' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/8032933359887417444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/8032933359887417444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/emegin-sanat-e-derginin-15-nisan.html' title='Emeğin Sanatı E-Derginin 15 Nisan Tarihli 72. Sayısı Yayında'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8lR-YeoekI/AAAAAAAABBs/Dkk_iiuNNnw/s72-c/emeginsanati72.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-1328266489225932345</id><published>2010-04-16T06:19:00.000+02:00</published><updated>2010-04-16T06:19:58.016+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aciklama'/><title type='text'>Türkiye Barış Meclisi'nden Açıklama:</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8flH2OvhtI/AAAAAAAABBk/t0jpBQrY1iY/s1600/tb_meclisi_logo.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8flH2OvhtI/AAAAAAAABBk/t0jpBQrY1iY/s320/tb_meclisi_logo.jpg" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;BASINA ve KAMUOYUNA&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Barış Meclisi olarak kapatılan DTP’nin Eşbaşkanı Ahmet Türk’e Samsun Adliyesi önünde yapılan saldırıdan dolayı büyük bir üzüntü ve kaygı duyuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü, Ahmet Türk’e yapılan bu saldırı, Türkiye’nin barış ve demokrasisine yönelik bir saldırıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Türk Samsun’a, geçen yıl Aralık ayında Muş’un Bulanık İlçesi’nde DTP'nin kapatılmasını protesto eden kişilere ateş açarak 2 kişinin ölümüne, 4 kişinin de yaralanmasına neden olan JİTEM elemanı Turan Bilen ile kardeşi Metin Bilen’nin 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden duruşmalarını izlemek üzere gitmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muş Bulanık'ta iki kişiyi katleden JİTEM elemanını korumak amacıyla davayı Samsun’a taşıyan yetkililer aynı zamanda katledilenlerin yakınlarını, avukatlarını ve Ahmet Türk'ü de korumakla yükümlüdürler. Bu bakımdan saldırganın güvenlik güçlerinin gözü önünde hiçbir engele takılmadan alçakça bir saldırı gerçekleştirebilmesi oldukça düşündürücü ve manidardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerek AKP Hükümeti’nin Kürt hareketini tasfiyeye yönelik tutum ve politikaları, gerekse statükocu güçlerin ırkçı, milliyetçi ve ayrımcı kışkırtma ve manipülasyonları şiddeti ve faşizan linç girişimlerini yaygınlaşmıştır. Hükümetin bütün bunları “vatandaş tepkisi” olarak değerlendirmesi ise bu süreçte cesaretlendirici bir işlev görmüştür. Nitekim bu saik ile İzmir’de DTP konvoyuna atılan taşlar, daha sonra Dolapdere’de çekilen silahlara, ardından da Muş’ta can almak üzere sıkılan mermilere dönüşmüştür. Bu kez de hükümet toplumsal sonuçları ağır olacak olan bu saldırılardan sonra büyük bir sessizliğe gömülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Türk’e yapılan saldırı da bu zincirin bir halkasıdır. Başka bir deyişle bugüne kadar uygulana gelen şiddet politikalarının başka bir örneğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Türk’e geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış ortamının daha fazla zedelenmemesi, yeni saldırıların olmaması için hükümeti önlem almaya, sorumluları mazur göstermeden adil biçimde yargılamalarını sağlamaya çağırıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ülkemizin her yerinde sadece ve sadece barış ve kardeşlik içinde birlikte yaşama arzusunda olan büyük çoğunluğun, her şeye karşın, bu arzularını gerçekleştireceğini bir kez daha hatırlatıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TÜRKİYE BARIŞ MECLİSİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönem Sözcüsü &lt;br /&gt;Metin Bakkalcı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13 Nisan 2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-1328266489225932345?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/1328266489225932345/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=1328266489225932345' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/1328266489225932345'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/1328266489225932345'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/turkiye-bars-meclisinden-acklama.html' title='Türkiye Barış Meclisi&apos;nden Açıklama:'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8flH2OvhtI/AAAAAAAABBk/t0jpBQrY1iY/s72-c/tb_meclisi_logo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-3875016967849713693</id><published>2010-04-15T21:50:00.000+02:00</published><updated>2010-04-15T21:50:34.664+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sempozyum'/><title type='text'>Sempozyum: Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8dtyYrOR_I/AAAAAAAABBc/Np-ltusBPj4/s1600/hrant-dink.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8dtyYrOR_I/AAAAAAAABBc/Np-ltusBPj4/s320/hrant-dink.jpg" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Öncesi ve sonrasıyla 1915: İnkar ve Yüzleşme&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1915 Within its pre and post-historical periods: Denial and Confrontation&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncesi ve sonrasıyla 1915: İnkar ve Yüzleşme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;24-25 April/Nisan 2010 Ankara&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;I. Session: Armenian issue from historical perspective&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;I. Oturum: Tarihsel açıdan Ermeni Meselesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;II. Session: Official ideological Denial and Extirpation from The Committee of Union and Progress to Kemalism&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;II. Oturum: İttihat ve Terakki’den Kemalizme Resmi ideolojik İnkar ve İmha&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;III. Session: Turkification of Capital or What happened to the Armenian abondened properties ?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;III. Oturum: Sermayenin Türkleştirilmesi veya Emval-i Metrükesine ne oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;IV. Session: “Armenian Issue”: What is and How it is to be done?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;IV. Oturum: “ermeni Meselesi”: Ne ve nasıl yapmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;V. Session: Poster Bulletins&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;V. Oturum: Poster Bildiriler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;VI. Session: Matter and Approach&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;VI. Oturum: Sorun ve Yaklaşım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Contact&lt;/strong&gt;/İletişim: 00905418506258 00905418506247&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-3875016967849713693?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/3875016967849713693/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=3875016967849713693' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/3875016967849713693'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/3875016967849713693'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/sempozyum-ankara-dusunceye-ozgurluk.html' title='Sempozyum: Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8dtyYrOR_I/AAAAAAAABBc/Np-ltusBPj4/s72-c/hrant-dink.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-8982863497334461853</id><published>2010-04-14T18:44:00.000+02:00</published><updated>2010-04-14T18:44:21.932+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='üretenler anayasa yapmadikca - huseyin habip taskin'/><title type='text'>ÜRETENLER ANAYASA YAPMADIKÇA SORUNLAR ÇÖZÜLMEZ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8XwwjrGiGI/AAAAAAAABBU/3m7wP83JEio/s1600/tcanayasa.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8XwwjrGiGI/AAAAAAAABBU/3m7wP83JEio/s320/tcanayasa.jpg" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Hüseyin Habip Taşkın&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:habibtaskin@gmail.com"&gt;habibtaskin@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamın zorlaştırdılar, hep birlikte zorla nefes alıyoruz. Ağırlaşan koşullar altında koro halinde inliyoruz. Aynı sorunlarla boğuştuğumuz halde biz birbirimizi anlamakta zorluk çekiyoruz. Onun içindir ki, gelen-geçen sırtımızdan eksik olmuyor. “Gelen ağam giden paşam” diye diye yaşamımızı köle gibi sürdürüyoruz. Bunun bile farkında değiliz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletin zirvesinde anayasa değişikliği konuşuluyor. Tartışmalar muhalefet ile iktidar arasında sert tartışmalara neden oluyor. Muhalefet cephesi “Anayasayı değiştirmek hukuka aykırıdır” diye tepki gösterirken, iktidar cephesi anayasa’nın yenilenmesinden yana esip gürlüyor. Vatandaş da olan biteni tiyatro izler gibi izliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olanları izlerken bizim halimiz ne olacak diye düşünüyorum. Biryandan halimiz mi kalmış demeden edemiyorum. İnanın posamızı çıkardılar diyebilirim. Yukarıda çıkar savaşı devam ederken, altta biz ezilen kesimler örgütsüzlüğümüzden dolayı bir yerlere savruluyoruz. Onunda farkında değiliz. Yaşıyoruz işte, ama nasıl? Yaşıyorsak buna da yaşamak denir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP ve MHP aynı safta yer almış, koro halinde “devletin elden gitmekte olduğuna” vurgu yapıyorlar. CHP “şeriat geliyor” ve “ordu göreve” temasını çok işlerken, MHP “meydanın bölücülere bırakılacağını” iddia ediyor. Oysa ülkede muhalefet ile iktidar aynı dili kullanıyor. Bu ince bir çizgidir. Anlamak için olayları, cümleleri yerli yerine koymak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülkede Kemalist bir rejim var. Dışa bağımlılıkta var. İMF, ABD ve AB ne derse her iktidar döneminde partiler ya da koalisyon hükümetleri onu uygulamak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletin zirvesi hareketli; AKP kendini sağlama almak için, muhalefet ise muhalefetten kurtulup iktidar olmak için var güçleriyle ellerindeki kozları birebir döküyorlar. Milletvekillerinin dokunulmazlıkları var. Bu dokunulmazlık zırhını kaldırmak istemeyenler var. Ama bizlerin böyle bir hakkı olmadığı gibi, polis yaka paça gözaltına alabilmektedir. İstediği gibi sorgulama yapabilmektedir. Mahkemede istediği gibi hareket edebilmektedir. Bu açıktan bir ayrımcılıktır. ‘Gücü yetene’ anlamına gelmektedir. Yine yüzde on barajı vardır ki ötekine siyasal yaşam hakkı vermemekte, barajı aşağı çekme taleplerine ise AKP, CHP ve MHP birlikte karşı çıkmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anayasanın içeriğine bakmak gerekir! Kimin Anayasası? Emekçilerin, yoksulların anayasası mı? Hayır. İçeriğine bakarak kimin anayasası olduğunu anlayabiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülkede ağırlığı olan TÜSİAD ile MÜSİAD vardır. Farklı düşüncelerde olsalar da sermaye cephesini oluşturmaktadırlar. Ağırlığı olanlar grubundandırlar. Devletin motor gücünü oluşturan gruplardan olduğu için onların çıkarlarına göre bir anayasa değişikliği yapılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesimi bütünleştirecek bir anayasadan söz edenler gerçeği söylemiyorlar. İşsizlik ve yoksulluk sürerken, eğitim ve sağlıkta fırsat eşitliği yokken, İş ve can güvenliği yokken, kayıt dışı ve sigortasız çalıştırma devam ederken, GDO’lu ürünlerin göz göre göre sofralarımıza gelirken, rüşvet ve yolsuzluklar artarken, üniversitelerin hali buyken, bolca cezaevi açarken, düşüncelerinden dolayı insanlar hala cezalandırılıyorken, taşeronlaştırma ve asgari ücretli kölelik tüm hızıyla yayılıyorken, doğa katlediliyorken, ırkçılık sistemli olarak gündemde ve hedef tahtasına Kürtler, Romanlar ve Ermeniler konuluyorken... Bunlara çözüm üretmeyecek bir anayasa”bütün kesimleri kucaklayan”bir anayasa olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan haklarını öne alan, her yönüyle eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasaya ihtiyaç var. her yönüyle eşitlikçi, insanın insanı ezmediği sömürmediği, emeğe dayalı, insan ayrımı yapmayan, kendi dilini konuşan, kültürünü yaşatabilen ve insana dayalı, hayvanlara dayalı, doğaya dayalı ne varsa… Bir arada yaşayabilmenin ortak paydalarından yola çıkmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazırlık çalışması yapılan anayasada emekçilerin talepleri değil, sermayenin talepleri ön sıralarda olacaktır. Bunun içindir ki anayasayı asıl üretenler yapmalıdır. Emeğe saygı gösterenler yapmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;NEWROZ &lt;/strong&gt;HAFTALIK SİYASİ YORUM GAZETESİ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-8982863497334461853?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/8982863497334461853/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=8982863497334461853' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/8982863497334461853'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/8982863497334461853'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/uretenler-anayasa-yapmadikca-sorunlar.html' title='ÜRETENLER ANAYASA YAPMADIKÇA SORUNLAR ÇÖZÜLMEZ'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8XwwjrGiGI/AAAAAAAABBU/3m7wP83JEio/s72-c/tcanayasa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-7584110036987692863</id><published>2010-04-13T20:19:00.003+02:00</published><updated>2010-04-14T08:22:48.779+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kaldirac 109.sayi'/><title type='text'>KALDIRAÇ dergisi, 109. Sayımız Çıkmıştır!‏</title><content type='html'>109. SAYIMIZI YAYINEVLERİMİZ VE KİTAPÇILARDAN TEMİN EDEBİLİRSİNİZ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul İrtibat : Şehitmuhtar mah. Nane sok. No:15 Beyoğlu/İstanbul tel/fax: 0212 251 68 61&lt;br /&gt;Ankara İrtibat: Mithatpaşa cad. No: 34/F D:33 Kızılay/Ankara tel/fax: 0312 434 39 71&lt;br /&gt;İzmir İrtibat: tel: 0232 329 52 67&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.kaldiracdergi@gmail.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.kaldiracankara@gmail.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-7584110036987692863?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/7584110036987692863/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=7584110036987692863' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/7584110036987692863'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/7584110036987692863'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/kaldirac-dergisi-109-saymz-ckmstr_13.html' title='KALDIRAÇ dergisi, 109. Sayımız Çıkmıştır!‏'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-590376057522728951</id><published>2010-04-13T07:00:00.000+02:00</published><updated>2010-04-13T07:00:41.432+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siir istanbul 2010'/><title type='text'>“ŞİİRİSTANBUL/2010” BAŞLIYOR</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8P3eHZinyI/AAAAAAAABAc/5XLAb0k6wNw/s1600/istanbul-siir-festivali.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8P3eHZinyI/AAAAAAAABAc/5XLAb0k6wNw/s320/istanbul-siir-festivali.jpg" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu yıl beşincisi düzenlenen &lt;strong&gt;Uluslararası İstanbul Şiir Festivali ŞİİRİSTANBUL, 20-25 Nisan&lt;/strong&gt; tarihleri arasında İstanbul’u şiire doyuracak. Şehrin dört bir yanında şiir dinletisi ve konserlerin düzenleneceği festivalde, bu yıl ağırlıklı olarak İskandinav ülkelerinin şairleri yer alacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ŞİİRİSTANBUL&lt;/strong&gt;’u Türk şiirinin, hayatlarını şiire adamış iki büyük ismi, &lt;strong&gt;Sait Maden ve Ahmet Oktay, Adonis&lt;/strong&gt;’le beraber onurlandıracaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Festivalin onur konukları arasında yer almasını arzu ettiğimiz şair &lt;strong&gt;Kemal Burkay&lt;/strong&gt;; festivali izlediğini, katılmaktan onur duyacağını, ancak sonbaharda Türkiye’de yaşanan iyimser havanın, bilinen nedenlerle kaybolması yüzünden bu sene katılma şartlarının bulunmadığını söyledi. Bununla birlikte “Çarin/Rubailer” adlı Kürtçe/Türkçe kitabını festivale armağan etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ŞİİRİSTANBUL Festivali&lt;/strong&gt; kendisini &lt;strong&gt;“Toprak Vatanım, İnsan Ulusum”&lt;/strong&gt; sloganıyla tanımlıyor. Şiiristanbul/2010 ise &lt;strong&gt;“Şiir Her Yerdedir”&lt;/strong&gt; sloganıyla, kültür merkezlerinin, toplantı salonlarının, tarihi mekânların yanı sıra, kafeleri, lise ve üniversite kampüslerini, sokakları, küçüklü büyüklü meydanları işaret ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Festival programı, 20 Nisan sabahı &lt;strong&gt;Taksim Hill Otel’&lt;/strong&gt;deki basın toplantısı ile başlayacak. Şairler gün içinde Boğaziçi’nde yapılacak tekne gezisine katılacak. Akşam, Aya İrini Kilise Müzesi’nde, Devlet Senfoni Orkestrası &lt;strong&gt;“Yaylı Sazlar Dörtlüsü”&lt;/strong&gt;nün konserini takiben Onur Konukları sahneye davet edilecek. Beş gün sürecek olan Festivalin tema edebiyatını, &lt;strong&gt;“İskandinav Şiiri ve Sürgün Edebiyatı”&lt;/strong&gt; başlığıyla İskandinav Şiiri oluşturuyor. Festivale bazıları, işgal sonrası Irak’tan “sürgün” konumuna düşen şairler olmak üzere, İskandinav ülkelerinin önde gelen şairleri &lt;strong&gt;Magnus William-Olsson, Andres Olsson, Özkan Mert, Tone Hödenbö, Peter Laughesen, Henrika Ringbom, Jasim Mohamed ve Duna Ghali &lt;/strong&gt;katılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ŞİİRİSTANBUL&lt;/strong&gt; bu yıl, Bahreyn’den &lt;strong&gt;Kasım Haddad&lt;/strong&gt;, Filistin’den &lt;strong&gt;Halid Darwish&lt;/strong&gt;, Yunanistan’dan &lt;strong&gt;Angeliki Sidira&lt;/strong&gt;, Romanya’dan &lt;strong&gt;Elena Popescu&lt;/strong&gt;, Ermenistan’dan &lt;strong&gt;Armen Harutyunyan&lt;/strong&gt; olmak üzere çok sayıda dünya şairini konuk ediyor. Kürtçe’nin önde gelen şairlerinden &lt;strong&gt;Erbilden Bedirxan&lt;/strong&gt; Sindi ve İran’ın Senendeç kentinden &lt;strong&gt;Nahide Hüseyin&lt;/strong&gt;’e, Diyarbakır’dan &lt;strong&gt;Berken Bereh&lt;/strong&gt; sesini katıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emel İrtem (Türkiye), Natali Nikiforova (Rusya), Elena Kasyan (Ukrayna), Maya Tzenova (Bulgaristan), Tone Hödenbö (Norveç), Duna Gahli (Danimarka), Henrika Ringbom (Finlandiya), Nahide Hüseyin (İran-Mahabat), Angeliki Sidire (Yunanistan), Elena Popescu (Romanya), Gonca Özmen (Türkiye), Betül Dünder (Türkiye), Arzu Alır (Türkiye), Duygu Ergun (Türkiye), Kezban Karaaslan (Türkiye), Sema Güner (Türkiye), Eren Aysan (Türkiye), Deniz Durukan (Türkiye), Hayriye Ersöz (Türkiye), Ayşe Nalan (Türkiye), Asuman Susam (Türkiye), Olcay Öztunalı (Türkiye); Aliye Özlü (Türkiye), Hilal Karahan (Türkiye), Hayriye Ersöz (Türkiye), Serap Erdoğan (Türkiye), Ayşe Nalân (Türkiye), artık festivalin bir geleneği haline gelen &lt;strong&gt;Şair Kadınlar Buluşması’&lt;/strong&gt;nda bir araya gelecek. Buluşmayı İlkim Karaca, Duygu Ergun ile birlikte yönetecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde Rus Şiiri etkinliğinde &lt;strong&gt;Natali Nikiforova&lt;/strong&gt;, Günümüzde Ukrayna Şiiri etkinliğinde &lt;strong&gt;Elena Kasyan, Pavel Grebenyuk&lt;/strong&gt;, Günümüzde Kürt Şiiri etkinliğinde &lt;strong&gt;Latif Epözdemir, Bedirhan Sindi, Nahide Hüseyin, Berken Bereh ve Sema Güler&lt;/strong&gt; yer alacak. Ukraynalı şairler, aynı zamanda ülkelerinin tanınmış müzisyenleri. Kendi şiirlerinden yaptıkları şarkıları, Şiirİstanbul etkinliklerinde de seslendirecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Özkan Mert’in şiirlerinden oyunlaştırılan “KENTLERİN SENFONİSİ” ve Şiir Tiyatrosu Oyuncularının Ece Ayhan’ın şiirlerinden oyunlaştırdığı “MOR KÜLHANİ”&lt;/strong&gt; adlı oyunlar festival çerçevesinde sergilenecek. Festivale Türkiye’den ayrıca &lt;strong&gt;Müslim Çelik, Adil İzci, Metin Cengiz, Muzaffer Özdemir, Latif Epözdemir, Tozan Alkan, Mete Özel, Baki Ayhan T., Tunay Bozyiğit, Şeref Bilsel, Tevfik Taş, Cenk Gündoğdu, Özgün Bulut, Mehmet Erte ve Şenel Gökçe&lt;/strong&gt; katılacak. Şair &lt;strong&gt;Küçük İskender&lt;/strong&gt;, bu sene üçüncüsü gerçekleşecek “küçük İskender ve yeni renkler” etkinliğinde, çok genç şairleri kürsüye çıkarmayı sürdürecek. “Kadıköylü Şairler Buluşması” ise, Kadıköy’de yaşayan şairlerin bazılarını, &lt;strong&gt;Mustafa Köz’ü, Enver Özgün Bulut’u, Ayten Mutlu’yu, Olcay Öztunalı’yı, Karin Karakaşlı’yı ve Cuma Bolat’ı &lt;/strong&gt;bir araya getirecek. Bu buluşma, önümüzdeki yıllarda da eklenecek yeni halkalarla bir zincir oluşturacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Festival’de, &lt;strong&gt;Güngör Tekçe&lt;/strong&gt;’nin hazırladığı &lt;strong&gt;“Galatasaray’dan Şairler Geçti”&lt;/strong&gt; adlı tematik antolojinin tanıtılacağı bir etkinlikte, Galatasaray Lisesi mezunu şairlerden &lt;strong&gt;Güngör Tekçe, Salih Ecer, Emirhan Oğuz, Tozan Alkan ve Tuna Kiremitçi&lt;/strong&gt; bir araya gelecek. Etkinliğe Galatasaraylılar Derneği ev sahipliği yapacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugüne dek 54 ülkeden 134 şairin konuk olarak katıldığı &lt;strong&gt;Şiiristanbul: Uluslararası Şiir Festivali; &lt;/strong&gt;şiirin ve tiyatronun yanı sıra, müziğin de yer aldığı bir etkinlik&lt;strong&gt;: Rojin, Evin Beyaz, Yılmaz Güney Çelik, Muzaffer Özdemir, Ali Nafile, Elena Kasyan, Pavel Grebenyuk ve “Düttürü Dünya”&lt;/strong&gt; grubu, festivale dinleti ve konserleriyle katılacak isimler. Üniversite ve liselerin edebiyat kulüpleriyle ortak etkinliklerin de düzenleneceği festivalin mekânları, Aya İrini Kilisesi, YKY Sermet Çifter Salonu, Makine Mühendisleri Odası Konferans Salonu, SESAM Konferans Salonu, Seyr-i Mesel, Galatasaraylılar Derneği, Boğaziçi Üniversitesi BTS Salonu, Şişli Terakki Lisesi, Kasımpaşa Çok Programlı Lisesi, Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi, Nâzım Hikmet Kültür Merkezi, Öteki Kültür Sanat Merkezi, Kadıköy Tarihi Çarşı Meydanı, Kadıköy İskele Meydanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ŞİİRİSTANBU&lt;/strong&gt;L şiiri sokağa ve meydanlara; İstanbulluları şiire; dünyanın şiir ustalarını İstanbul’a, İstanbullulara çağırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda bir çağrımız daha var: &lt;strong&gt;Herkesi 19-22 Ağustos tarihlerinde Uluslararası ŞİİRİSTANBUL ADALAR Festivali’ne bekliyoruz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Uluslararası İstanbul Şiir Festivali&lt;/strong&gt;, Şiirİstanbul ile ilgili ayrıntılı bilgi için www.siirfestivali.org adresine bakılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İletişim:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Latif Epözdemir&lt;/strong&gt;: 0532 247 47 47&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Erdem Bulut:&lt;/strong&gt; 0554 860 50 54&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;S. Zeki Tombak:&lt;/strong&gt; 0533 560 69 83&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-590376057522728951?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/590376057522728951/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=590376057522728951' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/590376057522728951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/590376057522728951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/siiristanbul2010-basliyor.html' title='“ŞİİRİSTANBUL/2010” BAŞLIYOR'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8P3eHZinyI/AAAAAAAABAc/5XLAb0k6wNw/s72-c/istanbul-siir-festivali.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-1903301461440260800</id><published>2010-04-10T18:05:00.000+02:00</published><updated>2010-04-10T18:05:01.598+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dönüsü olmayan yolun yolculari - seyhmus diken'/><title type='text'>DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOLUN YOLCULARI</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8CgcaeUdeI/AAAAAAAABAE/oYvoAUsWm4c/s1600/d%C3%B6n%C3%BCs%C3%BColmayanyol.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8CgcaeUdeI/AAAAAAAABAE/oYvoAUsWm4c/s320/d%C3%B6n%C3%BCs%C3%BColmayanyol.jpg" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8Cgl05cq3I/AAAAAAAABAM/mpK2GgTEEGs/s1600/seyhmus-diken.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8Cgl05cq3I/AAAAAAAABAM/mpK2GgTEEGs/s320/seyhmus-diken.jpg" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Şeyhmus Diken&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dönüşü Olmayan Yol, Sarya ve Geçmişin Gölgeleri"ni, kültürel ve siyasal varoluşun sıkı yürüyüşçülerine armağan edilmiş iyi bir edebiyat örneği olarak okudum. "Dönüşü olmayan yol" henüz tamamlanmamış bir uzun roman gibi aynı zamanda!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan teki yola neden çıkar? Hele bu yol kendince "dönüşsüz" bir yol ise!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İfadenin hemen başında vurgusunu yapmalıyım ki, "dönüşü olmayan yol" sözü en azından bu yazıya konu olması açısından kavramsal bir metafordur. Aslında yolun sonu gözükmekte, dönüşün akıbeti de meçhul değil, aşikârdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum girizgâhımıza konu oluşturan iki ciltlik roman için de geçerli bir belirlemedir. Zaten adını "Dönüşü Olmayan Yol" ve "Sarya" koyduğu uzun ve nehir romanında yazar Hasan Bildirici'nin muradı da okumalarımdan edindiğim izlenime göre kanımca budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dönüşü Olmayan Yol, bir dağ romanı!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü Kürtlerin hâla en azından 200 senedir muktedirlerce içinden çıkılamaz bir hale soktuğu 2010 dünyasındaki varlık-yokluk kavgaları bütün cesametiyle çözümsüz halde orta yerde duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çözümsüz uluslararasılık bile, meselenin dönüşü olmayan bir mecradaymış gibi algılanmasına rağmen, çözüme doğru umut veren siyasal aktörlerin can ve baş koydukları siyasi tercihler ile edebi örneklerin varoluşlarıyla ilintilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size bu satırları ülke dışından diasporadan aldığım bir ileti ve bir süre sonra da elime ulaşan iki ciltlik &lt;strong&gt;"Dönüşü Olmayan Yol" &lt;/strong&gt;ve &lt;strong&gt;"Geçmişin Gölgeleri"&lt;/strong&gt; romanları üzerine yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüşü Olmayan Yol, bir dağ romanı! Dağ Romanı olduğu kadar da kadınların romanı, Kürt kadınlarının romanı; Rozerin, Sarya, Rojda ve diğerlerinin romanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Rozerin'in anı defteri Rojda'nın elinde...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikâye filmografik! Üniversite öğrencisi bir genç Rojda'nın, memleketi Van'a ve ailesinin yanına dönüş yolu! Yol üzerinde bir kadın gerillanın kendisinin de katılımıyla yolcularla birlikte kar altına defnedilmesi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir şekilde gerilla Rozerin'in anılarını kaleme aldığı defterine Rojda'nın sahip oluşu ve bütün bir Kürt coğrafyasında çoğu kez "hançer yarası sınır boyları"nın da izinsiz destursuz geçişlere tanıklıkların, ev sahipliklerinin sıkı bir edebiyatı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türk edebiyatında Kürtler potansiyel suçlu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bir cumhuriyet döneminin Türkiye siyasal tarihi yeniden okunduğunda fark edilir ki; Kürt halkının siyasal talepkârlığı, Kürtlerce hiçbir dönemde ötelenmemiş, ertelenmemiştir. Bu siyasal talepkârlığın ister Türk, isterse Kürt yazarlara yansıyan yüzü ise genellikle farklı çehrelere bürünmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle cumhuriyetin tek parti ve hemen sonrasındaki siyasal sürece yansıyan evrelerindeki Kürde dair Türk edebiyatı, ağırlıklı olarak Kürdü aşağılayan, küçümseyen, potansiyel suçlu gibi gören; kısmen de mağduriyet ve eziklik üzerinden bir edebiyata ve yazın anlayışına ortam hazırlayan bir edebiyata kaynaklık etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kürtçe yazanlar kuşatılmış bir dünyaya hitap etti&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtlerce kaleme alınan edebiyat örnekleri ise Türkiye'deki yasaklı dil üzerinden Türkçe'nin hegemonik yapısı ve baskıcılığı nedeniyle üzülerek ifade etmek gerekir ki cılız kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtçe yazanlar zaten sıkıntılı olan ve gelenekselliği yeterince aşamamış bir kulvar içinde edebiyat yapmak durumunda kaldıklarından sınırlı ve kuşatılmış bir dünyaya hitap etmek durumunda kalmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yaşar Kemal, Mehmet Uzun....Ve umut&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşar Kemal gibi Türkçe yazan ama bizatihi Kürdün hikâyesini de yazan edebiyat şahsiyetleri ise romanlarında Kürdü insan olarak hakkettiği çapta doğru düzgün bir yere oturtarak bu haksızlığa edebiyatın dilinin elverdiğince yanıt olmaya çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasında Mehmed Uzun gibi modern Kürt edebiyatının dünyaya açılan yüzü diye ifade edeceğimiz öncüler ise siyasal karşı duruşun acımasızlığından maalesef önlerini yeterince göremeden muktedirin zulmüne maruz kalmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve 1980'li yıllarla birlikte Kürt edebiyat dünyasına kaynak oluşturabilecek yeni bir Kürt siyasal mücadelesi siyasetin modern kavramlarıyla da tanışarak zuhur etti. Elbette bu mücadele kendi edebiyatını yeni binyılda bihakkın yaratacaktır. Kimi Kürt şahsiyetleri "Kürtlerin son 30 yılının boyutlu siyasal tarihinin edebi örnekleri henüz yeterince ortaya çıkamadı" demekle ziyadesiyle haklılar. Ama tekil de olsa kimi ipuçları artık yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Umut da veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kendini dağ'a vermiş bir ruh haline edebi karşılık...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte son zamanlarda edebiyatçı Hasan Bildirici'nin iki ciltlik "Dönüşü Olmayan Yol-Sarya" uzun romanı ile tümüyle diaspora kültürünün ve yaşam biçiminin bir sürgün Kürt şahsiyetinin ruh hali ile buluşan dünyasına değen arka planı olarak romanına kurgu yapan "Geçmişin Gölgeleri" ziyadesiyle bu siyasal ve Kürdî sürece cevap olmaya aday edebiyat örneklerinden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dili uzun yıllarca yasaklanmış insanların kendini dağ'a vermiş bir ruh haline edebi karşılıktır kanımca bu türden edebiyat eserleri. Siyaset ne kadar kendi kulvarında yürür ve sonuca, çözüme doğru evrilirse evirilsin; siyaseti ebedileştirecek olan, iyi edebiyat örnekleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu nedenle "dipten gelen (edebi) uğultu"nun henüz kulaklara yeterince çalınmayan sesleri olarak algılıyorum Hasan Bildirici ve benzer "dağ edebiyatı" örneklerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;O kadar çok yazılacak hikâyeleri var ki!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanda adı geçen, ya da geçmeyen kadınlar roman boyunca bir söz söylüyorlar: "Dönüşü olmayan yolun ilk sözüyüm ben". Çok farklı şekillerde; gâh bir ağaç kovuğunda, gâh bir mağara oyuğunda, gâh bir kilise kalıntısında, gâh bir sınır tel örgüsünün dikenine takılmış bir gazete kupürünün yırtılmış parçasında veya bir anı defterinin kopuk sayfasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ilk sözün umut vaat eden son vurgusu ile finali yakalıyoruz: "Bizler dönüşü olmayan yolun yolcularıyız. Sonuna kadar yürüyeceğiz".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gine Bissau'nun büyük önderi Amilcar Cabral; &lt;strong&gt;"Ulusal başkaldırı kültürel varoluşla başlar"&lt;/strong&gt; der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kültürel (ve siyasal) varoluşun sıkı yürüyüşçülerine armağan edilmiş iyi bir edebiyat örneği olarak okudum "Dönüşü Olmayan Yol, Sarya ve Geçmişin Gölgeleri"ni. "Dönüşü olmayan yol" henüz tamamlanmamış bir uzun roman gibi aynı zamanda!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük yol yürüyüşçülerinin daha o kadar çok yazılacak hikâyeleri var ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaynak:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.silvanmucadele.com/"&gt;http://www.silvanmucadele.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.silvanmucadele.com/author_article_detail.php?id=127&amp;amp;uniq_id=1271273814"&gt;http://www.silvanmucadele.com/author_article_detail.php?id=127&amp;amp;uniq_id=1271273814&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-1903301461440260800?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/1903301461440260800/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=1903301461440260800' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/1903301461440260800'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/1903301461440260800'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/donusu-olmayan-yolun-yolculari.html' title='DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOLUN YOLCULARI'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S8CgcaeUdeI/AAAAAAAABAE/oYvoAUsWm4c/s72-c/d%C3%B6n%C3%BCs%C3%BColmayanyol.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-55712715732818468</id><published>2010-04-09T22:36:00.000+02:00</published><updated>2010-04-09T22:36:18.911+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bayrak provakasyonlarin - mustafa elveren'/><title type='text'>BAYRAK PROVAKASYONLARI</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7-PIzJTz2I/AAAAAAAAA_8/7_7_KRNpbEo/s1600/melveren.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7-PIzJTz2I/AAAAAAAAA_8/7_7_KRNpbEo/s320/melveren.jpg" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;”Bu satırları yazdığım sıralarda “Kürtler, Rojtv Ve PKK” başlıklı yazımdan dolayı Tunceli Emek Gazetesi Sahibi Dilek Karakoyun Tunceli Cumhuriyet Savcılığınca hakkında açılan soruşturma kapsamında sınavları nedeniyle bulunduğu Isparta’da Terörle Mücadele Şubesine çağrılarak ifadesinin alındığını üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayım. Ayrıca, adı geçen savcılığın bu kapsamda benim ifadelerime de baş vuracakları yönünde de bilgi edinmiştir. Sevgili Dilek’e geçmiş olsun dileklerimi sunar, moralini bozmamasını, sınavlarında başarılı oması halinde beni çok sevindirecektir. Gerek savcılık ve gerekse mahkeme safhalarında üzerime düşen bir sorumluluk var ise, yerine getireceğimi, bedel ödemem gerekirse bu bedeli ödemeye hazır olduğumu söyleyebilirim.”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Mustafa Elveren&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; – Em. Öğrt.&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:mustafaelveren@gmail.com"&gt;mustafaelveren@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu güne kadar tüm protesto yürüyüşlerinde, kimi zaman bir maç karşılamasında, bazen asker uğurlamasında ya da bir düğünde, hatta kedi-köpek yarışmalarında bile Türk Bayrağı hep öne çıkartıldı. O nedenle Türkiye’de başta Mersin olmak üzere, bir çok il, ilçe ve beldede bayrak provakasyonları yaşandı. Bu provakasyonlar hep PKK bahane edilerek yapılmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle bir ortam yaratıldı ki, provakatörlerin işi çok kolaylaştırılmıştır. Çok basit bir yönlendirmeyle kendini bilmez bir-iki cahil veya küçük yaştaki çocuklara bayrak yaktırabiliyorlar. Ya da herhangi bir Atatürk büstüne saldırıyı çok rahatlıkla yaptırabiliyorlar. Hatta, birkaç kuruş karşılığında kahvede oturan maganda tipli iki kişinin eline silah verip, DTP şimdiki adıyla BDP konvoylarında halkın üzerine ateş ettirebiliyorlar. Hem devletin ve hem de örgütlerin içinde uzantılarının olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle güçlü bir lobi oluşturmuşlar ki, önce “fısıltı gazetesi”ni devreye sokup, hayali bayrak yaktırıyorlar. Ardından da “Ezan susmaz, bayrak inmez”, “Kahrolsun ….” naralarıyla Kürtleri linç etmeye kalkışıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bunun en son örneği İzmir’in Tire İlçesi’nde yaşandı. Basındaki haberin özeti şöyleydi; Şehit Albay İbrahim Karaoğlanoğu Lisesi öğrenci pansiyonunda kalan üç-beş kürt öğrenciyi 50-60 kişilik bir grupla linç etmeye kalkıştılar. Pansiyonda kalan üç kürt öğrencinin “PKK’nin sempatizanı oldukları, Türk Bayrağı’nı yaktıkları” şeklinde önce propagandasını yaptılar ve ardından da linç etme girişiminde bulundular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha yeni yaşanan bu olay üzerinde devlet yetkililerinin bir kez daha düşünmeleri gerekir. Çünkü, provakatörler Devlet’in içindeki uzantıları olmadan tek başına bu olayları gerçekleştirmeleri mümkün değildir. Bu uzantılardan güç alan ve durumdan vazife çıkaran “vatan kurtaran Şaban”ların bu tür hareketleri Türkiye’nin bölünmesine çanak tutmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşanan bu olaylardan da anlaşılacağı üzere, AKParti Hükümeti’nin “Milli Birlik Çözüm Projesi”nin ne kadar gayriciddi olduğu ortaya çıkmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer taraftan ise, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında da bir bayrak polemiği yaşandı. Barış ve Demokrasi Partisi milletvekillerine karşı AKParti Hükümeti’nin “pis bıyıklı” eski bir bakanı tarafından “’Bu Bayrak bizim bayrağımızdır’ demelerini istiyorum” gibi baskıcı bir tutum ortaya koymaktadır. Tıpkı Güneri Cıvaoğlu’nun dönemin DEP Genel Başkanı Hatip Dicle’ye “Kınıyor musunuz” türündeki tuzak sorular gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKParti Hükümeti’nin “pis bıyıklı” eski bakanının o sözleri bana vefat etmiş olan MHP’nin eski milletvekillerinden Mehmet Gül’ü hatırlattı. O tarihlerde kanser hastası olan Mehmet Gül bir çok Tv. Kanalının ‘Haber-tartışma” proğramlarında bu “pis bıyıklı” eski bakanın söylediğinin aynısını yapıyordu. Ancak, ölümcül hastalığının son günlerinde hiç beklenmeyen olumlu bir çıkış yaptı. Mehmet Gül’ün o günlerde Vatan Gazetesi’nde yayınlanan bir röportajında şu cümleleri dikkat çekiciydi; “Dağda ölen PKK’lılar da öldükleri andan itibaren bizim şehidimiz. Atatürk nasıl ki Çanakkale’de savaşırken ölen Anzaklar’ın anneleri geldiği zaman, ‘Artık onlar bizim de evlatlarımızdır’ diyor. Onun gibi PKK’lıların anne babaları da bizim vatandaşımız...” Mehmet Gül’ün bu sözleri üzerine, birçok milliyetçi- ülkücü ve kendilerini “Türk Solu” olarak lanse eden ucube tarafından hakarete varacak derecede sert bir şekilde eleştirmişlerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki, öldükten sonra birbirimizi anlayabiliyoruz. Yine birçok aydının ve önderlerin ölümünden sonra değeri anlaşılabiliyor. Tıpkı Pir Sultan, Seyit Rıza, Nazım Hikmet, Deniz Gezmiş, İbrahim Kaypakkaya, Mazlum Doğan, Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya … gibi. Hepsinin isimlerini yazmak bu sayfalara sığmaz. Sadece sembol niteliğinde birkaç değeri sıraladım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlikte yaşama kültürünü geliştirmek için gerçekçi yeni projeler üretmeliyiz. Yoksa, sadece kendine ve yandaşlarına demokrat olan AKParti Hükümeti’nden çözüm beklemek saflık olur. Çünkü, her gün yenileri eklenen baskıcı icraatlarına tanık olmaktayız. Doktor Müslim Doğan’ın, İnşaat Teknisyeni Derya Tokacar’ın ve onlarca memurun Alevi inancından dolayı ya işine son veriliyor ya da sürgüne tabi tutuluyorlar. Bu arada Doktor Müslim Doğan’ın hak aramadaki tüm hukuki yolları kullanmaya devam ettiğini ve baskıya karşı direnmesiyle örnek bir duruş gösterdiğini memnuniyetle öğrenmiş bulunmaktayım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitim-Sen’deki mücadele arkadaşım, meslektaşım, halen BDP’nin Dersim-Tunceli Milletvekili olan Sayın Şerafettin Halis’ın TBMM’de bu konuda verdiği soru önergelerini takdirle karşılıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;"sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa" Nazım Hikmet’in bu dizeleri günümüzde de geçerliliğini ve önemini korumaktadır. Bazen Sayın Başbakan da bu ve benzer sözler kullandığını görüyoruz. Ancak, Başbakan samimiyetten uzak ve sadece siyasi rant amaçlı olarak bu sözleri kullandığını artık biliyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;“Yaşamak direnmektir” söylemi hepimiz için hatta tüm canlılar için geçerli olduğunu düşünüyorum. O nedenle, her türlü provakasyona, baskıya ve “ötekileştirme”ye karşı direnerek, gerektiğinde bedel ödeyerek mücadele etmek gerekir. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;---------&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;NOT:&lt;/strong&gt; Bu satırları yazdığım sıralarda “Kürtler, Rojtv Ve PKK” başlıklı yazımdan dolayı Tunceli Emek Gazetesi Sahibi Dilek Karakoyun Tunceli Cumhuriyet Savcılığınca hakkında açılan soruşturma kapsamında sınavları nedeniyle bulunduğu Isparta’da Terörle Mücadele Şubesine çağrılarak ifadesinin alındığını üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayım. Ayrıca, adı geçen savcılığın bu kapsamda benim ifadelerime de baş vuracakları yönünde de bilgi edinmiştir. Sevgili Dilek’e geçmiş olsun dileklerimi sunar, moralini bozmamasını, sınavlarında başarılı oması halinde beni çok sevindirecektir. Gerek savcılık ve gerekse mahkeme safhalarında üzerime düşen bir sorumluluk var ise, yerine getireceğimi, bedel ödemem gerekirse bu bedeli ödemeye hazır olduğumu söyleyebilirim. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://www.gomanweb.com/"&gt;http://www.gomanweb.com/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-55712715732818468?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/55712715732818468/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=55712715732818468' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/55712715732818468'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/55712715732818468'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/bayrak-provakasyonlari.html' title='BAYRAK PROVAKASYONLARI'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7-PIzJTz2I/AAAAAAAAA_8/7_7_KRNpbEo/s72-c/melveren.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-820090467965632617</id><published>2010-04-07T21:45:00.000+02:00</published><updated>2010-04-07T21:45:09.238+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aciklama'/><title type='text'>BASININ VE KAMUOYUNUN BİLGİSİNE</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7zghnwxmFI/AAAAAAAAA_0/E9bt4l4MpNo/s1600/sitebanner.png" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="74" nt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7zghnwxmFI/AAAAAAAAA_0/E9bt4l4MpNo/s320/sitebanner.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sigortasız Ve Güvencesiz Çalışmaya Hayır imza kampanyası sürecinde, çalışmalara hız verilerek İzmir'in çeşitli ilçelerinde imza standı açarak, konuyla ilgili bildiriler dağıtılarak, emekçi insanlarımızı, halkımızı bilgilendirmeye çalıştık. İzmir/ Kemeraltı'na ikinci kez imza kampanyası için çıktık. İzmir / Basmane' deki "dericiler kahvehanesi" önüne imza kampanyası için çıktık. İzmir / Yeşildere'de Pazar günleri kurulan bitpazarına imza kampanyası için çıktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler için sevindirici olan "internet" ortamında tüm insanlara ulaşabileceğimiz &lt;a href="http://herkesesigorta.blogspot.com/"&gt;http://herkesesigorta.blogspot.com/&lt;/a&gt;&amp;nbsp; denilen iletişimi yaşama geçirmemizle, sizlerin desteğiyle dahaçok yol alacağımıza inanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampanya sürecinde kendi yasal hakkını savunmaktan ürken insanlarıda gördük. Konuşularak ikna ettiğimiz ve imza veren insanlarıda gördük. Yaşam bizlere pratikte birçok konuyu öğretiğinide gördük. Bu yolda azınlık olabiliriz. Eksik ve hatalıda olabiliriz. Ama aydınlığa çıkmak için hepberaber olmak zorundayız. Yılmak yok! Gelecek günlerde endişesiz ve korkusuzca yaşamak istiyorsak, birlikte adımlarımızı atmalıyız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Destekleriniz için şimdiden teşekkür ederiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;KUNDURA İŞÇİLERİ DERNEĞİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;DERİ İŞÇİLERİ DERNEĞİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İŞÇİ HAKLARI DERNEĞİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ÖZGÜR YAŞAM EĞİTİM VE DAYANIŞMA KOOPERATİFİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ORTAK YAŞAM ESKO ÇEVRE KÜLTÜR VE İŞLETME KOOPERATİFİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;EĞİTİM VE DAYANIŞMA KOOPERATİFİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;LİMONTEPE KONDULARDA YAŞAM TÜKETİM KOOPERATİFİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;EGE 78’LİLER DERNEĞİ &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;AFRİKALILAR DERNEĞİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hakan çalışkan &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:ortakajans@ortakyasam.com"&gt;ortakajans@ortakyasam.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hüseyin Habip Taşkın &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:habibtaskin@gmail.com"&gt;habibtaskin@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-820090467965632617?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/820090467965632617/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=820090467965632617' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/820090467965632617'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/820090467965632617'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/basinin-ve-kamuoyunun-bilgisine.html' title='BASININ VE KAMUOYUNUN BİLGİSİNE'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7zghnwxmFI/AAAAAAAAA_0/E9bt4l4MpNo/s72-c/sitebanner.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-1224207802400430243</id><published>2010-04-06T21:22:00.000+02:00</published><updated>2010-04-06T21:22:28.592+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemal burkay in anilarina itiraz'/><title type='text'>Kemal Burkay'ın Anıları'na itiraz</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7uJdplZzxI/AAAAAAAAA_s/b-LzoKz_iLQ/s1600/kemal_burkay_anilar_cilt2_1%5B1%5D.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7uJdplZzxI/AAAAAAAAA_s/b-LzoKz_iLQ/s320/kemal_burkay_anilar_cilt2_1%5B1%5D.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;”&lt;strong&gt;Kemal Burkay, kitabında, başta kendi arkadaşları olmak üzere, tek tek kişilere saldırmakla kalmıyor, bu süreçte yeralan diğer Kurdistani örgütlere ve bu örgütlerin kadrolarına karşı da son derece inkarcı ve saldırgan bir anlayış ve yaklaşım sergiliyor. Yaklaşımı son derece kırıcıdır ve kullandığı üslup ise inciticidir...”&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Kemal Burkay Anılarıyla Ortak Geçmişimizi Karalamak ve Geleceğimizi Karartmak İstiyor. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski TKSP-PSK Genel Sekreteri Kemal Burkay’ın Anılar-Belgeler (2. cilt) 2. cilt)adlı kitabı geçen dönemlerde yaşanan siyasal ve örgütsel sorunları bir kez daha gündeme getiren son derece yanlış görüş ve tesbitler içeriyor. Son 40 yıllık ulusal demokratik mücadele sürecinde yeralan ve bunda emeği geçen her örgüt ve partiden ve hemen her düzeyde kadroların büyük çoğunluğu bu kitapta şu veya bu şekilde kendisini ve içinde yeraldığı örgütü ilgilendiren yanlış görüş ve tesbitler bulmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca her okuyucu kitapta değişik biçimlerde kendini dışa vuran Kemal Burkay’ın düşünce dünyasını ve ruh halini de rahatlıkla görebiliyor. Bu kitaba eğemen olan; kendini her şeyin merkezinde gören, doğru ve başarıları kendisine ve fakat yanlış ve hataları başkalarına maleden, başkalarına tepeden bakan, onları hor gören, sürekli olarak çamur atıp karalayan, kin ve nefret içeren, bir yaklaşım eğemendir. Örneğin, kendi partisinin kurucu ve yönetici kadrolarının çoğunu “bir işe yaramaz”, “beceriksiz”, “tembel”, “sorumsuz”, “hırsız”, “lümpen”, “komplocu”, “hizipçi”, “görevden kaçan”, “korkak” ve hatta “hain”, “katil” vs. olarak nitelendirmektedir. Gariptir ki Kemal Burkay, bu nitelendirmeleri yaparken, kendisinin onların lideri olduğunu sanki unutmuşa benziyor. Kemal Burkay, bu yaklaşımıyla, yeni nesillere kötü örnek oluyor ve onlara olumsuz bir miras bırakıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemal Burkay, kitabında, başta kendi arkadaşları olmak üzere, tek tek kişilere saldırmakla kalmıyor, bu süreçte yeralan diğer Kurdistani örgütlere ve bu örgütlerin kadrolarına karşı da son derece inkarcı ve saldırgan bir anlayış ve yaklaşım sergiliyor. Yaklaşımı son derece kırıcıdır ve kullandığı üslup ise inciticidir, yaklaşım ve üslubunda aşağılama vardır, hor görme mantığı egemendir. Kürdistani örgüt ve kişilerin aşağılandığı, zaman zaman hakaretvari bir tarzda değerlendirmelerin yeraldığı aynı kitapta, Türk solundan kadim dost ve arkadaşlarına karşı ise daha kibar ve nazik davranılıyor. Hatta okuyucu, bu kadim dostlara yönelik olarak, onları adeta yücelten bir dil, üslup ve mantık görüyor. Kemal Burkay’ın bu ikili tutumunun elbette tarihi maddi bir temeli vardır. O, başından beri “Türkiyeli “ veya “Kürdistani” olma konusunda tam olarak tercihini yapamadı, hep sınırda bir yerde kaldı, siyasi yaşamı boyunca bunun teorisini yaptı. Kitapta okuyucu hala bunun izlerini ve bu bölünmüş iç dünyasının ruh halini görüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dersim ulusal direniş hareketinin 1938 de yenilgiye uğramasının ardından Kuzey Kürdistan’da uzun süren bir sessizlik dönemi eğemen oldu.1960’lı yılların başlarında yeni bir kıpırdanma dalgası kendini gösteriyor, yeniden bir diriliş süreci başlıyordu. 1965 de kurulan Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (TKDP), yeni dönemin ilk siyasi örgütlenmesidir. TKDP’nin kuruluşu ardından İstanbul, Ankara ve Diyarbakır başta olmak üzere Türkiye ve Kürdistan’ın birçok bölgesinde Devrimci Doğu Kültür Ocakları’nın (DDKO) kurulduklarını görüyoruz. 1960’tan 1970’in başlarına kadar muazzam bir yurtsever Kürt potansiyeli oluşuyor. Bu yurtsever potansiyelin oluşumunda ve hatta 1975’e kadar Kemal Burkay’ı göremiyoruz. Bu dönemde Kemal Burkay kadim dostlarıyla beraberdir, o enerjisini TİP’e harcamaktadır. İlginçtir ki Kemal Burkay, Anıları’nın hem birinci hem de ikinci cildinde bu sürece hep teğet geçiyor. Kendisi dışındaki diğer örgüt ve partilerin varlığını, bu zorlu süreçte iğneyle kuyu kazarcasına yoğun bir arayış çabası içinde olan kadroları, binbir meşakatle Kürt köylüsünü, işçisini, esnafını, gençlerini örgütlemeye çalışanları görmek istemiyor. İnkarcılığın bu kadarına bu süreçten az veya çok haberi olan hiçbir okuyucu müsamaha gösteremez. Kemal Burkay, TİP ve Türk solundan diğer kadim dostlarıyla, Türkiye ve Türkiye’nin kurtuluşu üzerine teoriler üretirken, Kürt halkı Sait Elçi ve Sait Kırmızıtoprak gibi iki fedakar evladını şehit veriyordu. Bu talihsiz olayla iki koldan TKDP başsız kalıyordu. Her nedense bunların ve o dönemlerde Kürdistan’da yaşanan diğer önemli tarihi olayların ve şahsiyetlerin kadim dostlar kadar kitapta bahsedilmeye değer yerleri yoktur. Yoktur, çünkü Anılar, inkarcı bir mantıkla bu dönemde kendisi dışındaki önemli gelişmeleri hep görmezden geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Türkiye Cumhuriyeti devletinin yürüttüğü asimilasyon ve ehlileştirme politikasının Kürtler üzerinde bıraktığı etkiler biliniyor, bu politikanın şekillendirdiği siyasi karekterler de az çok tanınıyor. Bu politikanın Kürt şahsiyetleri üzerinde yarattığı izler adeta tahribkar bir nitelik taşımaktadır. Bu yüzdendir ki birçok Kürt şahsiyetlerinin beyinleri adeta esir alınmıştır. Belirli bir gecikmeyle de olsa, bunun farkına varanlar da, beyinsel anlamda sömürgecilerin kafalarına yerleştirdikleri kalın esaret duvarlarını tamamen yıkamamışlardır. Bunun sonucu olarak pratikte sergiledikleri örgütlenmeler düşünce ve hedefler bakımından daima sakat kalmışlardır. Çünkü bu örgütlenmelerin bir ayağı Kürdistani olurken, diğer ayağı sömürgeci metropollerde kalmıştır ve sömürgecilerle tamamen düşünsel kopuşu gerçekleştirememişlerdir. Bunun, daha İttihat Ve Terakki döneminden günümüze kadar gelen, çok sayıda örnekleri vardır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Başka örgütlerin önderlerini, kadrolarını küçümseyen, onlarla adeta dalga geçen, onları genç ve tecrübesiz gören Kemal Burkay; kendisinin yaşından ve tecrübesinden dolayı, diğer örgütlerin sorumlularından daha fazla sorumlu olduğunu neden görmek istemiyor? Kitabını okuyan her okuyucu bunu hatırlatma gereğini duyuyor kuşkusuz. Peki şimdi Kemal Burkay ve partisinin yeri neresidir? Eğer amaç, Kürdistan’ın ve Kürt ulusunun kurtuluşu ise, o zaman çok eleştirdiği ve ”yok oldular”, ”dağıldılar”, ”kendilerinden eser kalmadı” dediği örgütlerden, yine küçümseyip hakaret ettiği kadrolardan farklı olarak Kemal Burkay ve partisi ne yaptı? Çok küçük de olsa, açık ve net bir hedefi de olmasa, varolsun ama benim olsun! İşte Kemal Burkay’ın mantığı hep bu oldu. Kuşkusuz yaşanan yenilgiden her örgüt nasibini aldı. Bunda elbette tüm örgüt yöneticilerinin sorumluluğu vardır. Fakat kendisine büyük bir misyon biçen Kemal Burkay’ın sorumluluğu herkesten çok daha büyük değil midir? Kemal Burkay, son 40 yıllık siyasal tarihimizi ve bunda rol alan insanları kendi düşünce dünyasına uygun bir şekilde yorumlayarak, yaşanmış gerçekleri çarpıtıyor, gelecek nesilleri yanlış bilgilendiriyor. Kitabında izlediği bu uslupla sadece büyük yanlışlar sergilemiyor. O, gelecek nesillerin zihinlerini de çelip bir bütün olarak toplumu yanıltmak istiyor. Bu çerçevede ülkemizde uygulanan sömürgeci zulüm politikasına karşı onurluca direnerek yaşamlarını kaybeden aziz şehitlerimizin ruhları da sızlıyor. Kemal Burkay’da ahda vefa da yok. Okuyucu kitabında bunun zeresini göremiyor. Partisinden ayrılan arkadaşlarının zindan direnişilerini bir nevi artistik ”jest” ve “gösteri” olarak ifade eden, yine partisinden ayrılıp başka bir örgüt kuran Zeki Adsız gibi önder kadrolara kin ve nefretini kusan veya ayrılıp başka örgütlerde yeralan ve halkının kurtuluş mücadelesinde şehit düşen Urfan Alpslan gibi kadrolara ”heder edildiler” diyen Kemal Burkay, ne kadar vefasız olduğunu, ne kadar sakat ve yanlış bir muhakeme yürüttüğünü sergilemekle kalmıyor, aynı zamanda ne kadar kendi egosuna esir düştüğünü de ortaya koyuyor. Düzeyi ve görevi ne olursa olsun, hangi örgüt ve partiden olursa olsun, Kürdistan ve Kürt ulusunun kurtuluşu davasında emeği geçen, işkence gören, şehit düşen her insan bu halkın ve hepimizin ortak değeridir. Hepsinin sahiplenilmesi gerekiyor. Necmettin Büyükkaya, Urfan Alpaslan, Mehmet Ürün, Yılmaz Demir, İbrahim Uluğ, Ferhat Kurtay’ların şahsında yüzlerce ve binlerce isimsiz kahramanın aziz ruhlarını bu vesileyle burada bir kez daha saygıyla anıyoruz. Diyarbakır zindanlarında “Özgürlük için savaşmayanlara, özgürlükçü denilemez!” diyerek şehit düşen TKSP’den Yılmaz Demir hepimizin şehididir. Diyarbakır zindanlarında son nefesini verirken bile “Kahrolsun sömürgecilik! Kahrolsun emperyalizm! Kahrolsun faşist diktatörlük! Yaşasın Bağımsız Kürdistan!” diyen TKDP-KUK’un direniş kahramanı İbrahim Uluğ (Mele İbrahimê Dêrikî) hepimizin şehididir. Yine Diyarbakır zindanlarında sömürgeci askeri-faşist diktatörlüğün insanlık dışı zulüm ve işkencesini protesto etmek amacıyla kendini yakan PKK’lı Ferhat Kurtay hepimizin şehididir. Onlar ve onlar gibi daha nice kahramanlar bu halkın şehit evlatlarıdırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşku yok ki bizler ve bir bütün olarak halkımız, direnerek ölmesini bilen aziz şehitlerimizin ruhlarını saygıyla anarak, onları hakettikleri tarihi yere koyarken, bu konuda başı yüce alnı açık dikdurmayı bilmeyen, teslimiyet gösteren kişileri de lanetle anacaktır. Yine halkımız ve bizler, sömürgecilerin zulmüne karşı direnerek ayakta kalabilenleri de birer kahraman olarak anacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemal Burkay’ın Anılar-Belgeler adlı kitabı hem o dönemde varolan ve bugün siyasal yaşamını sürdürmeyen örgütleri, hem de başta kendi partisinde yeralan önde gelen kadrolar olmak üzere, o dönemde önemli görev ve orumluluklar üstlenen diğer örgütlerin kadrolarını da hedef alan inkarcı yaklaşımlar, temelsiz suçlamalar, kasıtlı yorumlar, aşağılayıcı ve hakaret dolu ithamlar vb. içeriyor. Hatta Kemal Burkay, kitabında bugün de kadroları birbirlerine karşı kullanmayı amaçlayan, buna hizmet eden anlatımlarla insanları birbirine karşı kullanmak istiyor. Dolayısiyle o dönemde farklı örgütlerde yeralan değişik düzeylerdeki çok sayıda yönetici ve kadro gerek örgütsel bazda ve gerekse bireysel bazda bunlara cevap verme ihtiyacı duyuyor. Kuşkusuz bu bir haktır ve aynı zamanda bir sorumluluktur. Bir kısmı zaten şimdiden cevap vermiş, bir kısmı bunun hazırlığı içinde, bir kısmı da bunun arayışı içindedir. Ancak herkesin Anılar-Belgeler adlı kitapta yazılanlara detaylı olarak cevap verebilme olanağı yoktur. Bu, bu açıklamada imzası olanlardan bazıları belki de ilerde daha geniş bir çerçevede cevap verme gereğini de duyabilirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çerçevede düşünen biz aşığıda imzası olanlar, geçmişimize olan bağlılık ve ortak değerlerimizi sahiplenme, geleceğimize ve yeni nesillere karşı olan görev ve sorumluluğumuz gereği, bu açıklamayı yurtsever kamuoyuna sunuyor ve bu düşüncede olan kadroların da bu ortak açıklamayı imzalamalarını bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;04.04.2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İmzalayanlar:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sıddık Bozarslan,&lt;/strong&gt; Selim Murat, &lt;strong&gt;Çeto Omerî,&lt;/strong&gt; Qadir Emsiz, &lt;strong&gt;Hozanê Qamîşlo,&lt;/strong&gt; Lokman Polat, &lt;strong&gt;Kenan Fani Doğan,&lt;/strong&gt; Fevzi Bazancir &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kürdistan – post&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.kurdistan-post.com/"&gt;http://www.kurdistan-post.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=News&amp;amp;file=article&amp;amp;sid=35448#bg"&gt;http://www.kurdistan-post.com/modules.php?name=News&amp;amp;file=article&amp;amp;sid=35448#bg&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-1224207802400430243?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/1224207802400430243/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=1224207802400430243' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/1224207802400430243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/1224207802400430243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/kemal-burkayn-anlarna-itiraz.html' title='Kemal Burkay&apos;ın Anıları&apos;na itiraz'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7uJdplZzxI/AAAAAAAAA_s/b-LzoKz_iLQ/s72-c/kemal_burkay_anilar_cilt2_1%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-3923651236845930462</id><published>2010-04-05T13:20:00.000+02:00</published><updated>2010-04-05T13:20:27.703+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güc dengeleri - yasar kaya'/><title type='text'>Güç dengeleri</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7nHSvIMScI/AAAAAAAAA_k/GZa_HBK99qo/s1600/Yasar_Kaya_x01%5B1%5D.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7nHSvIMScI/AAAAAAAAA_k/GZa_HBK99qo/s320/Yasar_Kaya_x01%5B1%5D.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Yaşar Kaya&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:yasar.kaya@hotmail.de"&gt;yasar.kaya@hotmail.de&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin doğudaki komşusu İran’ın Türkiye ile münasebeti hep inişli çıkışlı olmuştur. 1639 da Kasr-i Şirin antlaşması ile Kürdistan Acemler ve Türkler arasında pay edilmiştir. Bu İran’ın Kürtleri parçalayan ilk resmi antlaşmasıdır. Ağrı hareketi sırasında Ağrı dağının eteklerinin bir bölümü İran sınırları içinde kaldığı için, Kürt savaşçılar bu bölgeye girmekte ve insan cephane- lojistik temin etmektedirler. Başkaldırı uzun sürer, Türkiye cumhuriyeti İran ile yeni bir sınır antlaşması yapmak için temasa geçer. Dönemin dışişleri Bakanı, Tevfik Rüştü Aras’ın başkanlığında görüşmeler yürütülür. (Netice buna sınır düzeltilmesi diyorlar) Ağrı dağının bu eteği isyanı söndürmek için Türkiye’ye bırakılır. Buna karşılık Van’ın Başkale ilçesinin sınırı içindeki bir toprak parçası İran’a verilir. Bu Fars’ların Kürtlere hediyesidir. İran Şahı'nın Saddam Hüseyin ile Arap körfezini alıp Kürt hareketinin (1975’deki ölümsüz Barzani hareketini) çökmesine sebebiyet vermesiyle, tarih tekerrür eder. Bu da İran’ın Kürtler ikinci hediyesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci komşu Suriye’dir. Suriye 1930’lara kadar Fransız sömürgesidir. 1938’de Hatay için bir referandum yapılır. Her ne hikmet ise Mustafa Kemal’in aday gösterdiği Şükrü Sökmensüer Hatay Cumhurbaşkanı olur ve bir yıl sonra da Türkiye’ye iltihak eder, Apo Şam’ı terk edinceye kadar bu iki mesele Türkiye ile Suriye arasında devam eder. Üçüncü mesele Suriye’den Öcalan’nın çıkması ile son bulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komünizmin çöküşü ile sözüm ona Türkiye kuzey’deki tehlikeyi atlatmış, soğuk savaş yıllarını geride bırakmıştır. Şimdi ise gaz ve petrol yolu sorun teşkil etmektedir. Güney’deki komşu ile problemi, Lozan’la başlar, Osmanlı dönemi Kürt isyanlarını hesaba katmazsanız tabi. Güney komşusu artık Irak Federal Cumhuriyeti ile Kürt Federe devletidir. Bağdat’ta gidilirken Hewler’le işi daha çok artmıştır. PKK ağırlıklı olarak Güney’de üstlenmiş, Türkiye ile yirmi beş yıllık bir savaş yürütmüştür. Irak, PKK’nin Güneyi terk etmesini istemekte ısrarlıdır. A.B.D. her çeşit askeri destekle Türkiye’yi desteklemektedir. Artık Türkiye’nin karşısında ne Kral Faysal ne de Baasçıların Irak’ı vardır. Var olan iki Federatif devlettir. Kürt sorunu ve PKK sorunu, Türkiye’nin kendi cumhuriyetini kurtarma sorunu haline gelmiştir. Olay buraya kilitlenmiş durumdadır. Artık batıda bir Bulgar sorunu yoktur. Ama her şeye rağmen bir Yunan sorunu ve bir Kıbrıs sorunu vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu zamanlar dört tarafı düşmanla çevrili olan Türkiye söylemi havada kalmış, yeni dengeler oluşmuştur. Türkiye yeni dış politikasını problemsiz komşularla yürütmeye çalışmaktadır. Bunda elbette ki yeni dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun da payı vardır. Kimisine göre Türkiye bir nevi yeni Osmancılık politikası gütmek istemektedir, elbette ki iyi komşuluk münasebeti ile Yeni Osmancılık ayrı ayrı şeylerdir. Yeni Osmancılığı duyup yaygara basanlar çağ dışı Kemalizm’in korusudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölge ve şartlar yeniden bir Osmancılık politikası kaldıracak durumda değildir. Aşağı yukarı komşuların hepsi ulus devletlerdir. İran ile rejim zıtlığı vardır. Neticede Türkiye’de yedi başlı ejderha gibi alt edilmemiş Ergenekon, Irak’ta Baas kalıntıları, Suriye’de halen Esadizm hüküm sürdürmektedir. Bu bakımından bölgede istikrarlı, demokrat yüzü batıya dönük Türkiye bir denge unsurudur. Ayrıca örnektir. Eski CİA görevlisi Graham Fuller yeni yazdığı kitaba Türkiye için, yıldızı yükselen ülke adını koymuştur. Bu tesadüfü değildir. Çok iyi bir araştırmanın ürünüdür, çok okumaya değer bir kitap. Geçtiğimiz aylarda A.B.D. deki uzun tatilinden dönen Neçirvan Barzani ayağının tozu ile KDP’nin Genel Başkan yardımcısı görevine başlamıştır. Zaten öteden beri bizde hakim olan görüş şudur; Kürt halkının % 70’nin oyunu alarak Kürdistan Federe Devleti Cumhurbaşkanı seçilen Mesud Barzani’nin artık parti Başkanlığı yapması caiz değildir. O bir ulusa mal olmuş bir şahsiyettir. Partiyi artık başkaları yürütsün. Neçirvan Barzani’nin son Türkiye ziyareti, Dovutoğlu ve Erdoğan’la yaptığı görüşmeler çok büyük önem taşımaktadır. Güney’de Kürt Federe devleti ile iyi münasebetlerin yolu iki yılı aşkın bir dönemdir başlamış ve yürümektedir. Türkiye’nin Erbil’de Konsolosluk açması ve sıkı münasebetler belirli bir politikanın yürütmekte olduğuna ispat etmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti, kendini kurtarma projesine karar verirken, bir yerde yedi başlı Ergenekon canavarı, bir yerde de Anayasa değişikliğiyle uğraşmaktadır. Kürtlerin nerede ve kimin yanında yer alacağı hususu ise başlı başına bir yazı konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurdistan – Post&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.kurdistan-post.com/"&gt;http://www.kurdistan-post.com/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-3923651236845930462?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/3923651236845930462/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=3923651236845930462' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/3923651236845930462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/3923651236845930462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/guc-dengeleri.html' title='Güç dengeleri'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7nHSvIMScI/AAAAAAAAA_k/GZa_HBK99qo/s72-c/Yasar_Kaya_x01%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-8191421723482536408</id><published>2010-04-03T13:06:00.000+02:00</published><updated>2010-04-03T13:06:06.906+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Conference on Genocide to Be Held in Ankara on April 24'/><title type='text'>Conference on Genocide to Be Held in Ankara on April 24</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7cgYWjmvUI/AAAAAAAAA_c/LqXhEnWGZG0/s1600/armanianweekly-logo.png" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7cgYWjmvUI/AAAAAAAAA_c/LqXhEnWGZG0/s320/armanianweekly-logo.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;By: Weekly Staff&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANKARA, Turkey (A.W.)—On April 24-25, a symposium on the Armenian Genocide, titled “1915 within its pre- and post-historical periods: denial and confrontation,” will be held in Ankara. Organized by the Ankara Freedom to Thought Initiative (AFTI), the symposium will not only address the history, but explore issues like the confiscation of Armenian property and reparations.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Confirmed participants include &lt;strong&gt;Ragip Zarakolu&lt;/strong&gt; (publisher), &lt;strong&gt;Recep Marasli&lt;/strong&gt; (author of The Armenian National Democratic Movement and 1915 Genocide), &lt;strong&gt;Sait Cetinoglu&lt;/strong&gt; (activist and writer), &lt;strong&gt;David Gaunt&lt;/strong&gt; (genocide scholar, author of Massacres, Resistance, Protectors: Muslim-Christian Relations in Eastern Anatolia During World War I),&lt;strong&gt; Henry Theriault&lt;/strong&gt; (professor of Philosophy, Worcester State University), &lt;strong&gt;Baskin Oran&lt;/strong&gt; (author, professor of Political Science at Ankara University; one of the initiators of the apology campaign of Turkish intellectuals), and &lt;strong&gt;Khatchig Mouradian&lt;/strong&gt; (Doctoral student in Holocaust and Genocide Studies, Clark University; editor, the Armenian Weekly).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedicated to the memory of Hrant Dink, the symposium will comprise of four sessions: a) the Armenian Genocide from a historical perspective, b) official ideological denial from the Committee of Union and Progress (CUP) to Kemalism, c) Turkification of the Economy and the issue of the confiscated Armenian Property, and d) what needs to be done and how?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Armenian Weekly will provide in depth coverage of the conference.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haber linki: &lt;a href="http://www.armenianweekly.com/2010/04/01/conference-on-genocide-to-be-held-in-ankara-on-april-24/"&gt;http://www.armenianweekly.com/2010/04/01/conference-on-genocide-to-be-held-in-ankara-on-april-24/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.armenianweekly.com/"&gt;http://www.armenianweekly.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Turkish, Armenian intellectuals to meet for closer dialogue&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Thursday, April 1, 2010&lt;br /&gt;VERCİHAN ZİFLİOĞLU&lt;br /&gt;ISTANBUL - Hürriyet Daily News&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;em&gt;"According to Ragıp Zarakolu, many of the forums about the events of 1915 have only started to take place in Turkey since the year 2005, which he called “the year zero for Turkey. Photo: Hasan ALTINIŞIK"&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7cfTr2SCRI/AAAAAAAAA_U/tIgtEJGwVVE/s1600/turkish-armenian-intellectuals-to-meet-for-closer-dialogue-2010-04-01_l.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7cfTr2SCRI/AAAAAAAAA_U/tIgtEJGwVVE/s320/turkish-armenian-intellectuals-to-meet-for-closer-dialogue-2010-04-01_l.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Intellectuals from Turkey and Armenia are set to gather in the Turkish capital on the anniversary of the 1915 killings of Armenians during the last days of the Ottoman Empire.&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;The meeting is set to occur at a time when the historic normalization process between the two countries has stalled.&lt;br /&gt;Turkish and Armenian intellectuals will meet in Ankara on April 24 and 25 to discuss the events of 1915 and attempt to improve dialogue between the two nations in an event organized by the Ankara Freedom of Thought Initiative.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“We believe the problem between the two nations will be solved only by dialogue,” Sait Çetin, a writer, human-rights activists and one of the organizers of the forum, told the Hürriyet Daily News &amp;amp; Economic Review.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Matters that concern us in the first degree are being discussed in the capitals of the world because we cannot manage to talk [about them] ourselves. The sincerity of the West is arguable, and Turkey has an attitude of denial,” Çetin added in a March 22 e-mail interview.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Participants in the forum will talk about the events leading up to the 1915 killings, which Armenians refer to as “genocide,” as well as their political implications. Topics of discussion are set to include “The Armenian issue from a historical perspective,” “From [the Committee of] Union and Progress to Kemalism - official ideological denial and termination of the issue,” “The Turkification of the capital” and “The Armenian issue: How to handle it?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Writer Temel Demirer underscored the importance of such dialogue in order to ensure a more peaceful future, saying that the official ideology in Turkey has tried to cover history up. “We, as Turkish intellectuals, want to face the truth,” he told the Daily News in a phone interview.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;When asked about possible reactions, Demirer added: “I do not blame people who say the genocide did not happen. If there is such a thing called freedom of speech, everybody should show respect to each others’ freedom of expression.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çetin said the event had originally been planned to take place Jan. 19, the anniversary of the assassination of Turkish-Armenian journalist Hrant Dink, but the group had difficulty finding a suitable location in Ankara for that date.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Actually, it is good that [the meeting] coincided on this date,” he said, referring to April 24, the date on which Armenians commemorate the “genocide.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“We are going to present a perspective as different as we can for Ankara and Yerevan on the solution of the historical problems,” Çetin added.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;‘Genocide’ resolution&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The normalization process between Turkey and Armenia hit a new obstacle after a U.S. House of Representatives committee endorsed a resolution calling on U.S. President Barack Obama to label the 1915 killings of Armenians as “genocide.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ragıp Zarakolu, a founding member of the Human Rights Association and the owner of Belge International Publishing, said that the voting in the House Foreign Affairs Committee on March 4 had the atmosphere of a football match.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Such a tragic event becomes a political issue because the Turks and Armenians cannot solve it among themselves,” he said.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;According to Zarakolu, many of the forums about the events of 1915 have only started to take place in Turkey since the year 2005, which he called “the year zero for Turkey. It is the year many taboo topics started to be discussed. It was impossible before that.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The forum will to take place in the hall of the Construction Engineers’ Chamber on Necatibey Street in Ankara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In addition to Çetin, Demirer and Zarakolu, the 20 scheduled attendees include Sevan Nişanyan, an academic, linguist and writer; Professor Baskın Oran, a political scientist; and Khatcig Mouradian from the U.S.-based Armenian Weekly.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;According to Çetin, the discussions at the forum will not be limited the events of 1915, but will also include what happened before and after, as well as contemporary reflections on the subject.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haber linki: &lt;a href="http://www.hurriyetdailynews.com/n.php?n=turkish-armenian-intellectuals-to-meet-for-closer-dialogue-2010-04-01"&gt;http://www.hurriyetdailynews.com/n.php?n=turkish-armenian-intellectuals-to-meet-for-closer-dialogue-2010-04-01&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-8191421723482536408?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/8191421723482536408/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=8191421723482536408' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/8191421723482536408'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/8191421723482536408'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/conference-on-genocide-to-be-held-in.html' title='Conference on Genocide to Be Held in Ankara on April 24'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7cgYWjmvUI/AAAAAAAAA_c/LqXhEnWGZG0/s72-c/armanianweekly-logo.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-1937632123757223819</id><published>2010-04-02T09:27:00.010+02:00</published><updated>2010-04-03T10:15:26.340+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düsünüp seyrettim - fezali'/><title type='text'>DÜŞÜNÜP SEYRETTİM(*)</title><content type='html'>&lt;div align="left" class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7WgHZqPxWI/AAAAAAAAA_M/eTcdZBlJimk/s1600/soviet_union__stalin__15_.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7WgHZqPxWI/AAAAAAAAA_M/eTcdZBlJimk/s320/soviet_union__stalin__15_.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Cirik Haci / &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Fezali&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:Cirik.Haci@gmx.de"&gt;Cirik.Haci@gmx.de&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünüp seyrettim yeni gençleri&lt;br /&gt;Tarihi yanlışla sezeni gördüm&lt;br /&gt;Katil olmuş zalim olan güçleri&lt;br /&gt;Anlamadan duyup gezeni gördüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun infazı belirsiz yatana&lt;br /&gt;Canın feda etmiş idi vatana&lt;br /&gt;Dön bak geri, kim kıydı atana&lt;br /&gt;Yoldaşı vurup bozanı gördüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişleri doğru anlat yarına&lt;br /&gt;Diktatör kurşunu değmez bağrına&lt;br /&gt;Özünü yakma Stalin uğruna&lt;br /&gt;Doğru söyleyeni üzeni gördüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gizli saklı gerçek yoldaş boğulmuş&lt;br /&gt;Kapalı kapılar parti dağılmış&lt;br /&gt;Direnen komünistler kovulmuş&lt;br /&gt;Usanıp canından bezeni gördüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denize döküldü hangi kafile&lt;br /&gt;Stalin mitalin hepsi nafile&lt;br /&gt;Deryayı seyreyle, çıkta sahile&lt;br /&gt;Yanlışı sonradan sezeni gördüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkeler yılmıştı olan talandan&lt;br /&gt;Medet beklediler filan falandan&lt;br /&gt;Yazıldı tarihler nice yalandan&lt;br /&gt;İnsan kıyan yiyen düzeni gördüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İcraatı bulunmaz lafın ustası&lt;br /&gt;Sanırsın sosyalizmin hastası&lt;br /&gt;Tarih söyler hamam tası aynısı&lt;br /&gt;Gözlere dayalı gezeni gördüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığa teşhis koymalı erken&lt;br /&gt;Doğruyu söyledim inanın derken&lt;br /&gt;Kavgasız konuşmak danışmak varken&lt;br /&gt;Gerçeği yansıtan ozanı gördüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fezalim&lt;/strong&gt; der hacim ne hacet söze&lt;br /&gt;Doğru tahlil bizi çıkarır düze&lt;br /&gt;Saygım vardır gerçeği gören göze&lt;br /&gt;Can pahası doğru yazanı gördüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------ &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;(*) Stalin tartışması üzerine bir not:&lt;/strong&gt; Şu son günlerde devrimci arkadaşlarla Gün Zileli arasında Stalin konusunda çetin tartışmalar devam etti.Gün Zileli, Stalin hakkında belgeler sundu. Bu belgelere inanmak istemeyenler, Gün Zileli’ye ateş püskürdüler, tabi kırıcı olanları da vardı.Ben bu konuda şiirsel bir katkıda bulunmak istedim,yani tarihi şiirleştirerek anlatmaya çalıştım.Şiirde hüsnüyare dokundumsa, şimdiden, affola. Saygılar. Fezali.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-1937632123757223819?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/1937632123757223819/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=1937632123757223819' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/1937632123757223819'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/1937632123757223819'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/dusunup-seyrettim.html' title='DÜŞÜNÜP SEYRETTİM(*)'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7WgHZqPxWI/AAAAAAAAA_M/eTcdZBlJimk/s72-c/soviet_union__stalin__15_.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-293471545996051196</id><published>2010-04-01T11:08:00.000+02:00</published><updated>2010-04-01T11:08:24.778+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kölelik zinciri  4c ve tekel iscileri - mahmut konuk'/><title type='text'>KÖLELİK ZİNCİRİ 4/C VE TEKEL İŞÇİLERİ - YENİ “KUNTA-KİNTE”LER(1)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7RictSnnNI/AAAAAAAAA-s/lJNi4B-ovl0/s1600/tekel_kitle1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7RictSnnNI/AAAAAAAAA-s/lJNi4B-ovl0/s320/tekel_kitle1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Mahmut KONUK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz köle avcıları O’nu Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında avladığında genç,zıpkın gibi bir delikanlıydı.Boynuna,bacaklarına,kollarına vurulu prangalara bağlanan kalın zincirleri her an koparıp atacak yırtıcı bir kaplan gibi duruyordu yolculuk boyunca.Kara Afrika’nın dört bir yanından toplanıp korsan gemileriyle aç-susuz,kırbaç şakırtıları arasında günler-aylar süren bir yolculuktan sonra Amerika kıtasında toprağa ayak bastığında köle tacirleri tarafından satıldığı beyaz adamın malikanesinde nesiller boyu sürecek bir kölelik zincirine vurulduğunu ancak anlayabilmişti Kunta-Kinte!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etrafını çepeçevre kuşatan kölelik dünyasını parçalayamasa da boynuna geçirilen halkayı, kollarına, bacaklarına vurulan prangaları, zincirleri asla kabullenmedi ve torunu Horoz George’a gururla anlatılacak isyan ve direnişle dolu bir hayat hikâyesi bırakmayı başardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sabah erkenden arabalarından inip Ankara sokaklarından AKP Genel Merkezine akan kadınlı-erkekli binlerce tekel işçisi kendilerini nasıl bir geleceğin beklediğini biliyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendilerinden önce 23 Bin işçi işten atılıp 4/C statüsüne geçirildiğinde sıranın kendilerine de gelmekte fazla gecikmeyeceğini düşünmüşler miydi bilinmez ama yumurta kapıya dayandığında Başbakan Erdoğan’ın İstanbul’daki bir toplantısına gidip dertlerine çare dilemişlerdi.”Size iş miş yok kardeşim!.. Öyle yan gelip para kazanma devri sona ermiştir…” diyen Başbakan’ın sözleri bir kırbaç gibi şaklamıştı suratlarına!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşleriyle, çocuklarıyla helalleşip geldikleri Ankara sokaklarını; “ölmek var dönmek yok” sloganlarıyla çınlattıklarında en çok da Başbakanın bu sözlerine içerledikleri göze çarpıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kapatılıncaya kadar her yıl TEKEL’i Türkiye’de vergi rekortmeni yapan biz değil miydik?” diye haykırıyorlardı.”Yan gelip yatmak isteyen kim? Biz hakkımızı istiyoruz…” diyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binlerce kişiyle gelip AKP Genel Merkezinin kapısına dayanan Tekel işçilerinin sonuç almadan geri dönme niyetleri yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümetin de onları çiçekle karşılama niyeti yoktu. İlk günden polis barikatı, panzeri, copu ve gaz bombasıyla tanışmışlardı ama yılacak gibi değillerdi. Gece ayaz başladığında nerede kalacaklardı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen yanı başlarındaki yine Türk-iş’e bağlı Türk-Metal sendikasının salonundan polis zoruyla çıkarılmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün Melih Gökçek’in “misafirperverliğinde” tıkıştırıldıkları spor salonu da onları almayınca 3.gün Abdi İpekçi Parkında oturma eylemi ve açlık grevine başlamışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yeni “mekân”ları bir anda ziyaretçi-destekçi akınına uğramıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KESK, DİSK, TMMOB, TTB’nin başını çektiği Ankara Muhalefetinin tüm bileşenleri Sosyalist ya da emekten yana siyasi partiler ve dergi çevreleri ile dernek ve kitle örgütleri yanlarındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapatılan DTP’den yeni kurulan BDP’ye geçen 5 Milletvekili de ziyaretçiler arasındaydı ve her birinin yaptığı konuşmadan sonra “yaşasın halkların kardeşliği” sloganı başta olmak üzere sloganlar eşliğinde uzun uzun alkışlanmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk kez önemli oranda Kürt işçi barındıran ve Kürt hareketiyle arasına mesafe koyma gereği duymayan bir işçi hareketiyle karşı karşıyaydık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, Ankara polisinin hiç hoşuna gitmemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre önce AKP’den ayrılıp yeni parti kuran Abdüllatif ŞENER’den CHP’li ,MHP’li vekillere kadar herkes oradaydı ve herkesi coşkuyla karşılayacak bir kitle bulunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı gün Genelkurmay başkanı İlker BAŞBUĞ, muharebe giysilerini giymiş, Trabzon’da savaş fırkateyninden hükümete “muhtıra” veriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onları destek ziyaretinden dönüşümüzden bir saat kadar sonra aldığımız saldırı haberi üzerine koştuğumuz Abdi İpekçi Parkı savaş alanı gibiydi ve çevik kuvvetin işgali altındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Direnişçi işçilerden destek için gelenlere, yoldan geçen vatandaşa herkes, polisin azgın saldırısından nasibini alıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olay anında orada bulunan bir muhabir “abi 10 senedir işçi-memur-öğrenci yüzlerce eylem izledim, polisin bu kadar şiddetle saldırdığı başka bir eylem hatırlamıyorum” diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25 Kasım’da Kamu Emekçilerinin gerçekleştirdiği grevin yankıları devam ederken, İstanbul’da İtfaiyeciler greve başlarken Tekel İşçilerinin Ankara’nın göbeğine bir direniş odağı kurmaları siyasal iktidar için korkulu bir rüya, bir karabasan demekti. Onun için derhal dağıtılmaları gerekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt vekilleri sıcak karşılamak da asla affedilmeyecek bir “suç” tu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve nihayet Genelkurmay Başkanı’nın savaş fırkateyninden ilan ettiği muhtıra’nın gündeme “olabildiğince” az oturmasını sağlayacak bir “olay” hiç fena olmazdı!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu faktörler AKP’deki işçi-emekçi hakları düşmanlığıyla bir araya geldiğinde ortaya Abdi İpekçideki dehşetli saldırı çıkıyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-293471545996051196?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/293471545996051196/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=293471545996051196' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/293471545996051196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/293471545996051196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/kolelik-zinciri-4c-ve-tekel-iscileri_7079.html' title='KÖLELİK ZİNCİRİ 4/C VE TEKEL İŞÇİLERİ - YENİ “KUNTA-KİNTE”LER(1)'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7RictSnnNI/AAAAAAAAA-s/lJNi4B-ovl0/s72-c/tekel_kitle1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-1694495625202121585</id><published>2010-04-01T11:04:00.000+02:00</published><updated>2010-04-01T11:04:06.329+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kölelik zinciri  4c ve tekel iscileri - mahmut konuk'/><title type='text'>KÖLELİK ZİNCİRİ 4/C VE TEKEL İŞÇİLERİ - YENİ “KUNTA-KİNTE”LER(2)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7RhcCmKD3I/AAAAAAAAA-k/HDHDaNBFcDA/s1600/tekeldirenisi.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7RhcCmKD3I/AAAAAAAAA-k/HDHDaNBFcDA/s320/tekeldirenisi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mahmut KONUK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak umdukları gibi olmamıştı. Bu saldırı gözlerini korkutup işçileri geri yollayacağına onların mücadele azmini daha da bilemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir saat geçmeden en doğru adrese, kendilerinden kesilen aidatlarla yapılan Türk-İş Genel Merkez binasına gelip oturmuşlardı ve bu sefer 40 yıllık pişkin sendika ağaları da onları geri gitmeye “ikna” edememişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sendika bürokrasisini biraz tanıyan biri olarak o akşam Türk-İş Başkanı’nın işçilere ne diyeceğini üç aşağı beş yukarı tahmin ediyorduk ve Türk-İş Başkanıyla toplantıya gitmeden 2 saat önce bir grup işçiye; bakın biraz sonra Türk-iş Başkanı size şöyle seslenecek:”Arkadaşlar bu kahramanca mücadelenizden dolayı hepinizi kutluyor, gözlerinizden öpüyorum…” diye başlayıp sizi bir güzel yumuşatacak. Sonra da;”bize destek için gelen siyasi parti, sendika, dernek, meslek örgütü vb. herkese de teşekkür ederim. Sağ olsunlar, var olsunlar. Ancak destekçilerden artık biraz uzak durmak gerek çünkü bizi kendi çıkarlarına alet etmek isteyebilir, provoke edebilirler…” deyip sizi doğal müttefiklerinizden ayrı tutmaya, yalnızlaştırmaya çalışacaktır. Ardından da;”Sizin bu kahramanca mücadelenizi duymayan kalmadı. Hükümet de artık ne kadar kararlı olduğunuzu görüyor. Biz de hükümetle görüşmelere başladık. Onlar da olumlu bakıyorlar. Ancak bu iş biraz zaman alacak. Yasa değişikliği filan gerekir. Siz bu kadar işçi bu kadar uzun süre evlerinizden, çoluk çocuğunuzdan uzak durup bu sokaklarda perişan olmayın. Evinize gidin. 20-30 tane temsilciniz kalsın, biz onlarla birlikte süreci takip ederiz. Eğer gelişmeler istediğimiz yönde olmazsa sizi yine çağırırız. Şimdi evinize gidin…” diyerek sizi geldiğiniz gibi geri göndermeye çalışacaktır. Olmadı, gecenin ilerleyen saatlerinde Ankara Emniyetinin üst düzey yetkilileri gelip;”size destek için gelen şu örgüt şöyle, bu örgüt böyle…” diye öcü masallarıyla size “brifing” verecek ve “eğer bu örgütlere malzeme olursanız size müdahale etmek zorunda kalırız…” diyerek yeniden sopanın ucunu da göstereceklerdir…” dediğimizde de çoğu can kulağıyla dinleyen işçilerden birkaçı da;”Abi bu kadarı da olmaz herhalde…” diye bizim önyargılı yaklaştığımızı düşünüyorlardı. Ertesi gün karşılaştığımızda;”Abi valla aynen dediğin gibi oldu ama cevabını da aldı. Bizi buradan hiçbir kuvvet atamaz. Ya zaferle ya kefenle gideriz…” diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öfke ve kararlılık doluydular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık sınıfın kalbi Türk-iş‘in önünde atıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emekten, ezilenden yana olan herkes, her kurum ve her birey oradaydı. Sosyalist parti ve sosyalist dergi çevrelerinden sendikalara, kitle örgütlerine kadar herkes aklının erdiği, gücünün yettiği bütün olanakları sunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk birkaç günlük şaşkınlıktan sonra hemen herkes elindeki olanaklarla sorunlara çözüm arayışına başlamıştı. Başta kadın işçiler olmak üzere barınma sorunları,yiyecek,içecek,giyecek ihtiyaçları için seferberlik başlıyordu.Sendikaların,kitle örgütlerinin,derneklerin salonları, binaları,akşam olduğunda birer yatakhaneye,misafirhaneye dönüşüyor,kimi kumanya,kimi çay-çorba dağıtıyor,aydın ve sanatçılar kitap dağıtıyor,şairler şiir okuyup coşturuyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakarya Caddesi bar-cafe esnafı da büyük bir dayanışma örneği vererek mekânlarını geceli-gündüzlü Tekel işçilerinin kullanımına sunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün sol-sosyalist dergi çevreleri, irili ufaklı sol-sosyalist parti ve örgütleri hummalı bir faaliyete girişmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kâh bir yerlerde toplanıp sloganlarla destek ziyaretine geliyor, kâh kurulan naylon çadırlardaki işçilere bildiri-broşür, el ilanı ne varsa dağıtıyor, eylemin başarısı üzerine kendi bildiklerini aktarıyorlardı. Sendika bürokrasisinin ve emniyet görevlilerinin “öcü masalları” kısa sürede etkisini yitirmiş işçilerle sosyalistler arasında örülmek istenen duvar yıkılmıştı.Sosyalistler karşılarında kanlı-canlı bir sınıf bulmuşlardı.İşçiler de kendilerine “öcü” gibi tanıtılan sosyalistlerin çoğunun aslında bir işçi aileden geldiklerini veya kendilerinin de işçi ya da kamu emekçisi olduklarını görüyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk-iş’in önü, Bayındır sokak, İnkılap Sokak, Tuna caddesi bir sınıf okulu olup çıkmıştı ve öğrenme süreci her yönüyle karşılıklıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir işçi;”hayatım boyunca okumadığım kadar çok ve çeşitli bildiri, broşür, el ilanını burada okudum…” diyordu.&lt;br /&gt;Her gelen de kendi mantığıyla, kendi meşrebiyle geliyordu; kimi;”tekel vatandır satılamaz…” sloganını öne çıkarıp “ulusalcı” mesajlara ağırlık veriyordu. Kimi;”işte…” diyordu “sınıf budur. Türkü, Kürdü, Laz’ı, Çerkez’i , Gürcü’sü kaldı mı? Hepsi bir arada, hepsi beraber…” diye ahkâm kesiyor, bir anda bütün diğer çelişmelerin, farklılıkların ortadan kalktığını,”sınıf mücadelesinin her şeyi hallettiğini…” söylüyor, tekel işçilerinin mücadelesiyle erken bir devrimin geleceğini müjdeliyordu. Daha iki ay önce Kent A.Ş. işçilerini yüz geri evlerine gönderen CHP, hayatında bir işçi mücadelesine girmemiş MHP’de bu alanda görünüyordu. Kimi de sistemin bütününü görmezden gelip tek başına AKP’ye yükleniyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan direniş gerçekten de Tekel işçilerinde muazzam dönüşümler gerçekleştiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdi İpekçi’deki saldırıdan sonra bir tekel işçisi;”dağdan gelenleri davul zurnayla, bizi gaz bombasıyla karşılıyorlar” diyordu. Aynı ilden yine sağ görüşlü bir başkası hemen o gün;”biz ekmeğimiz için geldik. Bizi gaz bombasıyla, copla, panzerle karşıladılar, havuza attılar.Demek ki dağa çıkanlar haksız değilmiş…” diyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlerleyen günlerde ulusal önyargılar büyük ölçüde kırılmış, kalın duvarlar biraz olsun yıkılmıştı. Kürt işçilerinin hem söyleyip hem oynadığı halaylara Karadenizli işçiler de katılıyordu. İki tane Trabzonlu işçi kendi aralarında konuşurken neşeli bir şekilde;”yahu bu Kürtler bize şemmamêyi de öğretti…” diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şekilde Trabzon kolbastısına, horon tepmeye Kürt işçiler de karışıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu; bütün farklılıkların silindiği anlamına gelmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir çadırında bir yanda “Gâvur İzmir” yazıyor, bir yanda da Atatürk posterli Türk Bayrakları sallanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbakır çadırında bir yanda Ahmed ARİF’in şiirleri asılıydı, bir yanda karakalem çizilmiş Diyarbakır Surları’nın altında “direnişin kalesi, Diyarbakır Tekel Kalesi gibi sağlam duruyor…” yazıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka çadırda;”söz konusu vatansa, ekmekse, namussa gerisi teferruattır…” yazıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekel işçisi “farklılıklarını” koruyarak “direnişi” ortaklaştırmayı başarmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Destek için gelen herkese de teşekkür ediyor, saygı gösteriyorlardı. Ancak gelenlerin kendi renklerini egemen kılmasını “uygun” bir tarzda, kırıp dökmeden engelliyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geceleri de onlarla birlikte nöbet tutmak, çadırlarda sabahlamak isteyen sosyalistlere; ”bu bizim eylemimiz, çadırlarda işçiden çok öğrenci veya dışarıdan başka işçiler olursa devlet bunu bize karşı saldırı malzemesi olarak kullanır, onun için gündüz geliyorsunuz ama geceleri kalmanıza gerek yok” diye nazikçe uyarıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Destek için gelen İP’lilerin, CHP’lilerin vb. aşırı “ulusalcı” sloganlarına Kürt işçiler Kürtçe şarkılar söyleyip halay çekerek karşılık verince “misafirler” daha ölçülü olmayı öğreniyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de Kürt işçiler de politik içerikli Kürtçe şarkılar söylememeye özen gösteriyorlardı. Eylemlerinin farklı anlamlara çekilmesini istemiyorlardı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-1694495625202121585?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/1694495625202121585/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=1694495625202121585' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/1694495625202121585'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/1694495625202121585'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/kolelik-zinciri-4c-ve-tekel-iscileri_7344.html' title='KÖLELİK ZİNCİRİ 4/C VE TEKEL İŞÇİLERİ - YENİ “KUNTA-KİNTE”LER(2)'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7RhcCmKD3I/AAAAAAAAA-k/HDHDaNBFcDA/s72-c/tekeldirenisi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-2868619227311990059</id><published>2010-04-01T10:58:00.000+02:00</published><updated>2010-04-01T10:58:56.473+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kölelik zinciri  4c ve tekel iscileri - mahmut konuk'/><title type='text'>KÖLELİK ZİNCİRİ 4/C VE TEKEL İŞÇİLERİ - YENİ “KUNTA-KİNTE”LER(3)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7RgNNa3BsI/AAAAAAAAA-c/0-kfbIn8HCw/s1600/tekeldirenisi_24gun_eylemtakvimiaciklandi_son-2010-01-07.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7RgNNa3BsI/AAAAAAAAA-c/0-kfbIn8HCw/s320/tekeldirenisi_24gun_eylemtakvimiaciklandi_son-2010-01-07.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Mahmut KONUK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Direnişin Seyri ve Eylemin Niteliği Üzerine&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk birkaç günkü kitlesel yürüyüşlerden ve Abdi İpekçideki saldırıdan sonra artık eylem Türk-iş’in etrafındaki sokaklarda oturma eylemine ve açlık grevlerine dönmeye başlamıştı. İlk günlerdeki intihar girişimlerine varan kontrolsüz güç gösterileri, heyecan dozu yüksek kalmaya devam ederek yavaş yavaş yerini “kontrollü” eylemlere terk etmeye başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulustaki ucuz otellerden, kimi sendikaların, kitle örgütlerinin misafirhane ve salonlarından, tanıdık evlerine gitmenin yerine derme-çatma naylon çadır kurmaya ve burada sabahlamaya başlamışlardı.Çadırlar daha sonra büyüyecek,tahkim edilecekti.Yine de 7-8 bin işçiyi sürekli Ankara’da tutmanın olanağı yoktu.İaşesinden, kalacak yer sorunundan; odun ve battaniyesine bir yığın ihtiyaç bir yana 31 Ocak tarihine kadar çalışıyor olmaları,iş akitlerinin tazminatsız feshedilmesi tehlikesini gündeme getiriyordu.İzin-rapor ayarlanarak bin-iki bin arası bir kitle dönüşümlü olarak burada tutuluyor,onlar bir süre çalışıp izin-rapor ayarlayarak dönüyor,diğerleri gidiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sendikalardan, siyasi partilerden, sol-sosyalist örgütlerden kitle örgütlerine kadar her gün direniş yerine onlarca kitlesel destek ziyareti gerçekleşiyor, her ziyaret bir heyecan ve coşku dalgası yaratıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksel’e, Sakarya’ya, AKP İl Binasına yürüyüşler de bazen tek başına, bazen topluca gerçekleşen eylem ve heyecan dalgaları arasında yer alıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha “etkili” mücadele biçimleri üzerinde yoğunlaşan işçilerden rağbet gören “eylem” biçimi “açlık grevi” olmaya başlamıştı. Cezaevlerinde, dört duvar arasında bedenlerinden başka silahı olmayan tutsakların başvurduğu “açlık grevi” burada, açık alanda işçi sınıfının rağbet gören mücadele biçimi olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalıştıkları fabrikalar, yaprak tütün işletmeleri birer birer özelleştirilip ellerinden alınırken birkaç etkisiz eylem dışında ciddi bir tepki göstermemişler, grev silahına pek başvurmamışlardı. Özelleştirmeler yapılırken özlük haklarına dokunulmayacağı vaat edilmiş, kapanan ya da satılan bir fabrikadan en yakındaki bir başka fabrikaya nakledilmiş, en son tütün işletmelerine, oradan da “depo”lara aktarılmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de;”depolarda da mal bitti, iş de yok biz yattığı yerden kimseye maaş vermeyiz” deyip kapıyı göstermişlerdi. ”Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yan gelip yatana vermeyiz” dedikleri de buydu herhalde!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki fabrikaları kapatan, satan kendileriydi. Kaldı ki “yan gelip yatmak” da istemiyorlardı. Herhangi bir kamu kurumunda mevcut kadroları ya da denk bir statüde çalışmak istiyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında tazminatını verdikten sonra hepsine kapıyı gösterebilirlerdi. Neo-liberal iş kanunları buna izin veriyordu. T.C. de bir A.Ş. gibi davranıp pekâlâ onları sokağa atabilirdi. Ama hükümetimiz (!) “merhametli” davranmıştı.Onlara 4/C gibi bir “kıyak” yapmıştı.Zaten 4/C’yi de “sendikacılar istemişti.Şimdi çok ayıp ediyorlardı…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Size iş miş yok, yan gelip para kazanma devri bitti…” diyen Kasımpaşalı harbi delikanlı Başbakan yeri geldikçe; ”ay sonuna kadar 4/C’yi kabul eder ya da çeker gidersiniz, yaptığınız eylem yasadışı ama biz müsamaha ediyoruz, ay sonunda o çadırları başınıza yıkarız…” diye tehditler savurmaktan geri kalmıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerinde grev yapacak bir fabrika kalmadığını mutlaka hesaba katıyorlardı. Abdi İpekçi’de devletin kararlılığını gösterip akşam da Kumlu Başkan’ın nasihatlerini alırlarsa bu işçiler geri döner diye hesaplamışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama “hesap” tutmamıştı. Bu işçiler çok “inatçıydı”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kumlu Başkan”ın “geri dönün” çağrısına “bizi satanı biz de satarız” diye selam duruyor, Mustafa TÜRKEL’in “örgüt disiplinine uyun, beni dinlemek zorundasınız…” sözlerine de ; “genel grev genel direniş-ölmek var dönmek yok” sloganlarıyla karşılık veriyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zonguldak’tan Ankara’ya yürüyen 43 bin Maden işçisi Şemsi Başkan’ın;”geri dönüyoruz” çağrısıyla “örgüt disiplini” içinde geri dönmüşlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu tekel işçisi başkaydı.”Özlük haklarımız” diyor başka bir şey demiyorlardı.”Ölmek var dönmek yok” sloganı onlarındı ve en çok bu sloganı seviyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Grev” silahları bugün yoktu ama onların da “bedenleri” vardı. Bu nedenle en çok “açlık grevine” rağbet ediyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllarca kendi halinde asude bir yaşam süren Türk-İş binası bir anda eylem ve direniş merkezi haline gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk günlerde tekel işçilerine kapalı tutulan toplantı salonu, giderek açlık grevi yapan işçilerin direniş mekânı haline dönüşüyor, bir bölmesi(kürsü tarafı) de “revir” haline dönüşüyordu.TTB ve SES üyesi doktor ve diğer sağlık personelinin gece-gündüz nöbetleşe çalıştığı revirin iş hacmi büyük bir hastanenin acil servisi boyutuna ulaşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arada açlık grevcilerinden biri fenalaştığında hem salonun içinde, hem de dışarıdaki kalabalıkta tansiyon had safhaya ulaşıyor, coşku ve öfke patlamaları yaşanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu atmosferde gidilen 17 Ocak mitingine ülkenin dört bir yanından 100 bine yakın coşkulu ve öfkeli bir kitle katılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin bundan sonraki aşamada bir genel grev çağrısı yapmasını beklediği Türk-iş Başkanı Mustafa KUMLU’ nun bu beklentinin çok uzağında sade suya tirit bir konuşmayla sahneyi terk edip yerini Alişan konserine bırakması tekel işçilerinin öfke patlamasına yol açmıştı. Kürsüye yanaşmalarını engellemek için TES-iş ve YOL-İŞ üyesi işçilerle önleri kesilen TEKEL işçileri bir anda bu barikatı aşıp kürsüye fırlıyor, Kumlu’yu kürsüye davet edip Genel Grev-Genel Direniş çağrısı yapmasını istiyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süre kürsüyü işgal eden öfkeli Tekel işçilerini ikna edip kürsüden indirmek TEK GIDA-İŞ yönetici ve temsilcilerine düşüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Kumlu’nun tavrına tepkiler dinmiyor, miting sonrası tekel işçisi kadınlar Türk-iş Genel Merkezini işgal ediyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitle baskısı karşısında bir araya gelen altı konfederasyon (Türk-iş, KESK, DİSK, Türkiye Kamu-Sen, Hak-iş ve Memur-Sen’in) toplantısından 3 Şubat’ta 1 günlük Genel Grev kararı çıkıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Grev kararının açıklanmasından hemen sonra hükümetten gelen görüşme çağrısı ve iki bakanın “çözüm formülü” için görevlendirilmesi bir anda iyimser bir hava yaratıyor, böylece “belki greve gerek kalmaz” düşüncesiyle grev hazırlıklarının altı boşalıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Greve 1 gün kala hükümetin 4/C’de “iyileştirme”nin ötesinde bir adım atmayacağının anlaşılması üzerine grevin 1 gün öteye, 4 Şubat’a ertelenmesi de durumu kurtarmıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam gibi bir grev için 2 gün hazırlığın yeterli olmayacağı ortada iken hükümet yanlısı Hak-iş ve Memur-Sen’in önce greve katılacaklarını ilan edip son anda “çekildiklerini” açıklaması çoğu kimseyi şaşırtmasa da grevin “zayıf” geçmesinin nedenleri arasında görülmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grevin çağrıcısı Türk-iş Konfederasyonu Başkanı Mustafa KUMLU’nun, kritik bir merkezde grevin başında olmak yerine; ”Ben o gün evimde oturacağım” demesi, Türk-iş Başkanı’nın “Grev” konusundaki “ciddiyetini” gösteriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Teknik” bazı aksaklıkların da eklenmesiyle hayatı durdurma anlamında KESK’in 25 Kasım Grevi kadar bile etkili olamamıştı. Bu yönüyle 30 yıldan beri ilk defa gerçekleşmiş bir “dayanışma grevi” olarak çok büyük bir değer taşısa da hükümeti zorlayıcı olmaktan uzak kalan grev derde deva olmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geniş halk kesimlerinden, medyadan büyük destek bulan Tekel İşçilerinin eylemi bazıları açısından “türkü çığırma” hesabına dönmüştü. Başta Türk-iş Başkanı ve Türk-iş’e bağlı bazı sendikalar olmak üzere, 4 Şubat grevinin istenen ölçüde olmamasının arkasındaki nedenleri irdeleyip daha güçlü, daha etkili bir eylemi nasıl örgütleyebileceğimizi tartışmak yerine, Tek Gıda-iş yöneticilerine kadar yansıyan;”kimse başkaları için bundan daha fazlasını yapmaz” ı teorize etmeye,yani “el elin eşeğini…” “… bu kadar arar” demeye getiriyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ Bizim gündemimizi kapatıyor, bir yığın başka sorunu gündemleştiremiyoruz” diye yüksek sesle düşünenler bile vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hak-iş, Memur-Sen gibi beyinleri ve göbekleri siyasal iktidara bağlı sözüm ona sendikaların tavrını tartışmaya bile gerek yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yandaş medya, yandaş internet siteleri, yandaş radyo kanalları yoğun bir kampanyaya girişmişlerdi: ”milyonlarca işsizin olduğu, ekonomik krizin bütün dünyayı kasıp kavurduğu bir ortamda işsiz kalmaktansa 4/C gibi bir formülle çalışmaya devam etme olanağı Tekel işçileri için bir lütuftu. Bunu beğenmemeleri nankörlüktü.Üstelik tekel işçileri daha önce 4/C’ye geçirilenler için ne yapmıştı ki şimdi başkalarının kendileri için hayatı durdurmalarını istiyorlardı(!)…” v.s.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-2868619227311990059?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/2868619227311990059/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=2868619227311990059' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/2868619227311990059'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/2868619227311990059'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/kolelik-zinciri-4c-ve-tekel-iscileri_01.html' title='KÖLELİK ZİNCİRİ 4/C VE TEKEL İŞÇİLERİ - YENİ “KUNTA-KİNTE”LER(3)'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7RgNNa3BsI/AAAAAAAAA-c/0-kfbIn8HCw/s72-c/tekeldirenisi_24gun_eylemtakvimiaciklandi_son-2010-01-07.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-7906279642643415623</id><published>2010-04-01T10:53:00.000+02:00</published><updated>2010-04-01T10:53:41.965+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kölelik zinciri  4c ve tekel iscileri - mahmut konuk'/><title type='text'>KÖLELİK ZİNCİRİ 4/C VE TEKEL İŞÇİLERİ - YENİ “KUNTA-KİNTE”LER(4)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7RerO8N3_I/AAAAAAAAA-U/B0RL8OnJZaw/s1600/tekel-direnisi-isci-mucadelesi-icin-milattir.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7RerO8N3_I/AAAAAAAAA-U/B0RL8OnJZaw/s320/tekel-direnisi-isci-mucadelesi-icin-milattir.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mahmut KONUK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet!.. Kalem o kadar kirlenmiş ki yeri geldiğinde işçilerdeki “sınıf dayanışması” ruhunun eksikliğini “pat” diye keşfediyordu. Hatta yazma biçiminden bu ruhu önceden de “bildiği” anlaşılıyordu. Ama bu “bilgi” sini dün eksik kalan “sınıf dayanışmasını” hiç değilse bugün ve bundan sonra güçlendirmek için kullanmıyor, kitlelerde “dayanışma duyguları” depreştiğinde bu duyguyu öldürmek, işçi sınıfını, emekçileri, ezilenleri kendi acısından başkasının acısını görmeyen bencil, duygusuz, atomize bireyler halinde tutmak için kullanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yandaş medya içinde Yeni Şafak’ı, Vakit’i anladık ama, kurulduğu günden beri iddialı işler yapmakla övünen,liberal solculardan,İkinci Cumhuriyetçi liberal aydınlara,”devrimci sosyalist”lerden “eski komünist”lere,Polis Akademisi Öğretim Görevlilerinden, Fethullahçılara v.s. geniş bir yelpazede yazan “taraf gazetesi” ne birkaç satır ayırmasak hatırı kalacak, haksızlık etmiş olacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başladığı günden beri TEKEL DİRENİŞİ bu gazetede ya “haber” değeri bulmuyor ya küçülebildiği kadar küçülüyor, iç sayfalara giriyor, her halükârda da hükümetin Tekel Direnişine ve bu direnişi sürdüren işçilere, sendikaya yönelik negatif yorum ve propagandalarının eşliğinde veriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günü geçmiş (şüphesiz ki bu haliyle de çok önemli) “darbe” planlarını deşifre etmekten başı dönen “Taraf” ekibi bu zafer sarhoşluğuyla gerçek duygusundan o kadar kopmuş ki sonunda işi bu “muazzam demokratik atılımların mimarı olarak” gördüğü R.Tayyip ERDOĞAN’ı Faşist Pinoche darbesiyle devrilen Şili’nin Sosyalist Lideri Salvador ALLENDE’ye, Tekel İşçilerini de ALLENDE’yi devirmeye götüren “kamyoncular grevine” benzetmeye kadar götürmüştür.(7.02.2010 tarihli Taraf Gazetesi Ramazan Çanakkaleli: Tekel işçileri ne istiyor?)&lt;br /&gt;Etyen Mahçupyan ise Ramazan Çanakkaleli gibi “sahibinin sesi” bir perdeden yazmıyordu. Daha usturuplu, tekel işçilerine yapılanın açık bir haksızlık olduğunu görerek!.. .Bir itirazı var: ”4/C’ye karşı mücadeleyi yürüten sendikacılar samimi değil(!). ” Alıntıyı da Alınteri . net sitesinin 28 Şubat 2008 tarihli sayfasından almış: ”Sendika ağalarının asıl derdi aidat gelirlerinden mahrum olmak…” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liberal abimiz işine gelen alıntıyı gerektiğinde sosyalist sitelerin 2 yıl önceki yazılarından derleyebiliyor!.. (Bkz.Etyen Mahçupyan: Hakkı olmak/Haklı olmak-7.02.2010 tarihli Taraf gazetesi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Eski Komünist” Nabi Yağcı’nın biraz utangaçça da olsa Tekel işçilerine hak verdiğini teslim edelim. Eski “devletçi” politikaları savunmanın doğru olmadığını” belirtmeyi de ihmal etmemiş!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 Mart’a kadar “bekleme” süresi idi. Asıl Direniş 3 martta başlıyacaktı!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 Şubat’ta beklenen olmayınca gözler konfederasyonların (altılı’nın) yapacağı “değerlendirmeye” ve alacakları eylem kararlarına çevrilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6’lıdan Hak-İş ve Memur-Sen daha ilk eylemde işçileri satmıştı. Onlar sahiplerinin sesine kulak vermişti !..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk-İş Başkanı Mustafa KUMLU da “evinde oturmuş” tu !..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece geride “mücadeleye hevesli görünen” üç buçuk örgüt kalmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…Ve işçinin beklentisinin aksine 4 Şubat’ı aşmak şöyle dursun onun yanına bile yanaşamayacak bir “eylem” takvimi açıklanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamu Çalışanları işyerlerinde iki gün “kokart” takacaklardı. İllerde Tekel İşçileri ile dayanışma adına basın açıklamaları yapılacaktı. 20 Şubat’ta bütün illerden gelenler bir gece Tekel İşçileri ile sabahlayacaktı (ama bu da “temsili düzeyde” bir katılımla olacaktı). Başbakanlık’ ın 4/C’ ye geçmek için tanıdığı “1 aylık süre” için Danıştay’ a başvurulacaktı ve evet; 26 Mayıs’ta (!) 4/C, 4/B, taşeron v.b. bütün güvencesiz çalıştırma biçimlerine karşı bir günlük grev yapılacaktı !..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ölme eşeğim…” misali !.. &lt;br /&gt;Süreç “soğumaya” bırakılıyordu !.. &lt;br /&gt;Bu arada “Kasımpaşalı”nın tehditleri de devam ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her tehdit aslında işçilerdeki öfkeyi ve direniş azmini daha da arttırıyordu ama karşısındaki kurusıkı söz düellosundan öteye gitmeyince umutlar giderek “Danıştay’dan çıkacak karar”a bağlanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fiili ve meşru bir mücadele olarak başlayan; “ölmek var dönmek yok” sloganı baş şiarı olan eylem giderek sendika bürokrasisince ustaca “yasalcı” bir zemine kaydırılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman ilerleyip hükümetin tanıdığı sonuna yaklaşıldıkça, Danıştay’ın karar vermesi uzadıkça, hükümeti kuşatacak bir eylem programı geliştirilmedikçe kırılmalar-dökülmeler baş gösteriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alttan alta umutsuzluk geliştikçe “dönüşümlü” diye giden işçiler “bahane”ler üretip dönmemeye başlamıştı. İyice umutsuz olanlar az da olsa 4/C başvurularını yapmaya başlamıştı. Hükümet v e yandaş medya da bu rakamları 10’a katlayarak “on line” ilan etmeye başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sendika bürokratları; “biz 4/C’yi kesinlikle kabul etmeyeceğiz ama kabul eden arkadaşlarımıza da hain demeyeceğiz…” söylemiyle –bilerek ya da bilmeyerek- 4/C’ye doğru akışı hızlandırıyor, en azından “mecbur kalırsak 4/C’yi imzalarız” fikrini geliştiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de son günü bekleyip bir gelişme olmazsa son gün başvuru yapmak üzere dilekçelerini hazırda tutmaya başlayanlar çoğunluğa ulaşmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En kötüsü de kararlı işçilerin bile arkadaşlarının bu birer – ikişer dökülmesi karşısında birbirlerine güveni sarsılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeye rağmen asla 4/C’ye imza atmayacak ve haklarını almadan bu alanı asla terk etmeyecek olanlar da vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;78 günlük mücadele içinde bir arkadaşlarını, Samsun Tekel İşçisi Hamdullah UYSAL’ı kaybetmeleri onları sarsmıştı ve direnme azimlerini biraz daha arttırmıştı ama bu direnen gücün ne kadar olacağı bir soru işaretiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mücadelenin başlarında sosyalist çevrelerin önermesi/örgütlemesi ile komiteler kuran ve inisiyatif geliştiren işçiler, sendika yöneticilerinin ustalıklı manevralarıyla komiteleri lağvedince inisiyatif de yeniden sendika yöneticilerine geçmeye başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumu aşağı yukarı herkes görebiliyordu ve bunu değiştirecek bir tutum geliştirmek yerine çoğu çevrenin bir kehanetmiş gibi; “direnişin kırılmaya başladığını” birbirlerine (!) “fısıldamaya” başlaması kararlı işçilerde de güvensizlik yaratıcı ve moral bozucu bir rol oynuyordu.&lt;br /&gt;Son bir hafta-on günlük süre içinde bu nesnel durumu görüp işçilere, işçi önderlerine şu soruları sormaya başladık: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Diyelim ki Danıştay’dan olumlu bir karar çıkmadı ve 4/C’yi imzaladınız. Elinize ne geçecek?”&lt;br /&gt;-“700-800 TL. arasında bir para…” &lt;br /&gt;- “Peki bu aşağı yukarı 9 ay sonra, yani 11. Ayın sonunda son bulacak mı?” &lt;br /&gt;-“Evet.” &lt;br /&gt;-“ Gelecek yıl sizi tekrar çağıracaklarının garantisi var mı?” &lt;br /&gt;- “Yok, hatta çoğumuzu çağırmayacakları apaçık ortada.” &lt;br /&gt;- “Peki 4/C’yi imzalamasanız ne olacak, ne alacaksınız ? &lt;br /&gt;- “8 ay işsizlik maaşı…” &lt;br /&gt;- “o ne kadar ?” &lt;br /&gt;- “1050 TL” &lt;br /&gt;- “Yani 9 ayda 4/C’den alacağınızdan daha fazla. Peki bu parayı alıp bu direnişi 2 ay daha uzatırsanız ne olur? Zorlu kış günleri de geride kaldı. Önümüz bahar. Bu sene Türkiye çapında merkezi 1 Mayıs Ankara’da, Kızılay Meydanında, Tekel İşçileriyle Dayanışma 1 Mayıs’ı olmaz mı ?.. &lt;br /&gt;- “Evet, olur…” &lt;br /&gt;- “Peki böyle bir sürece hangi hükümet ne kadar dayanır ?.. &lt;br /&gt;- “Dayanamaz…” &lt;br /&gt;- “İşte bu nedenle asıl direniş 2 Mart’tan sonra başlar. O zamana kadarki süre dayanma süresidir. Hükümetin tanıdığı süre bittikten sonra hâlâ anlamlı bir sayıda işçi direnişe devam ederse hükümet için asıl handikap o zaman başlar. Onun için AKP İl, İlçe teşkilatlarından, Genel Merkezi’nden, Milletvekillerinden Tekel İşçilerine ve ailelerine telefon ablukası, vaat yağmuru geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir saldırı mı ? İhtimal dışı değil ama bu onların işini daha da zorlaştırmaktan başka bir şeye yaramaz. &lt;br /&gt;Ondandır telaşları… Ondandır çırpınışları !..”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * * &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet !..&lt;br /&gt;Bu tartışmayı Bazı Tek Gıda –İş yöneticileriyle de yapıyorduk. Hatta Onlar da bu düşünceleri “paylaşıyor”lardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günler çelişik duygular ve gel-gitler içinde geçmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi umudunu yitirip bırakıp gidiyor, önceden ayrılıp giden birileri de direnişe devam eden arkadaşlarını yalnız bırakmamak, yeni bir direnişe hazırlanmak üzere geri dönüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolay değildi !..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam 78 gün karda-kışta, yağmurda-çamurda, eksi 15 derece soğukta naylon çadırlarda, sokakta kurdukları soba başlarında, dumanlar içinde direnmişlerdi. Bu süre içinde evine hiç gitmeyen, çoluk-çocuğunu hiç görmeyenler vardı. Kiminin çocuğu intihar etmiş, kimi babasının cenazesini kaldırıp geri dönmüştü. Aralarından bir Can’ı, Hamdullah UYSAL’ ı da yitirmişlerdi. Şimdi istediklerini almadan gitmek ağır geliyordu ve asla kabul etmeyecekti bazıları bunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son gün sayıları ne kadar olurdu bunların bilinmez ama “sonuna kadar direnecek” olanlar vardı. Daha radikal düşünceler taşıyanlar da !..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kasımpaşalı” Başbakan’ ın saldırı tehdidine karşı 25-26 Şubattan itibaren geceleri de çadırlar “dayanışmacı” larla doluydu ve “direniş sokağı” sabaha kadar canlıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son gün açıklanan Danıştay Kararıyla “Tek Gıda –İş Sendikası’nın Planı” uygulama alanı bulmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çadırları kendileri sökmüştü. Hükümete 20 gün süre tanımışlardı. Talepleri karşılanmazsa 1000 (bin) kişiyle 1 Nisan’da gelip bir gece sokakta sabahlayacaklar ve yeni eylem programlarını oluşturacaklardı…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu içine sindiremeyen, en azından bir büyük çadırı bırakıp mücadeleye devam etmek isteyenler de son anda Sendika yöneticilerince ikna edilmişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümet tehditler savururken Ankara Valisi; “herkesi memnun edecek gelişmeler olabilir…” diye demeçler vermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara Valisi Hükümet’ten “bağımsız” mıydı yoksa “bildiği bir şeyler” mi vardı ? Bilinmez ama kastettiği “gelişme” bu muydu ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekel İşçileri bir ateş yakmıştı. Alevleri sınırları aşan bir ateş !..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstediklerini tam olarak alamasalar da sorunu bütün sıcaklığıyla gündeme taşımış ve hükümete geri adım attırmışlardı ama yeni kölelik zincir 4/C’yi kırıp atamamışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi biraz “soluklanacaklar”dı. Her şeye rağmen “tarihsel” bir rol oynamışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkibuçuk aylık sürede çok hızlı ve muazzam bir dönüşüm yaşamışlar, yaşatmışlardı. “Kendisi ile birlikte bütün ezilen sınıfları değiştiren-dönüştüren sınıf”tan bir örnek sunmuşlardı. Onlar direnişteyken Yatağan Termik Santral İşçileri; Santrale gelen Özelleştirme Kurulu Üyelerini kovmuşlardı. Bundan sonra hiçbir şey yapmasalar da torunlarına “gururla anlatılacak” bir miras bırakmışlardı ama görevleri henüz bitmemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi 1 Nisan buluşmasına sayılı günler kala şu soruyla karşı karşıyaydılar: Şemsi Başkan’ın sözüyle örgüt disiplini (!) içinde Bolu’dan geri dönen ve bir daha Ankara Yollarına düşmeyen Zonguldak’ın Maden İşçisi sınıf kardeşlerinden bir nüans farkıyla; TÜRKEL Başkan’ın sözüyle döndükleri evlerinden Ankara’ya bir günlük bir seyahat (!) ile geri dönüp sonrasında 4/C’li kölelik zincirinin yeni “KUNTA – KİNTE” leri mi olacaklardı yoksa; “kavga bitmedi, daha yeni başlıyor” deyip yeni mücadele yöntemleriyle kavgayı daha da büyütecekler miydi ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Eğer Sendika bürokrasisini aşan bir “iç örgütlenme” yaratabilir ve yeni ve yaratıcı eylem programlarını gündeme getirirlerse toplumsal desteği yeniden arkalarına almaları hiç zor olmayacak ve ikinci şıkkı hayata geçirebilecekler. Bu taktirde de kendileriyle birlikte bütün ezilen sınıfların, işçi ve emekçilerin umudu olur, KAVEL İşçilerinin 1960’larda açtığı fiilî kazanım yolunu bu kez onlar açabilirler.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Başaramazlarsa bu sadece onların değil, sosyalist hareketin de zaaflarından olacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;25 Mart 2010/ANKARA&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-7906279642643415623?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/7906279642643415623/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=7906279642643415623' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/7906279642643415623'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/7906279642643415623'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/04/kolelik-zinciri-4c-ve-tekel-iscileri.html' title='KÖLELİK ZİNCİRİ 4/C VE TEKEL İŞÇİLERİ - YENİ “KUNTA-KİNTE”LER(4)'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7RerO8N3_I/AAAAAAAAA-U/B0RL8OnJZaw/s72-c/tekel-direnisi-isci-mucadelesi-icin-milattir.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-162088008424869224</id><published>2010-03-30T06:15:00.000+02:00</published><updated>2010-03-30T06:15:17.073+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='internet magandalari - mustafa elveren'/><title type='text'>İnternet Magandaları</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7F6uuujmII/AAAAAAAAA-M/e3RWwXqlSpE/s1600/melveren.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7F6uuujmII/AAAAAAAAA-M/e3RWwXqlSpE/s320/melveren.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mustafa Elveren&lt;/strong&gt; (Em.öğrt)&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:mustafaelveren@gmail.com"&gt;mustafaelveren@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“internetteki bir haber sitesine yazılan kısa yorumlara baktığınız zaman, medeniyet kaybını ve linç ruhunun yaygınlığını görürsünüz”&lt;/strong&gt; (Tanıl Bora)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık internet birçoğumuzun ikinci adresi oldu. İçinde bulunduğumuz bu sanal alemde bazen öyle kişiliklerle karşılaşıyoruz ki; kurnaz, dedikoducu, her telden oynayan, çıkarı için yalan-yanlış bilgiler veren ve en çok da herkesi tehdit eden maganda tipli mahluklarla karşılaşmak her zaman mümkündür. Eğer çok dikkatli davranmazsanız, bu garip mahluklara elinizi uzatmaya çalışırken kolunuzu kaptırabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de çok GARİP bir kültürle karşı karşıyayız. Öyle bir kişilik yapısı yaratılmış ki; bu kişiler demokrat-solcu, Atatürkçü-devrimci, milliyetçi-vatansever, muhafazakar-dinci, bir mezhebin veya cemaatın müridi, bazen de ırkçılık maskesi altında küfürbaz bir maganda, ya da çek-senet tahsilatçısı gibi bir çete üyesi olarak karşımıza çıkabiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Atatürk, vatan, millet, bayrak, ezan,...” gibi ulusal söylemlerin arkasına sığınıp, her cümlesinin başına “bölücü, yıkıcı, hain, kansız,..” sözcükleri yerleştiren bu mahlukların saldırılarıyla her an karşılaşabilirsiniz. Yani internet üzerinde kendini gizleyerek ucuz kabadayılık yapan çok sayıda kişilerle istemeden de olsa karşılaşmak mümkündür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tehdit, şantaj, iftira, siyaset, ticaret, tarikat, seks pazarlamacısı gibi ne ararsan var. Yani her türlü pisliğe bulaşmış kişiliklerle karşılaşmak olasıdır. En çok da ulusal sözcükleri kod olarak kullanan ve bilgiçlik taslayan, kabadayıca yorumlar yazan sözde “Yorumcu”lar olarak karşımıza çıkmaktadırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek ismini ve adresini gizleyerek, sahte adres ve kod isimlerle İnternet üzerinden çeşitli sitelerdeki haber ve makaleler için yorum yazan çok sayıda sözüm onlara “yorumcu” bulunmaktadır. Hal böyle olunca; internet ortamı sahte kabadayılarla dolup taşmaktadır. Nasıl olsa atış serbest, ağzına geleni yazıyor. Bazıları öyle ileriye gidiyorlar ki, insan istemeden de olsa onları okuduklarında tiksiniyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin bir de E-Posta yönü var ki, “evlere şenlik”. Tehdit, küfür ve iftira atma bolluğundan geçilmiyor. Tehdit boyutunu benim gibi bir çoğu belki önemsemiyordur. Fakat, küfür ve hakaretler mide bulandırıcıdır. Bu tür sahte kabadayılara cevap yazmamak en doğrusudur. Buna rağmen istemeden de olsa bazen cevap verme hatasına düşüyoruz. Yine de merakta kalmamak için ve her ihtimale karşı IP numaralarını kaydetmek gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada mail gruplarına da değinmek istiyorum. Bir kısım kişiler yahoo, Hotmail, Gmail ve benzeri büyük mail şirketlerinde bilinen ve tanınan bölgesel isimleri kimi ücretsiz kimi de 15-20 dolar gibi cüzi bir ücret karşılığında kiralıyorlar. Daha sonra, internet üzerinden e-posta adresleri toplamaya başlıyorlar. “Sizi guruba ekledik…” diye size bir e-posta gönderiyorlar. Bir süre sonra, beğenmediği bir mesajınızı size iade eder ve “seni gruptan atarım ha..!” tehdidinden bulunurlar. Aynı şekilde Radyo üzerinden CHAT siteleri de benzer bir görünüm vermektedirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle Atatürkçü ve ulusalcı olduğunu söyleyen bazı aydınların, ülkemizde meydana gelen bir çok siyasi olayı yüzeysel ve tek taraflı olarak değerlendirdiklerini sıkça görmekteyiz. Dolayısıyla, internetteki sahte kabadayılar da bu durumdan vazife çıkarıyorlar. İlgimi çeken bir nokta ise, bu tür mesaj ve yorumları yazanların önemli bir bölümü Atatürk-vatan-millet-bayrak gibi Türkiye’nin ulusal değerlerini kullanıyor olmalarıdır. Bir kısım ağabeyleri yazar-çizer takımını taklit ederek yazıp, çiziyorlar. O nedenle, “Dağa kaldırma” kültürü hızla yayılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle evde oturup, internette ucuz kahramanlık ve Atatürkçülük yapılmaz. Kendi gölgesinden bile çekinen, ismini ve adresini gizleyecek kadar korkak olan kişilerin aydın olması mümkün değildir. Olsa olsa Atatürk'ün gölgesine sığınarak boş kabadayılık yapmaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;NOT:&lt;/strong&gt; İster kod isimleriyle, isterse gerçek kimlikleriyle internet üzerinden dürüstçe düşüncelerini ifade edenleri tenzih ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29 / 03 / 2010 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Web : &lt;a href="http://www.gomanweb.com/"&gt;http://www.gomanweb.com/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-162088008424869224?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/162088008424869224/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=162088008424869224' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/162088008424869224'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/162088008424869224'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/internet-magandalar.html' title='İnternet Magandaları'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7F6uuujmII/AAAAAAAAA-M/e3RWwXqlSpE/s72-c/melveren.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-6728312592456939774</id><published>2010-03-29T21:37:00.000+02:00</published><updated>2010-03-29T21:37:48.381+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhaba dostlar - sevra kurtulus'/><title type='text'>Merhaba Dostlar!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7EBd_dFYJI/AAAAAAAAA-E/loL3Jsb1EbY/s1600/umut-ofke.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7EBd_dFYJI/AAAAAAAAA-E/loL3Jsb1EbY/s320/umut-ofke.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sevra KURTULUŞ &lt;a href="mailto:sevra.kurtulus@gmail.com"&gt;sevra.kurtulus@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antakya’da keyfi bir şekilde gözaltına alınan 14 kişi bugün serbest bırakılmışlardır. Aralarında değerli gazeteci Murat Altunöz ve diğer arkadaşların serbest bırakılması Antakya’da büyük bir sevince vesile olmuştur. &lt;br /&gt;Antakya’da yaratıtılmak istenen ”eski tarz provakasyonların” artık tutamayacağı bir kez daha ispatlanmaştır. İspat şudur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizleri, birbirimize karşı kırdıramazsınız!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler, farklı düşüncelerimizle ama ezenlere karşı ”tek yürek, tek vücuttayız!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli olan inanç, önemli olan mücadeledir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ezilen ve tarihten silinmek istenen insanlar uğruna bizler Antakya, Akdeniz ve tüm Anadolu halkları ile birlikteyiz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yolda tavrımız aynıdır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;”Eşitlik, özgürlük ve ortaklığa” inançlıyız, bu inançla mücadele ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu inançla;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşman ve başka giysiler altında vuruşmak isteyenlere ”hodri meydan!” diyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler , buradayız, Antakya ve Anadolu’dayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, sizler neredesiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maskeler, sizleri gizlemeye yetecek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmayın:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;”Sabahın sahibi var&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sorarlar bir gün sorarlar!”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-----------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sevra Kurtuluş / Antakya&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-6728312592456939774?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/6728312592456939774/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=6728312592456939774' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/6728312592456939774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/6728312592456939774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/merhaba-dostlar.html' title='Merhaba Dostlar!'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7EBd_dFYJI/AAAAAAAAA-E/loL3Jsb1EbY/s72-c/umut-ofke.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-5941353109332063734</id><published>2010-03-29T14:16:00.000+02:00</published><updated>2010-03-29T14:16:33.195+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='acilim ve hosgörü - ertürk maral'/><title type='text'>AÇILIM VE HOŞGÖRÜ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7CZ6Oe1PaI/AAAAAAAAA98/UD7iiHwlc9Y/s1600/ofkeveumut.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7CZ6Oe1PaI/AAAAAAAAA98/UD7iiHwlc9Y/s320/ofkeveumut.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Ertürk MARAL&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:ertuerk.maral@chello.at"&gt;ertuerk.maral@chello.at&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açılımsız günümüz geçmez oldu. Sabah bir açılım, akşam bir diğer. Işın hızı bile yetişemez bu açılım serisine. Yeni bir sektöre kavuştuk. Açılım sektörü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açılım cümleleri nelerdi, unuttuk bazılarını. Kürt açılımını yaptığı grup konuşmasında açıkladı Recep Tayip Erdoğan: Ellerinde mendilleriyle koskoca Milletvekilleri göz yaşlarını tutamamıştı. Sadece onlar mı? Bizim bütün liboşlar, yandaşlar, hepsi. Ellerinde bir mendille geziyorlardı artık. Analar ağlamasın dı söz. Evet analar ağlamasın… &lt;br /&gt;“Çaldıran`da Yavuz Sultan Selim`in ordusunda birbirine kardeş olan biz değil miydik?” diyordu. Evet birlikteydiniz. Birbirinize kardeştiniz. Karşınızda ise düşmanınız, Rafızi!, Dinsiz!, kestiği yenilmez!, Türkçe konuşan, kızıl başlık takmış, 12 imamları anan, Hz. Hüseyine karşı yapılan zulme lanet okuyan Kızılbaşlar, Aleviler vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onbinlerce Alevi katledilmişti bu kırımda, Yavuzun ordusu tarafından. Analar ağlamasındı söz. Elbette ağlamasın. Zaten o Rafızi Kızılbaşların anaları hiç mi hiç ağlayamadı bile! Onlar katledildiğinde tek tek değil analarıyla birlikte, ardında tek bir canlı bile bırakmadan katledilmişlerdi çünkü. Evet onların arkalarında ağlayacak anaları bile bırakılmamıştı… Ne kadar büyük bir övünç kaynağı!değil mi? Çaldıran’da Alevi katliamını yapan Yavuzun ordusunda kardeş olmak.. Ne onurlu bir kardeşlik!. Ne kadar övünseniz azdır… Övünün, övünün...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokratikleştikçe demokratikleşiyor ülkemiz. En son Akdamar Kilisesinde ayin izni çıkmış. Buna sevinen azınlık temsilcilerinden bazıları II. Mahmut’tan çıkartmaları ceketine, gömleğine işletmiş. Çok hoşgörülü ve azınlık haklarına saygılı bir sultanmış II. Mahmut!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet bizde onu çok hoşgörülü bir sultan olarak tanırız! Öyle bir hoşgörü ki, dünyada kendi elleriyle kendi ordusunu katleden ilk ve tek örnektir kendisi. Bununla da yetinmez.. Yüzlerce Alevi-Bektaşi Tekke, Dergah, Meydanevi ve Cemevlerini yakıp yıkmasıyla tanınan hoşgörü abidesi örnek bir sultan o! Bektaşilerin kütüphanelerini yakan bir tolerans örneği o. Öyle hoşgörülüydü ki, kendi ordusunu kendi eliyle katletmesi yetmediği gibi, Alevi Bektaşi ibadethanelerini yakıp yıkması da yetmemişti. Yüzlerce Baba, Dedebaba’yı katletti. Bazılarını da sürgüne gönderdi: Mora’ya, Girit’e … &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoşgörüsünü onun saymakla bitmez. O olağanüstü hoşgörü lütfuyla açık bıraktıkları bir Bektaşi ibadethanesiyle, Alevi Bektaşilerin serçeşmesinin başına da Nakşi şeyhlerini atadı. Atadı ki, yol önderleri katledilmiş, oluk oluk kanları akıtılmış bu Rafıziler! aç ve açık kalmasınlar! İbadetlerine! devam edebilsinler. Ne kadar alicenap bir hoşgörü değil mi? Eli binlerce Alevi-Bektaşi yol önderlerinin kanına girmiş, bu hogörüsüyle ünlü Osmanlı padişahı II. Mahmut’un resmini bir de alınlarının üzerine yapıştırsınlar artık. İnanılmaz bir mutluluk bu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihimiz hoşgörü abidesi! sultanlarla dolu. Sıra vezirlerde… Yakında vezirlerin hoşgörüsünden de bilgileniriz artık. Onların hoşgörüsü eksik kaldı… Olmaz, bu tamamlanmalı. Mesela Kuyucu Murat’ın hoşgörüsünü de açıklamalı RTE. O açıklamazsa, başka bir azınlık temsilcisine de açıklatabilir. Kuyucu Murat’ın Gençleri, Yaşlıları, Hamile kadınları, bebekleri, çocukları hem de kız ve erkek ayrımı yapmadan nasıl canlı canlı kuyulara doldurttuğunu ve bunun ne olağanüstü bir hoşgörü örneği olduğunu açıklamalılar. Bunu da taş atan çocuklarla ilgili açılım konuşması sırasında yapması yerinde olur. O yapamazsa nesli tükenmeye yüz tutmuş bir başka azınlık mensubu temsilcisini nasıl olsa bulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vezirler biterse, sırada daha Şeyhül İslamlarda var… dahası da var. O da bir daha ki sefere…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neye yanarım bilir misiniz? RTE nin Yavuzun ordusundaki kardeşliği övdüğü sırada, bizim kesimden neden gereken tepkinin gelmediğine…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Viyana, 27 Mart 2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-5941353109332063734?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/5941353109332063734/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=5941353109332063734' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/5941353109332063734'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/5941353109332063734'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/acilim-ve-hosgoru.html' title='AÇILIM VE HOŞGÖRÜ'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S7CZ6Oe1PaI/AAAAAAAAA98/UD7iiHwlc9Y/s72-c/ofkeveumut.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-5105859012855575900</id><published>2010-03-28T08:56:00.000+02:00</published><updated>2010-03-28T08:57:19.258+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyal sistemde - fezali'/><title type='text'>SOSYAL SİSTEMDE</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S679wuwI4-I/AAAAAAAAA90/bYYKvOSKVYg/s1600/berceneklihaci.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 157px; FLOAT: left; HEIGHT: 203px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5453575212417737698" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S679wuwI4-I/AAAAAAAAA90/bYYKvOSKVYg/s320/berceneklihaci.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Cirik Haci / &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Fezali&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="mailto:Cirik.Haci@gmx.de"&gt;Cirik.Haci@gmx.de&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zulmün sonunda kopar kıyamet&lt;br /&gt;Hesabı sorulur sosyal sistemde&lt;br /&gt;Suçlular cezasın alır nihayet&lt;br /&gt;Kelepce vurulur sosyal sistemde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üreten elinde kırılır zincir&lt;br /&gt;Yok olur silinir halkta kin kibir&lt;br /&gt;Yaşam için patrona olmaz esir&lt;br /&gt;Özgürlük kurulur sosyal sisyemde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir vücut olunca ülkede herkes&lt;br /&gt;Zevki alınır birlikte tek nefes&lt;br /&gt;Özgürce paylaşım kardeşlik esas&lt;br /&gt;Yaralar sarılır sosyal sistemde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fezalim&lt;/strong&gt; der hacim kalmasın beyler&lt;br /&gt;Sınıfsız toplum işcim şarkı söyler&lt;br /&gt;Eşitce paylaşım sunulur meyler&lt;br /&gt;Gerçekler görürülür sosyal sistemde&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-5105859012855575900?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/5105859012855575900/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=5105859012855575900' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/5105859012855575900'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/5105859012855575900'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/sosyal-sistemde.html' title='SOSYAL SİSTEMDE'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S679wuwI4-I/AAAAAAAAA90/bYYKvOSKVYg/s72-c/berceneklihaci.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-4976766607873803558</id><published>2010-03-26T08:12:00.002+01:00</published><updated>2010-03-26T08:15:51.063+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='karanligin icinde aydinlik yüzler - ölülerimiz konusuyor'/><title type='text'>KARANLIĞIN İÇİNDE AYDINLIK YÜZLER...</title><content type='html'>&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 291px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5452837656467504450" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6xe9UuefUI/AAAAAAAAA9s/QvSE8E00ojw/s400/kitapkapagi-a-o.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;KARANLIĞIN İÇİNDE AYDINLIK YÜZLER− ÖLÜLERİMİZ KONUŞUYOR&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Künye:&lt;/strong&gt; Adil Okay. Karanlığın içinde aydınlık yüzler − Ölülerimiz konuşuyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Tiyatro.&lt;/strong&gt; Ütopya yayınevi. Ankara. Şubat 2010.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Önsözden bir bölüm:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;(…) Oyunda, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana ölen, öldürülen insan hakları savunucularını ve ‘öteki’ oldukları için katledilen insanları konuşturmaya çalıştım. Artık −farklılıklarımıza rağmen− ortak tarihi değerlerimiz sayılan, ilk kuşak sosyalistlerden Mustafa Suphi, Hikmet Kıvılcımlı ve Behice Boran’dan başlayıp bugüne kadar geldim. Oyunda yer alan, sembol olarak seçtiğim kahramanların tümü medyatik değildi. Her sol gelenekten, etnik kökenden, cinsten ‘sembol’ler seçmeye çalıştım. Sembolleri ‘radikal sol’la sınırlı tutmamak için, örneğin sivil faşist güçler tarafından katledilen bilim insanlarından Bedrettin Cömert’i ve işkencede öldürülen İlhan Erdost’u konuşturdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülkede 50’den fazla gazeteci katledildi. 1922’de Ali Kemal’le başladı gazetecilere yönelik yargısız infazlar, 1980’de Ümit Kaftancıoğlu’yla, 1990’da Turan Dursun’la, 1993’te Uğur Mumcu ve Ferhat Tepe ile devam etti. Onları 1996’da işkencede öldürülen Metin Göktepe’yi anlatarak anmış oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Mart ve 12 Eylül darbesinden sonra idam edilen devrimcileri anmak için oyuna, 17 yaşında darağacına çekilen ama teslim olmayan Erdal Eren’i aldım.&lt;br /&gt;İşçi önderlerine, sendikacılara yönelik saldırılar sonucu hayatını kaybedenleri anmak için Süleyman Yeter’i konuşturdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt sorununa bir kez daha dikkat çekmek ve 17 bin faili meçhul insanı hatırlatmak için; Diyarbakır zindanlarından, güvenlik güçlerinin ‘terörist’ sanarak-sayarak kurşuna dizdiği Küçük Kürt çocuğu Uğur Kaymaz’a ve oradan da yargısız infazda katledilen Kürt yazar-gazeteci Musa Anter’e kadar yolculuk yaptım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül faşist darbesinin, sürgünde ölüme yolladığı insanları anmak amacıyla, Suriye’de öldürülen Müntecep Kesici’yi, Filistin kamplarında İsrail’e karşı savaşırken hayatını kaybeden İmam Ateş ve Kemal Çelik’i ve yine Almanya’da politik sığınma talebi reddedilip Türkiye’ye teslim edilmek üzereyken, kendini 6. kattan atıp intihar eylemine başvuran, bu yolla hem batı demokrasisinin ikiyüzlülüğünü gözler önüne seren, hem de diğer sürgün arkadaşlarının hayatını kurtarmış olan Kemal Altun’u oyuna aldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüm orucunda hayatını kaybeden iki kız kardeşi, Zehra ve Canan’ı, zindanlardaki direnişin sembolü olarak seçtim. Ölüm orucundan sağ kurtulan ancak daha sonra Dersim dağlarında 16 yoldaşıyla birlikte katledilen Berna Saygılı Ünsal’ı konuşturdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Dur’ ihtarına uymadığı gerekçesiyle vurulanları anmak için Baran Tursun’u, işkencenin sürdüğünü anlatmak için, ‘2008 itibariyle Türkiye’de işkence bitti’ yalanını hayatıyla deşifre eden Engin Çeber’i konuşturdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Azınlık’ sorununu anlatabilmek için, 2007’de ‘Aydınlık Sorgular Sempozyumunda’ birlikte konuşmacı olduğum Hrant Dink’i andım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve diğerleri…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunun yönetmeni Ramazan Velieceoğlu’nun ifadesiyle: “Üzerimize düşenin küçük bir parçasını; Muhsin Ertuğrul’un tiyatro aşkı ile Nazım Hikmet’in sevda dolu şiirlerini okur gibi, Bertold Brecht’in epik tiyatro anlayışını Stanislavski’nin içselleştirilmiş oyunculuk felsefesi ile harmanlayarak sizlerle paylaşmak istedik.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’nin karanlık sayfaları&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Oyunda, tümünü doğrudan ve ayrıntılı olarak işleyemesem de, Türkiye’nin en karanlık sayfalarına göndermeler yaptım. On beşlerin katledilmesi 1921. 33 Kurşun vakası 1943. 6 − 7 Eylül olayları 1955. 12 Mart 1971 darbesi. 1 Mayıs 1977 katliamı. Çorum, Maraş olayları. 12 Eylül 1980. 19 Aralık 2000, cezaevlerine yönelik hayat söndürme operasyonu, Sivas katliamı 1993. V.d. Benim kuşağımın ve Türkiye’nin en çok zarar gördüğü 12 Eylül faşist darbesi oyunda büyük yer tutmaktadır. Unutulmamalı ki, ‘12 Eylül mezalimi’ sadece bir gün, bir yıl değil, on yıl, yirmi yıl sürmüştür. Bu oyunun yazıldığı ve sahneye koyulduğu 2009 yılı itibariyle, (görece demokratik kazanımlar olsa da) darbeciler hâlâ yargılanmadığı gibi, ülke hâlâ darbe anayasasıyla yönetilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyun, 1921’de Mustafa Suphi ile başlayıp, Hrant Dink, Baran Tursun ve Engin Çeber’le (2007 − 2008) bitmektedir. Bu bilinçli bir seçimdir. Bu yöntemle 1921’de başlayan katliamların, yargısız infazların, işkencenin bu gün de sürdüğünü kanıtlamak ve yeniden hatırlatmak istedim. Engin Çeber trajedisi de bir tesadüf değil, devlet politikasıdır. Her ne kadar Engin Çeber’in işkencede katledilmesi nedeniyle, bazı güvenlik güçleri yargılanmaya başlasa ve adalet bakanı özür dilese de, bu gerçek değişmemektedir. Zira aynı ‘devlet’ Metin Göktepe’nin gözaltında katledilmesi üzerine de ‘özür dilemiş’ ama benzer uygulamalar devam etmişti. (…)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Oyun için seçilen 25 sembol isim&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Buradan okuyucunun dikkatini semboller üzerine çekmek istiyorum. Seçtiğim semboller onbinlerce adsız kahramanı temsil etmektedir. Ortak noktaları A veya B örgütünden, şu veya bu etnik kökenden olmaları değil, öncelikle insan hakları uğruna, daha özgür, eşit bir dünya uğruna mücadele sürecinde katledilmeleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak yazdığım bu oyunda, büyük çoğunluğu halkımız tarafından tanınmayan veya unutturulan, −birçoğunu bizzat tanıma onuruna eriştiğim− 25 sembol isim seçtim. Bu isimler bizim ülkemizde insan hakları mücadelesinde, sınıfsız, sınırsız bir dünya ütopyası uğruna, ‘ötekiler’in hakları uğruna çile çekmiş, hayatını feda etmiş onbinlerce insanı temsil etmektedir. Oyundaki Erdal Eren, Müntecep Kesici, Hrant Dink veya Musa Anter adı 12 Eylül darbesinden sonra idam edilen ve mezarı hâlâ bulunmayan Veysel Güney de olabilirdi, zindanlardaki direnişin sembollerinden Kemal Pir de. İlk kayıplardan Hasan Ocak da. Daha dün zindanda ölen İsmet Ablak da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behice Boran, Berna Saygılı Ünsal veya Zehra Kulaksız adı, 1973’te zindanda hayatını kaybeden Hatice Alankuş da olabilirdi, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra ilk katledilen devrimci kadınlardan Mine Bademci de, 1990’larda gözaltında ‘kaybedilenlerden’ Lütfiye Kaçar’da, 2007’de eşcinsellere ve transseksüellere yönelik saldırılara karşı tanıklık yaptığı için katledilen Dilek İnce de. Hepsinin ortak özelliği yaşadığımız yeni ortaçağda, egemenler tarafından kurban edilmeleriydi. Elbette baş kaldırarak, mücadele ederek. Düştükleri yerde isyan kıvılcımı çakarak. Kimisi daha çocuktu. Kimisi ser verip sır vermeyen, işkencecilerin yüreğine korku salan solcu militandı. Kimisi sanatçıydı. Kimisi bilim insanı. Bu insanların sesleri karanlığı yırtıp geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(…)Kitapta adları geçen (ve geçmeyen), ‘Karanlığın içindeki aydınlık yüzler’e, ben de borçluyum, siz de. Onlar sizin için, benim için, çocuklarınız için, denizler, dağlar, nehirler, hayvanlar, bitkiler için, büyük çoğunluğun gösteremediği cesaret ve kararlılığı gösterdiler. Onlar; töreye, ceberut babaya - kocaya - devlete meydan okuyan kadınların, faşizme, ırkçılığa, siyonizme, şovenizme ve milliyetçiliğe karşı mücadele eden, bu uğurda bedel ödeyen militanların, sosyalist aydınların, sanatçıların, bilim insanlarının, avukatların, sendikacıların, gazetecilerin, işçilerin, memurların ve öğrencilerin onuru olarak tarihe geçtiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu oyunda seslerini duyduğunuz insanlar, susmanın sizi kirleteceğini, haksızlıkları görüp de bir şey söylememenin, sizi suç ortaklarına dönüştüreceğine inanıyorlar.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sesleri yanınıza alıp evlerinize götürün. Ne kadar uzaklardan geldiklerini, bu kadar yol gelmek uğruna nelere katlandıklarını unutmayın. Resmi tarih onları yok saysa, unutturmak istese de işte buradalar. Aramızdalar ve sizinle konuşuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizi tarihle ve kendinizle yüzleşmeye çağırıyorlar. Sizi unutmanın kaygan ipine bağlı, aymazlık kayığından inmeye ve sokaklara çıkıp ‘itiraz etmeye’ davet ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adil Okay&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.adilokay.com/"&gt;http://www.adilokay.com/&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-4976766607873803558?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/4976766607873803558/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=4976766607873803558' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/4976766607873803558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/4976766607873803558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/karanligin-icinde-aydinlik-yuzler.html' title='KARANLIĞIN İÇİNDE AYDINLIK YÜZLER...'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6xe9UuefUI/AAAAAAAAA9s/QvSE8E00ojw/s72-c/kitapkapagi-a-o.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-5999382723333367379</id><published>2010-03-25T08:57:00.000+01:00</published><updated>2010-03-25T08:59:08.543+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='depremlerden ders cikaramadik - huseyin habip taskin'/><title type='text'>DEPREMLERDEN DERS ÇIKARAMADIK</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6sXoMsJYRI/AAAAAAAAA9k/AxGqQa9dQxU/s1600/deprem.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 226px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5452477753230713106" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6sXoMsJYRI/AAAAAAAAA9k/AxGqQa9dQxU/s320/deprem.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hüseyin Habip Taşkın&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="mailto:habibtaskin@gmail.com"&gt;habibtaskin@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan yaşamını için ciddiye aldığımız konular az oluğu gibi, her işimiz “Allah’a emanet” gidiyor. Olanları çabuk unutan bir toplumuz. Olan olaylarda içinde dram varsa, “vah vah” der olayı geçiştiririz. Ülkemizde çoğunlukla aynı olayların tekrarı yaşanır ve “yahu ben bu olayı bir yerden hatırlıyorum” deriz. Bir yandan yaşam akıp giderken, dünyada kendi ekseninde dönüyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elazığ depreminde, birçok yaralıyla birlikte 51 insanın yaşamı göz göre göre gitti. Depremle birlikte, suçlu aranmaya başlandı. “ Kerpiç evler” bir numaralı suçlu ilan edildi. Gözle görülen somut deliller göz ardı edildi. Bunca yaşanmışlıklardan ders çıkarılmadı. Yetkililer kendilerince, kendilerini aklayıcı sözleri dile getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fay hattının geçtiği Elazığ ve çevre köyleri için ne yapıldı dersiniz? Lafa geldi mi “önce insan” deniliyor. Bence insan kelimesinden çıkarılan ders “sermayenin” çıkarları anlamına geliyor. Ülkemiz deprem kuşağındadır deniliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizlerden tüketim ve beyaz eşyada alınan vergiler yerine ne kadarı ulaşıyor dersiniz? Bulmaca gibi bir soru olduğuna göre, fondaki paralara ne oldu? Marmara depreminden sonra alınacak bir dizi önlemlerle ilgili neler yapıldı? Depreme önlem için yapılacak konut güçlendirme çalışmalarıyla ilgili maddi yetersizlikten yakınan yetkililere, hükümetin deprem riskine karşılık yurttaşlardan vergiyle para topladığı da hatırlatıldı. Deprem vergilerinden toplam elde edilen 27 milyar 947 milyon lira para var ama paranın akıbetine ilişkin bir bilgi yok. Bu paranın nerede harcandığı, nerede saklandığı belli bile değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizde işler böyle yürütülür. Fon adında paralar toplanır. Sonrada buharlaşır. Hiçbir yetkili çıkıp ta bu paraların nerelerde nasıl harcandığını söylemez. Söylerse herhalde kıyamet kopar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisi de Elazığlı olan İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Naci Görür, depremin gerçekleştiği fay hattındaki hareketlenmeleri uzun süredir gözlediklerini ve duyurduklarını açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görür, “Ben 3 yıl önce Vali ve Belediye Başkanı’yla görüşmüş ve fay hattının üzerinde doğru yapılar bulunması gerektiğini, nasıl yapılabileceğini anlattım. Büyük bir deprem olabileceğini aktardım” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görür, 3 yıl önce Elazığ’ın ileri gelen yetkililerine dil dökmüş ve nasıl bir önlem alınmasını anlatmış. Naci Görür anlatırken herhalde yetkililer gözleri açık uyku moduna girdikleri içindir ki kayıt hafızalarda yer almamış. Görür derdini anlattığı için bir anlık rahatlamışken, Elazığ’daki depremle kendine geliyor ve yaşadıklarını basın aracılığıyla halkla paylaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kayaç Gerginlik İzleme Yöntemi ile Deprem Tahmini Projesi" kapsamında sadece Marmara bölgesinde kurulan ve depremin önceden tahmin edilmesine imkân tanıdığı bildirilen bu deprem tespit istasyonları, Marmara dışında ilk kez Muğla'nın Fethiye ilçesinde, ardından Denizli, Isparta ve Burdur'da kurulacak. Proje yürütücüsü İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Elektrik-Elektronik Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Berk Üstündağ, 2000'li yılların başında hayata geçirdikleri proje kapsamında kurulan istasyonlardan alınan verilere göre, 5'in üzerinde büyüklükteki bir depremin olacağını önceden tahmin edebildiklerini söyledi. Üstündağ, "Bu istasyonları ülkeye ne kadar yayabilirsek depreme ilişkin bilgileri önceden edinme, tahmin edebilme imkânına kavuşabiliriz. Elazığ depreminin olacağını önceden tahmin edebilmiştik. Elde edilen sonuçlar ve deprem arasındaki ilişki, istasyonların önemini açıkça gösteriyor" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyon ekranlarında deprembilimcileri zaman zaman boy göstererek, yaptığı çalışmaları anlatırlar. Özellikle de İstanbul için çok söz söylendi. Belediye Başkanı Kadir Topbaş, “Kamu binalarını güçlendirdik” dedi ancak sadece 3 hastane güçlenmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Biz kamu binalarını güçlendirdik, biraz da vatandaş üstüne düşeni yapsın’ diyen İBB Başkanı Kadir Topbaş’a İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Büyükkent Şube Başkanı Cemal Gökçe’den yanıt geldi; Gökçe, “Kamu binalarını güçlendirdiklerini söylerken doğru söylemiyor. Onları bile güçlendirmedi. 400 hastaneden de sadece 3 tanesi güçlendirildi ki bunların 2 tanesi poliklinikti” diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yetkili açıklıyor ve diğer yetkili açıklamayı yalanlıyor. Yaşanılan canlı olaylar sıcağı sıcağına, size ülkemizde sistemin nasıl işlediğine dair bir örnek. İnsan yaşamları bu kadar basit ve ucuz! Ne demeliyiz ve ne yapmalıyız? Birazda bizler kendimizi sorgulamalıyız. Sorunların altına bir girelim. O kokuşmuş sistemin çarklarını bir harekete geçirelim. Daha kaç canı depremde kaybedeceğiz? Birilerinin uyku masallarını mı devamlı dinleyeceğiz. Yaşam güvenliği vatandaşlık hakkıysa, o hakkı hepimiz kullanalım…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-5999382723333367379?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/5999382723333367379/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=5999382723333367379' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/5999382723333367379'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/5999382723333367379'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/depremlerden-ders-cikaramadik.html' title='DEPREMLERDEN DERS ÇIKARAMADIK'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6sXoMsJYRI/AAAAAAAAA9k/AxGqQa9dQxU/s72-c/deprem.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-8273711624384799077</id><published>2010-03-23T08:13:00.002+01:00</published><updated>2010-03-23T08:16:04.452+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ergani yürüyor - m sehmus güzel'/><title type='text'>M. ŞEHMUS GÜZEL’İN YENİ KİTABI ÇIKTI</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6hqUBLni6I/AAAAAAAAA9c/QqMJ479Uv34/s1600-h/erganiy%C3%BCr%C3%BCyor-kapak.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 226px; DISPLAY: block; HEIGHT: 329px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5451724241079077794" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6hqUBLni6I/AAAAAAAAA9c/QqMJ479Uv34/s400/erganiy%C3%BCr%C3%BCyor-kapak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yazarımız M. Şehmus Güzel&lt;/strong&gt;’in &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ERGANİ YÜRÜYOR &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;isimli yeni kitabı &lt;strong&gt;TÜSTAV Yayınları&lt;/strong&gt;’nın &lt;strong&gt;Sarı Defter Dizisinin 14. Kit&lt;/strong&gt;abı olarak okuyuculara sunuldu. Mart ayında yayınevleri yeni sezon hazırlıklarına sanki hız verdiler gibi. Bu bağlamda yazarımız &lt;strong&gt;M. Şehmus Güze&lt;/strong&gt;l’in memleketi &lt;strong&gt;Ergani&lt;/strong&gt;’de 1965 Temmuzunda askere gönderilen gençlerin kamyonunun devrilmesi üzerine iki kişinin vefatı ve birçoğunun yaralanmasıyla sonuçlanan trafik kazası sonrasında kasabadaki sorumluların sorumsuzca davranışları üzerine kasabadaki üniversite gençlerinin öncülüğünde düzenlenen ve kasaba tarihinde ilk olan gösteri ve yürüyüşe ilişkin kitapın yayınlanması iyi bir sürpriz oldu. Oldukça minik, çünkü elli sayfa kadar olan kitap kazaya ilişkin dört, gösteri ve yürüyüşe ilişkin üç foto ve birkaç başka görsel malzeme ile donatılmış bir biçimde sunuluyor. Yazarımızın toplumsal tarihin önemine vurgu yapan, kitabın oluşumunu ve hazırlanışını anlatan &lt;strong&gt;« sunu »&lt;/strong&gt;sundan bir bölümü burada aktarmak istiyoruz. Meraklılarının kitabı okumaları umuduyla :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;« Yapay bir biçimde kotarılmış resmi tarih karşısında kendi geçmişimizi, kendi an ve anılarımızı unutmamak için toplumsal tarihimize dört elle sarılmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İgfal edilen, kimi kez tersine çevrilen tarihimizi alıp istediği gibi kullanan ve birçok şeyi hasır altı eden resmi tarih yerine toplumsal tarih halkların « ilaç »ıdır. Acılarımızı sarmak için. Geçmiş ama geçmeyen an(ı)larımızdan dersler, deneyimlerimizden sonuçlar çıkarabilmek için. « Tarih dersleri »nin hepimize yararı var. Yararı olacak. Bundan eminim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çerçevede 30 Temmuz 1965’te Diyarbakır’ın şirin kasabası, doğduğum ve küçelerinin toz ve toprağıyla büyüdüğüm Ergani’de iki kişinin ölümü ve birçoğunun yaralanmasıyla sonuçlanan kazayı ve sonrasında yetkililerin sorumsuz davranışlarını ve bunun üzerine üniversiteli öğrencilerinin öncülüğünde Erganililerin tepkilerini bir gösteri ve yürüyüşle sergilemelerini anlatmak ve toplumsal tarihimize miras bırakmayı arzuladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem o olayları yaşamış, gösteri ve yürüyüşe birçok arkadaşıyla birlikte öncülük etmiş biri olarak, hem de kasabasına borcunu hiç bir zaman ödeyemeyecek bir tarihçi olarak görevimi yerine getirmekte kararlı olduğum için. Bunu ben yapmasam kim yapacaktı ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemşerilik olmasaydı bu kitap ta olmayacaktı. Evet, çünkü bir hemşerimin, Ergani tarihi konusunda son derece yararlı ve kalıcı çalışmalar yapan ve bu konudaki çabalarını aralıksız sürdüren Müslüm Üzülmez’in 2 Ağustos 1965’te düzenlediğimiz gösteri ve yürüyüşe ilişkin bir fotografı Diyarbekir İletişim Grubu üyelerine göndermesiyle başladı her şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet her şey bir fotografla başladı. Bu aynı zamanda fotografın, görsel malzemenin önemini bir kez daha gözler önüne sermesi açısından vurgulanmayı hak ediyor. Yazılı olan kalıyor, görsel olan unutulmuyor. Ve daha önemlisi görsel olanın anıların akın etmesini sağlamasıdır. Bu bağlamda o yıllarda elinden fotoğraf makinasını düşürmeyen gazeteci (Türkiye düzeyinde yayınlanan birçok gazetenin Ergani muhabiri), gazete satıcısı, kitapevi sahibi, « sinemacı » Adil Abe’yi, yani Adil Öztürk’ü, burada anmamak ona haksızlık olacaktır. Onun çektiği fotoğraflar sayesinde unutulma tehlikesi geçiren birçok şey, anıt, ev, mekan, sokak, cadde, sanatkarlar, tüccarlar, dükkanlar, insanlar ve bunlara bağlı olarak o günlerin giyim ve kuşam tarzları, oturup kalkış biçimleri ve kendi memleketimizin zenginliğini oluşturan birçok varlığımızı koruma olanağı bulduk. Evet fotoğrafa alınan aynı zamanda « korunmuş » oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M. Üzülmez’in ilettiği fotoyu 18 Eylül 2009 cuma sabahı görür gürmez anılar peş peşe koşmaya, sağa sola çarpıp aklımdaki her şeyi darmadağınık etmeye başladılar. Bunun üzerine bir yandan anılarımı derleyip toparlamaya başladım. Öte yandan olayları birlikte yaşadığım akraba ve arkadaşlarıma iletiler gönderdim. En başta amcamoğlu ve gösteri ve yürüyüşün en iyi biçimde düzenlenmesinde belirleyici rol oynayan Ali Güzel’e. Sonra işin başından sonuna koşturan kardeşlerim Ahmet Rahmi Güzel ile Kahraman Gündüz Güzel’e. Bu arada M. Üzülmez’in yardımı ile kırk yıl sonra izini bulduğum ilkgençlik arkadaşım Şeref Yıldız’a da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İletilerle akrabalarıma ve arkadaşlarıma bir dizi soru sorup olaylar hakkında bilgilerimi derinleştirmek istedim. Bir de varsa başka fotoları görmek, birer örneğini elde etmek ricamı ilettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Güzel çok kısa bir süre içinde kazayla ilgili dört, gösteri ve yürüyüşle ilgili üç fotoğraf ile gösteri ve yürüyüşün sonunda okunan bildirimizi yayınlayan Tokat’ın Alınteri isimli ve içeriğinden Türkiye İşçi Partisi (TİP) yanlısı olduğu belli ilerici haftalık derginin tek tek sayfalarını gönderdi. Böylece araştırmalarımda dev bir adım attım. Diyarbakır’ın en şirin kasabalarından biri olan Ergani’deki bir gösteri ve yürüyüşün Tokat’ta yayınlanan ilerici bir dergide yankılanmasının nedenini ve nasılını kitapta açıklıyorum. Ama şimdiden bunun « sosyalist kanal » sayesinde gerçekleştiğini hemen burada belirtmeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İletilerle, gönderilenlerle olaylar zincirinin halkaları biraraya gelmeye başladı. İşte o zaman kitapçık fikri bir çiceğin bütün renkleriyle birlikte doğaya açılması gibi açıldı aklımda. Evet derli toplu bir şey yazmalı, fotoğraflarla ve diğer görsel mazemeyle bir kitapçıkta toplamalıydım. Böylece her şey kalıcı olacaktı. Dahası görsel malzemeyle donatılmış bir kitapçık Ergani kütüphaneleri başta birçok kütüphaneyi süsleyebilecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumsal tarihimiz bunu hak ediyordu. Buna ihtiyacımız da vardı. Hem toplumsal tarihimizin hem de bizim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman oturup yazmak gerekiyordu. Ben de öyle yaptım. Kalemi ben tuttum ama benim anımsadıklarımı verdikleri bilgilerle tamamlayan, kimi eksikleri gideren, kimi yanlışları düzeltmeme yardımcı olan amcamoğlu Ali Güzel’e en başta büyük bir teşekkür etmem lazım. Sonra Şeref Yıldız’a teşekkür borçluyum. Kardeşlerim Ahmet Rahmi Güzel ile Kahraman Gündüz Güzel ve bütün aile üyelerine de binbir teşekkür. Ve elbette ve bilhassa bir fotoğrafla bütün bu yolculuğun işaretini veren değerli hemşerim Müslüm Üzülmez’e. O işareti çakmasaydı anılarımız daha çok beklerdi akıllarımızın sol köşesinde, fotoğraflarımız ise sapsararırdı üzüntüden. Görülmemiş olmanın üzüntüsünden. Oysa şimdi onlar görücüye çıktılar. Beğenip beğenmemek size kalıyor. Bana sorarsanız unutulmamaları, hep hatırlanmaları gereken an(ı)larımızdır. Bilhassa saklanmalı. »&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-8273711624384799077?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/8273711624384799077/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=8273711624384799077' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/8273711624384799077'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/8273711624384799077'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/m-sehmus-guzelin-yeni-kitabi-cikti.html' title='M. ŞEHMUS GÜZEL’İN YENİ KİTABI ÇIKTI'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6hqUBLni6I/AAAAAAAAA9c/QqMJ479Uv34/s72-c/erganiy%C3%BCr%C3%BCyor-kapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-3137213648055886287</id><published>2010-03-22T13:43:00.001+01:00</published><updated>2010-03-22T13:45:41.041+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tekel direnisi dersleri - kaldirac yayinevi'/><title type='text'>YENİ BİR KİTAP: “TEKEL DİRENİŞİ DERSLERİ 2010”</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6dmOQNlXRI/AAAAAAAAA9U/7WU9Z6jOMA0/s1600-h/1111.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 226px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5451438269011418386" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6dmOQNlXRI/AAAAAAAAA9U/7WU9Z6jOMA0/s320/1111.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;KALDIRAÇ YAYINEVİNDEN HERKESİN KÜTÜPHANESİNDE BULUNDURMASI GEREKEN BİR ARŞİV,YENİ BİR KİTAP: " TEKEL DİRENİŞİ DERSLERİ 2010 "‏&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;GÜNCE:&lt;/strong&gt; Asıl gövdesini, direnişin başından beri sürecin içinde olan Kaldıraç okurları ve İşçi Gazetesi muhabirlerinin oluşturduğu güncenin hazırlığında, başta sol.org.tr, odp.org, nethaber.comgibi internet siteleri olmak üzere pek çok internet sitesinden, başta evrensel olmak üzere pek çok günlük gazeteden yararlanılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;MAKALELER:&lt;/strong&gt; Tekel direnişine ilişkin Kaldıraç dergisinde yayınlanan makalelerden seçilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BELGELER:&lt;/strong&gt; Direniş çadırlarında dağıtılan materyallerden toplayabildiklerimizin bir kısmını yayınlayabildik. Elimizden geldiğince her siyasi grubun materyallerine yer vermeye çalıştık.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;FOTOĞRAFLAR&lt;/strong&gt;: 6.000 fotoğraf arasından derlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"TEKEL DİRENİŞİ DERSLERİ 2010" KİTABEVLERİNDEN VE YAYINEVİMİZDEN TEMİN EDİLEBİLİR.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul İrtibat :&lt;/strong&gt; Şehitmuhtar mah. Nane sok. No:15 Beyoğlu/İstanbul tel/fax: 0212 251 68 61&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara İrtibat:&lt;/strong&gt; Mithatpaşa cad. No: 34/F D:33 Kızılay/Ankara tel/fax: 0312 434 39 71&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;İzmir İrtibat:&lt;/strong&gt; tel: 0232 329 52 67&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.kaldiracdergi@gmail.com"&gt;www.kaldiracdergi@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.kaldiracankara@gmail.com"&gt;www.kaldiracankara@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-3137213648055886287?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/3137213648055886287/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=3137213648055886287' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/3137213648055886287'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/3137213648055886287'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/yeni-bir-kitap-tekel-direnisi-dersleri.html' title='YENİ BİR KİTAP: “TEKEL DİRENİŞİ DERSLERİ 2010”'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6dmOQNlXRI/AAAAAAAAA9U/7WU9Z6jOMA0/s72-c/1111.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-5351600473250684842</id><published>2010-03-22T13:37:00.002+01:00</published><updated>2010-03-22T13:39:59.033+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='devlet sanatcisi - gün zileli'/><title type='text'>Devlet ve Sanatçı(sı)...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6dkyc_PL8I/AAAAAAAAA9M/0ZRRsUXNglg/s1600-h/g%C3%BCnzileli.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 88px; FLOAT: left; HEIGHT: 122px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5451436691892940738" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6dkyc_PL8I/AAAAAAAAA9M/0ZRRsUXNglg/s320/g%C3%BCnzileli.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gün Zileli&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:zileligun@hotmail.com"&gt;zileligun@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Havariler&lt;/strong&gt; adlı kitabımın 458. sayfasında, darbe yapan generallerin karşısında tüm devlet erkanının ve profesör ve yargıç takımının 5. Senfoni eşliğinde nasıl cübbeleriyle sıraya girip yeni “padişahlara” temennahta bulunduklarını anlatırım. Otuz yıl önce televizyonda seyrettiğim bu hem gülünç, hem de acıklı sahneyi hiçbir zaman unutamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün başbakan Tayyip Erdoğan'ın, açılımlar çerçevesinde kabul ettiği sanatçıları gördüğümde birden, yukarda anlattığım sahne geldi gözümün önünü. Hayır, haksızlık etmek istemiyorum. Sanatçılar, o sahnedeki devlet ve akademi erkânı gibi cübbelerinin eteklerini sürükleyerek başbakanın önünden geçerek temennah ediyor değillerdi. Evet ama bir sanatçının başbakanın davetine icabet etmesi de bir anlamda temennah etmek değil midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları kesinlikle AKP hükümeti nezdinde söylüyor değilim. AKP'nin yerine bir başka hükümet de söz konusu olsaydı aynı şeyi söylerdim. Hükümet, devletin icra kuruludur, dolayısıyla devletin tüm uygulamalarının sorumlu organıdır. Bazı aklıevvellerin sandığı gibi hem hükümet olunup hem de militarizme karşı mücadele falan edilemez. Çünkü militarizm de sonuç olarak ve fiilen hükümetin emri altındadır. Yani kısaca ve öz olarak söyleyecek olursak, hükümet ve onun başı, devlet çarkının tüm uygulamalarından, dolayısıyla tüm işkence ve cinayetlerinden sorumludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, devlet çarkı dönmeye devam eder ve bu çark döndükçe insanları ezip geçer. Eğer istese, icra kurulunun, yani hükümetin başı, şu anda aşağı yukarı tüm polis karakollarında, jandarma karakollarında vb. devam etmekte olan dayak ve işkence olaylarını bir günde durdurur. Ama ara sıra yayınlanan “işkencenin suç olduğuna” ilişkin dostlar alışverişte görsün ya da tavşana kaç tazıya tut kabilinden yönergelerin dışında hiçbir hükümet başkanı bu konuda kılını kıpırdatmaz, kıpırdatmamıştır, kıpırdatmayacaktır. Çünkü bunu yapmak, devletin temeline dinamit koymakla birdir. Devlet çarkı, kanla dönen bir su değirmeni gibidir. Öğüttüğü insanların kanıyla döner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın sanatçılar! El sıkıştığınız ve mağrur olmaya çalışan bir yüz ifadesiyle dinlemekte bulunduğunuz başbakan, işte böyle bir işkence çarkının tepesindeki kişidir. Bu çark kanla dönen bir çarktır. Sadece karakol işkencelerinde akan kanla değil, aynı zamanda Kürtlere karşı savaşta akan kanla. Örneğin sağlık alanındaki özelleştirmelerle insanların sağlıklarının satılmasından elde edilen kârlarla vb. vb. ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatçı, insan ruhuyla var olur. Devlet ise insan ruhunu bastırarak ve yok ederek. O zaman bir sanatçı devlet çarkının başındaki biriyle nasıl el sıkışır, sofrasında yer alır, anlaşılır gibi değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nazım Hikmet&lt;/strong&gt;'in, kendisini içki sofrasına davet eden Atatürk'e, &lt;strong&gt;“ben deniz kızı Eftalya değilim” &lt;/strong&gt;diye mesaj yolladığı söylenir. Başbakanın davetine icabet eden ve orada Tayyip Erdoğan'ın, Yılmaz Güney'le ilgili söylediği tatlı ve aldatıcı sözlerini dinleyerek mutlu olan sanatçılar Nazım Hikmet'in bu sözlerini de mi hatırlamadılar?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-5351600473250684842?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/5351600473250684842/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=5351600473250684842' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/5351600473250684842'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/5351600473250684842'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/devlet-ve-sanatcs.html' title='Devlet ve Sanatçı(sı)...'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6dkyc_PL8I/AAAAAAAAA9M/0ZRRsUXNglg/s72-c/g%C3%BCnzileli.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-2144947537265053993</id><published>2010-03-21T00:53:00.002+01:00</published><updated>2010-03-21T00:58:50.607+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='newroz - salim turgut'/><title type='text'>Zalim Dehak ve Demirci Kawa Efsanesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6VgXlZZKOI/AAAAAAAAA9E/jGp1ae24h3A/s1600-h/newroz.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5450868882293729506" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 257px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6VgXlZZKOI/AAAAAAAAA9E/jGp1ae24h3A/s320/newroz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Salim TURGUT&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="mailto:turgutsalim@hotmail.com"&gt;turgutsalim@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efsane ye göre Asur kralı Dehak Mezopotamya ve Ortadoğu’nun tek hakimidir. Kürtlerin ataları olan Medler, İranlıların ataları Persler, Ermenilerin ataları Urartular ve şimdi soyları tükenen Huriler, Babiller ve Elamlılar Dehak’ın hükümranlığı altında yaşamaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zalimliği ile ünlenen Asur kralının omzunda iki yılan çıkar. Bu yılanların Dehak’a zarar vermemesi için şeytan her gün iki Med gencinin beyninin yılanlara verilmesini önerir. Bunun üzerine her gün iki Med gencinin beyni yılanlara verilmeye başlanır. Ancak hızla gençler azalmakta ve de halk bu duruma tepki göstermeye başlamaktadır. Gençlerin hızla yok olmasını engellemek için halk, Dehak’a ikinci beyin olarak kestikleri hayvanların beynini vererek zulmü biraz yumuşatmaya çalışırlar. Dehak’tan kurtardıkları ikinci gençleri dağlara gönderip orada saklamaya başlarlar. Dağlarda toplanan bu gençler daha sonra bugünkü Kürtlerin atalarını oluştururlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dehak’ın omzundaki yılanlarının beyin yeme sırası demircilik yapan Kawa’nın oğluna gelir. Demirci Kawa yiğit, cesur ve iyi yürekli biridir. Oğlunun ve halkının böyle katledilmesini kabullenmez. Çevresindeki insanlarla konuşur ve onlara Dehak`ın zulmünden kurtulmanın tek yolunun onu öldürmek olduğunu anlatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M.Ö. 612 yılında Demirci Kawa örgütlediği Med halkıyla birlikte Dehak`ın sarayını basarak balyozla Dehak’ın kafasını parçalayarak öldürür. Dağda yaşayanlara haber vermek için de sarayın avlusunda büyük bir ateş yakarlar. Bu ateşi gören dağdaki gençler evlerine geri dönerler. Ve her yıl, 21 Martta büyük ateşler yakarak, özgürlüklerine kavuşmalarını kutlarlar. Demirci Kawa’nın zalim Dehak’ın sarayını başına geçirdiği gün olan 21 Mart tarihini o günden sonra başta Medler olmak üzere tüm Ortadoğu halkları bayram olarak kutlamaya başlarlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efsane gerçeğin ta kendisi olmamakla birlikte kaynağını gerçeklerden alır. Efsane, yaşanmış ya da yaşanması muhtemel olaylar manzumesidir. Kulaktan kulağa, nesilden nesile yayılan aktarımların bir ürünü olarak yaşar. Efsaneleri yaratanlar halklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih kayıt altına alınmışın resmi aktarımdır. Efsane ise yaşanmış yada yaşanması muhtemel olayları kuşaktan kuşağa aktararak mitolojik bir özellik taşır. Efsanede anlatılan olaylar / hikayeler bazen hayali olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asur Kralı zalim Dehak ve onun sarayını yerle bir eden Demirci Kawa ile ilgili aktarımlar tamamen birer efsanedir. Efsanelerde bir şekilde kulaktan kulağa, nesilden nesile bir aktarım olduğuna göre içinde gerçek paylarda taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efsanede anlatıldığı gibi 21 Mart’ı başta Kürtler ve İranlılar olmak üzere tüm Ortadoğu halklarının iki bin yıldır bayram olarak kutlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayram olarak kutlanan Newroz, ‘yenigün’ anlamına gelmektedir. Kışın tembelliğinden, monotonluğundan ve donukluğundan silkinmenin diğer adıdır. Newroz bir semboldür, yeninin, baharın, özgürlüğün ve bütün bunlar için mücadelenin sembolüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21 Mart Newroz bayramı yaklaşık 2600 yıllık bir tarihsel birikim içinde, Ortadoğu halklarının, barış, kardeşlik, özgürlük özlemlerinin doruğa ulaştığı bir gün olarak kutlana gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bundan sonrada böyle kutlanması dileğiyle tüm Ortadoğu halklarının bayramını kutluyorum. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-2144947537265053993?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/2144947537265053993/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=2144947537265053993' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/2144947537265053993'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/2144947537265053993'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/zalim-dehak-ve-demirci-kawa-efsanesi.html' title='Zalim Dehak ve Demirci Kawa Efsanesi'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6VgXlZZKOI/AAAAAAAAA9E/jGp1ae24h3A/s72-c/newroz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-7128366900067828830</id><published>2010-03-20T10:07:00.000+01:00</published><updated>2010-03-20T10:10:56.805+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='newroz piroz be - sorun yarinlari kolektifi'/><title type='text'>NEWROZ PîROZ BÊ!..MERHABA NEWROZ!..</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6SQzTZ8lsI/AAAAAAAAA88/TnNKbgJVJ8E/s1600-h/demirci_kawa%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 250px; DISPLAY: block; HEIGHT: 175px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5450640660081972930" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6SQzTZ8lsI/AAAAAAAAA88/TnNKbgJVJ8E/s320/demirci_kawa%5B1%5D.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;21 MART 2010 NEWROZ&lt;/strong&gt;’unu da geçen yıllarda olduğu gibi yaşadığımız coğrafyadaki kütlesel çıkışların en coşkulusu, en görkemlisi ve en anlamlısı olarak selamlıyoruz.&lt;br /&gt;Kürt ulusal özgürlük hareketi mitolojideki bu anlamlı geleneğini iyimser, ilerici ve dinamik bir yorumla günümüzün sosyal mücadeleler tarihine bağlamayı bilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yaşadığımız coğrafyadaki ulusallık-sınıfsallık dinamiklerini incelerken işçi sınıfı ve emekçi halklarımızın sosyal-sınıfsal-enternasyonal kurtuluşunu düşünürüz. Bu amaçla kendi sentezimizi üretmeye çalışırken halk hareketlerinden, köylü isyanlarından, hak arama eylemlerinden, işçi sınıfının kütlesel çıkışlarından ve insanlarımızın düşünce-davranışlarını belirleyen kültürel birikimlerden yararlanmak durumundayız.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Komünistler; Mezopotamya’daki masal, efsane ve mitolojik anlatımları sözlü tarihten yazılı tarihe geçirirken ilerici, dinamik ve iyimser bir yorumla incelemek durumundadır. Bu görevi bu türden bir yorumla ele almayınca gerici, idealist ve metafizik yorumlar “rahatlıkla” işbaşı yapabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tarihsel Kawa’nın eylemi Yeni Gün’ün habercisidir. Yeni Gün insana ve doğaya uyumlu bir başlangıçtır. Doğaya uyumlu her adım devrimcidir, değiştiren ve dönüştürendir.&lt;br /&gt;Günümüzdeki NEWROZ kutlamalarını tarihselden güncele uzanan gerçekçi bir kütlesel çıkış olarak algılıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Devrimci Kawa’nın zalim Dehak’a karşı yaktığı ateşi günümüzde işçi sınıfı ve emekçiler yakmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mezopotamya’nın emekçi halklarından Kürtler hâkim gerici sınıflarca sürekli baskı altında tutulmuşlardır. İnkâr, imha, asimilasyon politikalarıyla tarihleri, coğrafyaları, ilerici kültür ve gelenekleri, dilleri, inançları yok sayılmak istenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;NEWROZ&lt;/strong&gt; eylemleriyle tüm ezilen ve sömürülen halklar taleplerini haykırmaktadır.&lt;br /&gt;Halkların talep ve ihtiyaçları kapitalist sistemde değil, ancak sosyalist sistemde gerçekleşme şansını elde edecektir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Günümüzde emperyalist-kapitalizme karşı verilen savaşlarda NEWROZ’un anlamı büyüktür.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;NEWROZ;&lt;/strong&gt; bir yanıyla eşitlik, özgürlük, hak arama, barış, direniş, aşk, sevgi, dostluk, yoldaşlık ve proletarya kardeşliği gibi değerlerimizin tek yürek olduğu yeni bir gündür.&lt;br /&gt;NEWROZ’daki kütlesel çıkışları bağımsız sınıf tavrı gözeten kadroların eşitlik ve özgürlük mücadelesiyle buluşturup bütünleştirmek küresel kriz döneminde anlamlı ve ileri bir sese dönüştürmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnsanın ve insanlığın sosyal-sınıfsal-enternasyonal kurtuluşu mücadelesinde NEWROZ’ları bu düşünce-davranış çizgilerimizle anmak ve kutlamak An’ın en devrimci görevidir.&lt;br /&gt;Dünyanın tüm ezilen ve sömürülen halklarının NEWROZ Bayramını yürekten kutluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;BİJİ NEWROZ!&lt;br /&gt;BIRATİYA GELAN!&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;----------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sorun Yayınları Kolektifi - SORUN Polemik Dergisi&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Akbıyık Değirmeni Sk. No: 33/A Sultanahmet-İstanbul&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tel:212 638 81 82 Fax: 212 638 81 72&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.sorunyayinlari.net/" target="_blank"&gt;http://www.sorunyayinlari.net/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.sorunpolemik.com/" target="_blank"&gt;http://www.sorunpolemik.com/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.sanatcephesi.org/" target="_blank"&gt;http://www.sanatcephesi.org/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.avnimemedoglu.com/" target="_blank"&gt;http://www.avnimemedoglu.com/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.kirmanciye.com/" target="_blank"&gt;http://www.kirmanciye.com/&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.iscibirligi.info/" target="_blank"&gt;http://www.iscibirligi.info/&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-7128366900067828830?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/7128366900067828830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=7128366900067828830' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/7128366900067828830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/7128366900067828830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/newroz-piroz-bemerhaba-newroz.html' title='NEWROZ PîROZ BÊ!..MERHABA NEWROZ!..'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6SQzTZ8lsI/AAAAAAAAA88/TnNKbgJVJ8E/s72-c/demirci_kawa%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-5071954567505954637</id><published>2010-03-19T05:43:00.000+01:00</published><updated>2010-03-19T05:45:10.182+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gizem yagmurlari - ali tas'/><title type='text'>Ressam  Ali Taş’tan Kitap Çalışması…</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6MBDQeLOoI/AAAAAAAAA80/lVCipEsxOyo/s1600-h/alitaskitabi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5450201129521199746" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 226px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6MBDQeLOoI/AAAAAAAAA80/lVCipEsxOyo/s320/alitaskitabi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Antakyalı ressam &lt;strong&gt;Ali Taş’&lt;/strong&gt;ın ilk kitabı çıktı: &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;”Gizem Yağmurları”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ali Taş’ı bu kitabı vesilesi ile kutluyoruz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Taş iletişim adresi: &lt;a href="mailto:resimatesi@hotmail.com"&gt;resimatesi@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-5071954567505954637?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/5071954567505954637/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=5071954567505954637' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/5071954567505954637'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/5071954567505954637'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/ressam-ali-tastan-kitap-calsmas.html' title='Ressam  Ali Taş’tan Kitap Çalışması…'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6MBDQeLOoI/AAAAAAAAA80/lVCipEsxOyo/s72-c/alitaskitabi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-5587486717831352374</id><published>2010-03-18T18:22:00.002+01:00</published><updated>2010-03-18T18:30:49.506+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hâr dergi 6.sayi'/><title type='text'>Hâr Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi 6. sayı</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6Jiia0Q-1I/AAAAAAAAA8s/L_zaQjqsaj8/s1600-h/H%C3%A5rdergisi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5450026842525334354" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 258px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6Jiia0Q-1I/AAAAAAAAA8s/L_zaQjqsaj8/s320/H%C3%A5rdergisi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Hâr Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi 6. sayısı ( Mart - Nisan) Bayilerde..&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yeni bir sayının heyecanı ile merhaba…&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hâr Kültür Sanat ve Edebiyat dergisi bir şeyler üretmenin/(y)aratmanın çabasını sürdürüyor. Çıkan her sayımızı “HÂR BULUŞMALARI” adı altında yapılan etkinliklerle pratiğe dönüştürdük. ‘Şiirin Yel Değirmenleri’ diye başladığımız etkinlikler, kardeş edebiyatları buluşturma temelinde ‘Diller Dillere İnsan İnsana Karışsın’ etkinliği, ‘Edebiyat ve İnsan’ konulu (Gölbaşı’nda yapıldı) etkinlik, son olarak da 13 Şubat 2010’da ‘Ülkü Tamer Şiiri Üzerine’ konulu söyleşi ve şiir dinletisi; Hâr dergisini yazıyla pratiği buluşturan bir dergi haline getirdi. Bunlarla beraber Antep’te on beş günde bir yapılan ve üniversiteli gençliğin katılımcılar arasında ağırlıkta olduğu, şiiri gençlikle buluşturma amaçlı etkinlikleri önemli buluyoruz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çabaya yayın kurulumuz dışında katkı sunan dergimizin “dost ellerine” özellikle teşekkür ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâr olarak dar çerçeveli, kısa vadeli siyasal kaygılardan uzak durduk ve başarımızı biraz da buna borçluyuz. Bu durumdan rahatsız olanlardan aldığımız tepkilerden hareketle şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Bizler, kültür sanat ve edebiyatta her tür kültleşmenin karşısındayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Hâr ön kapağında edebiyatı işaret edip arka kapağında da sermayeden ilan sayfası almadı/vermedi. İlk sayıda belirttiğimiz “Bağımsız Sanat Platformu” bakışımız ısrarla sürüyor. Sanatın, edebiyatın boynuna biz Hâr olarak kravat takmayacağımızı özellikle belirtmek istiyoruz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâr, 6. sayıda öyküyü bilinçli olarak ağırlıkta aldı ve bu sayımızı 14 Şubat’a gönderiyoruz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak bir önceki sayımızda Süheyla Taşçıer dostumuzdan özür diliyoruz, şiirini “adsız” bıraktığımız için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Alevi-Bektaşi Şiiri” konusunun ağırlıkla işleneceği 7. sayıda buluşana dek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sunu&lt;br /&gt;Vladimir Mayakovski&lt;/strong&gt; / MEHMET ÖZGÜR&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şiir Üzerine Notlar&lt;/strong&gt;/ A. HİCRİ İZGÖREN&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Güz Çekimi&lt;/strong&gt;/ SALİH AYDEMİR&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sizi Bekliyorum&lt;/strong&gt;/ HÜSEYİN KAYAŞ&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Likit Yüz&lt;/strong&gt;/ ÖKTEM TEPE&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Marjinal Sızı&lt;/strong&gt;/ YAPRAK ÜNVAR&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şemsiye&lt;/strong&gt;/ ÜZEYİR KARAHASANOĞLU&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Antigoni’de&lt;/strong&gt;/ KENAN YÜCEL&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Adına Gece Derdik&lt;/strong&gt;/ CANSU HEPÇAĞLAYAN&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Biracı Vecdinin Bira Köpüğü Gibi Hayatı&lt;/strong&gt;/ ONUR ÇALI&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nietzsche’nin Derdi&lt;/strong&gt;/ RAHMİ DURMAZ&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Üç Ada Öyküsü&lt;/strong&gt;/ SALİHA YADİGÂR&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Müneccimsel İlişkiler&lt;/strong&gt;/ HALİL İBRAHİM ÖZBAY&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Muştu&lt;/strong&gt;/ DERYA YILDIZ&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tufan Şarabını İçelim&lt;/strong&gt;/ ZEKİ KARAASLAN&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dengeke Sıpehî Hate Nava Mûzîka Kurdî&lt;/strong&gt;/ METİN AKSOY&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hêvî Qet Namırın&lt;/strong&gt;/ CAHÎD ŞÊRKO&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Praetor Apoletleri&lt;/strong&gt;/ MAHMUT PAKDEMİR&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ben Hiç Ağa Görmedim&lt;/strong&gt;/ ALİ ULUDAĞ&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sevgilim&lt;/strong&gt;/ ONUR AKYIL&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Korku Kafası&lt;/strong&gt;/ ÖZKAN KULA&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ev&lt;/strong&gt;/ RANA&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Hayvan Çiftliği” Üzerine&lt;/strong&gt;/ SEMA ÇETİNKAYA&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sorular ve Cevaplar&lt;/strong&gt;/ İHSAN ARI&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Memed’in Kurşunu&lt;/strong&gt;/ CEMAL CENGİZ&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Politik Filmler&lt;/strong&gt;/ UFUK TAMBAŞ&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Maladiya&lt;/strong&gt;/ MAZLUM ÇETİNKAYA&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Har-daş&lt;/strong&gt;/ ŞEREF BİLSEL&lt;br /&gt;----------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;DERGİMİZ TEMSİLCİLİK VE DAĞITIMI (YURT DIŞI VE YURT İÇİ) İÇİN İLETİŞİM TELEFONU:&lt;/strong&gt; 0534 2344589Katkı için yurtiçi: 35 TLyurtdışı: 30 euroMAZLUM ÇETİNKAYA adınaPosta Çeki Hesap No: 5824290&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;iletişim:&lt;/strong&gt; &lt;a href="mailto:hardergi@hotmail.com"&gt;hardergi@hotmail.com&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-5587486717831352374?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/5587486717831352374/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=5587486717831352374' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/5587486717831352374'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/5587486717831352374'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/har-kultur-sanat-ve-edebiyat-dergisi-6.html' title='Hâr Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi 6. sayı'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6Jiia0Q-1I/AAAAAAAAA8s/L_zaQjqsaj8/s72-c/H%C3%A5rdergisi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-3229511437792119978</id><published>2010-03-18T18:11:00.003+01:00</published><updated>2010-03-18T18:15:48.070+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='emegin sanati 70.sayi'/><title type='text'>Emeğin Sanatı 70. Sayısı Yayında...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6Jfo-X6OLI/AAAAAAAAA8k/dqeAQ3XmaaE/s1600-h/emegin+sanati70.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5450023656614410418" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6Jfo-X6OLI/AAAAAAAAA8k/dqeAQ3XmaaE/s320/emegin+sanati70.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Emeğin Sanatı E-Derginin 70. Sayısı Yayında‏&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;EMEĞİN SANATI olarak sorumluluğumuz, çağımızın gelişimini ve yeni beliren çelişkileri göz önünde bulundurarak sosyalist gerçekliğin yeniden çağcıl dönüşümünü tasarlamak, yaşama geçirmektir. Sanat alanını kaplayan postmodern mantarların iç yüzlerini ortaya çıkarmak, sanat yapıtını metalaştırma çabasında olanların karşısına duvar gibi dikilmektir. Bu bağlamda “toplumcu gerçekçiler”le de karıştırılmamamız gerekir. Çünkü aramızdaki fark, diğerinin Türkçeleştirilmiş olmasının çok daha ötesindedir...Çünkü “toplumcu gerçekçi”lerin gerçekliği, düzenin duvarlarıyla sınırlıdır. Daha ilerisine gidemezler. Bir yönüyle düzenle uyumludur çabaları. Biz “yeni sosyalist gerçekçiler” bu konuda sınırları aşma çabası ve savaşımı içinde olacağız.&lt;br /&gt;Bu sayımızda da son on beş günün toplumsal ve yaşamsal yoğunluğunun izdüşümünü yansıtmanın yanında; estetiği, sanatta nesnel yasaların varlığını asla yadsımayan, hatta bu yasaların kesinliğini vurgularken, toplumsal yaşamın temel yasalarıyla aralarındaki ilişkileri ve karşılıklı etkileri üzerine yapıtlarını kuran sanatçı dostlarımızın yapıtlarını bulacaksınız....&lt;br /&gt;Eleştirileriniz ve önerileriniz yolumuza ışık tutacaktır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://emeginsanati2.blogcu.com/" target="_blank"&gt;http://emeginsanati2.blogcu.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· &lt;a title="EMEĞİN SANATI'NDAN 70. MERHABA" href="http://emeginsanati2.blogcu.com/emegin-sanati-ndan-70-merhaba/7225609" target="_blank"&gt;ALİ ZİYA ÇAMUR/EMEĞİN SANATI'NDAN 70. MERHABA&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;· &lt;a title="AHMET TAHSİN ÇINAR: “Küllük”" href="http://emeginsanati2.blogcu.com/ahmet-tahsin-cinar-kulluk/7212928" target="_blank"&gt;AHMET TAHSİN ÇINAR: “Küllük” &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;· &lt;a title="ADNAN DURMAZ:“Sürme Beni”" href="http://emeginsanati2.blogcu.com/adnan-durmaz-surme-beni/7212925" target="_blank"&gt;ADNAN DURMAZ:“Sürme Beni”&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;· &lt;a title="A.KEMAL HIZIROĞLU:“Avazın  Doğusunda…”}{M.COŞKUN:“Sebepsiz Yere" href="http://emeginsanati2.blogcu.com/a-kemal-hiziroglu-avazin-dogusunda-m-coskun-sebepsiz-yere/7212911" target="_blank"&gt;A.KEMAL HIZIROĞLU:“Avazın Doğusunda…”&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;· &lt;a title="A.KEMAL HIZIROĞLU:“Avazın  Doğusunda…”}{M.COŞKUN:“Sebepsiz Yere" href="http://emeginsanati2.blogcu.com/a-kemal-hiziroglu-avazin-dogusunda-m-coskun-sebepsiz-yere/7212911" target="_blank"&gt;M.COŞKUN:“Sebepsiz Yere &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;· &lt;a title="EVİN OKÇUOĞLU: Tek-el}{ MEHMET  DAĞ:“Büyük İnsanlık”" href="http://emeginsanati2.blogcu.com/evin-okcuoglu-tek-el-mehmet-dag-buyuk-insanlik/7212889" target="_blank"&gt;EVİN OKÇUOĞLU: Tek-el&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;· &lt;a title="EVİN OKÇUOĞLU: Tek-el}{ MEHMET  DAĞ:“Büyük İnsanlık”" href="http://emeginsanati2.blogcu.com/evin-okcuoglu-tek-el-mehmet-dag-buyuk-insanlik/7212889" target="_blank"&gt;MEHMET DAĞ:“Büyük İnsanlık”&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;· &lt;a title="HALİL MANAP: “Ateşin Ülkesi”" href="http://emeginsanati2.blogcu.com/halil-manap-atesin-ulkesi/7212863" target="_blank"&gt;HALİL MANAP: “Ateşin Ülkesi”&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;· &lt;a title="A. KARABAĞ: “Milis Çocuk”" href="http://emeginsanati2.blogcu.com/a-karabag-milis-cocuk/7212790" target="_blank"&gt;A. KARABAĞ: “Milis Çocuk”&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;· &lt;a title="ERCAN CENGİZ: “Bana Bir Şarkı  Söyle”" href="http://emeginsanati2.blogcu.com/ercan-cengiz-bana-bir-sarki-soyle/7212834" target="_blank"&gt;ERCAN CENGİZ: “Bana Bir Şarkı Söyle”&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;· &lt;a title="TEMEL DEMİRER:“Tiyatro Sanatı”[*]" href="http://emeginsanati2.blogcu.com/temel-demirer-tiyatro-sanati-%5b/7212746" target="_blank"&gt;TEMEL DEMİRER:“Tiyatro Sanatı”&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;· &lt;a title="SİBEL ÖZBUDUN:Etnisite İle  Sınıf,Kültür İle Ekonomi-Politik" href="http://emeginsanati2.blogcu.com/sibel-ozbudun-etnisite-ile-sinif-kultur-ile-ekonomi-politik/7212730" target="_blank"&gt;SİBEL ÖZBUDUN:Etnisite İle Sınıf,Kültür İle Ekonomi-Politik &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;(Eski adresimiz 50 sayı çıkan dergimizin arşivi olarak &lt;a href="http://emeginsanati.blogcu.com/" target="_blank"&gt;http://emeginsanati.blogcu.com/&lt;/a&gt; adresinde yayınını sürdürmektedir)&lt;br /&gt;_______________&lt;br /&gt;e-posta adresimiz: &lt;a href="mailto:emegin_sanati@mynet.com"&gt;emegin_sanati@mynet.com&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Grup İletişim Adresimiz:&lt;a href="http://gruplar.antoloji.com/emegin-sanati" target="_blank"&gt;http://gruplar.Antoloji.Com/emegin-sanati&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Google Grup Adresimiz: &lt;a href="http://groups.google.com.tr/group/emegin_sanati" target="_blank"&gt;http://groups.google.com.tr/group/emegin_sanati&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Google Grup e-posta: &lt;a href="mailto:emegin_sanati@googlegroups.com"&gt;emegin_sanati@googlegroups.com&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Emeğin Sanatı Forum adresi: &lt;a href="http://emeginsanati.forumup.com/" target="_blank"&gt;http://emeginsanati.forumup.com/&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-3229511437792119978?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/3229511437792119978/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=3229511437792119978' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/3229511437792119978'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/3229511437792119978'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/emegin-sanat-70-says-yaynda.html' title='Emeğin Sanatı 70. Sayısı Yayında...'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S6Jfo-X6OLI/AAAAAAAAA8k/dqeAQ3XmaaE/s72-c/emegin+sanati70.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-1455383164040054585</id><published>2010-03-16T18:33:00.002+01:00</published><updated>2010-03-16T18:37:13.368+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sokaklardan emekcilerin yoksullarin cigligi - huseyin habip taskin'/><title type='text'>SOKAKLARDAN EMEKÇİLERİN, YOKSULLARIN ÇIĞLIĞI</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5_Brz1JRiI/AAAAAAAAA8c/O_HAmjxyr4w/s1600-h/umut-ofke.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 176px; FLOAT: left; HEIGHT: 269px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5449287032533239330" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5_Brz1JRiI/AAAAAAAAA8c/O_HAmjxyr4w/s320/umut-ofke.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hüseyin Habip Taşkın&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="mailto:habibtaskin@gmail.com"&gt;habibtaskin@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bugünlerde sokaklarda parça parça olsa da bir hareketlenme var. Özünde hepimizin sorunu ekonomik, demokratik, kültüreldir. Yalnız ortada bir sorun var. Gözle görülebilen bir sorun… Bu parçalar, parçacıklar bir bütünü oluşturamıyor. Sorunda buradan kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ülkemizde emperyalizm güdümlü yaptırımlarla emekçilerin işçi hakları budanarak, hepten köle olmaları konumuna getirildi. Her geçen gün emekçilerin açısından kötüye gittiğini görmekteyiz. Bu sorun hepimizi ilgilendirdiği gibi çocuklarımızın geleceğini de etkilemektedir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Emekçileri ilgilendiren sorunlar arasında taşeronlaşma var. Ucuz ve sigortasız işgücü var. 12 saat çalışma var. İşverenin iki dudağı arasında işten atılma var. Sağlıksız ve güvencesiz çalışma var. Sonuç olarak varları çoğalta biliriz. Bunların çözümü elbette vardır. Fakat sistem işleyişini sermayeden yana kurduğu için bütün yük emekçi işçilere, yoksul insanların sırtına bindirilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Her kesimin düşüncesinde bir şeyler yapılmalı oluşurken, Deri İşçisi olan ve zaman zaman işsiz kalan evine ekmeğini nasıl götüreceğini düşünen, bir emekçinin önerisiyle başlanan adımlar sonucunda oluşan emekçi dernekleri Sigortasız Ve Güvencesiz Çalışmaya Hayır kampanyasını 06 Mart 2010’da İzmir- Kemeraltı girişinde basın açıklamasını okunduktan sonra iki buçuk saat süren imza kampanyası sonucunda 900 imza toplayarak, ilk kıvılcımı güçleri oranında yaktılar. Elbette bu güç diğer güçlerle birleşerek, toplumsal güce dönüştürülebilir.&lt;br /&gt;Sigortasız Ve Güvencesiz Çalışmaya Hayır kampanyası çerçevesinde bir dizi eylemlilikler sırasıyla gündeme getireceklerdir. Bizlerin görevi de bu kampanyaya güç vererek, birlikte bu kıvılcımı güçlendirerek ortak olan sorunumuzu örgütlü gücümüzle örerek aydınlık bir geleceğe doğru taşımaktır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Son günlerin modası kriz var! Gerçekten kriz var mı? Bu kriz emekçi işçilerin, yoksul halkların sorunu değildir. Sermayenin kendi arasında kızışan pastanın çoğunluğunu alma yarışıdır. İşin özünde yukarıda Filler tepişiyor… Altta kalan emekçi işçiler, yoksullar eziliyor.&lt;br /&gt;Kriz adı altında çıkartılan fatura hep ezilenlere ödettirilmeye çalışılıyor. Amerika’da şirket sarsılır ya da batar fatura geri kalmış ülkelerin yoksul insanlarına çıkartılıyor. AB ülkelerinde de bir kriz olduğu zamanda bile geri kalmış ülkelere fatura kesilmiş oluyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yılardır ABD’nin ve bu günkü AB’yi oluşturan ülkelerin gölgesinde kala kala ve IMF’nin tefeciliğinde soyula soyula bugünkü zor koşullara gelindi. AB’ye gireceğiz diye diye gırtlak patlatanlar. Aslında biz emekçilerin ceplerini delmekten başka bir şey yapmadılar.&lt;br /&gt;Bir avuç sermaye saltant kayığında zevk ve sefasını sürerken, yığınlar alçak sürünmeye devam etmektedir. Yıllardır bizden “kemer sıkmamızı” isteyenler çıktı. “Batıl düşünce” diyenler çıktı. “Adil düzen” diyenler çıktı. “Limon gibi sıkacağız” diyenler çıktı. “Borsanın yukarıya çıkmasını ülkemizin iyiye gittiğini, aşağıya indiğinde kötüye gittiğini” yorumlayan Başbakanlarımız çıktı.&lt;br /&gt;Dünden bugüne gelen hükümetler, Koalisyon hükümetleri hepsi sermayenin çıkarlarını savundular. Emekçi işçiler, yoksullar devamlı geri planda bırakıldılar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bugünkü oyunlar dünün devamıdır. Teknikler değişse de, biçimsel farklılıklar olsa da mantık ve işleyiş özünde aynıdır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşçiler, Sigortasız Ve Güvencesiz Çalışmaya devam ediyor. İşten atılmalar da devam ediyor. Yaşamda devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sigortasız ve güvencesiz çalışmak bizim kaderimiz değildir. Bu kaderi değiştirecek olan yine emekçi işçilerin örgütlü gücüdür. Ezilen, horlanan her kesimin insanı, milliyeti, rengi ne olursa olsun! Örgütlü güce kendisinin ve çocuklarının geleceği için destek vermelidir.&lt;br /&gt;Vakit geç olmadan, korkmadan, dolambaçlı yolla sapmadan Sigortasız Ve Güvencesiz Çalışmaya Hayır kampanyasına destek ver. Bu destek sayesinde zincir halkalarını çoğaltalım. Gelecek aydınlık günlerimizi belirlemek bizlerin elindedir. Bugün nokta gibi olunsa da, bu bir adımdır. Banane deme! Ey halk haykır içindekini… Daha neyi bekliyorsun, hedefine koşsana…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;NEWROZ&lt;/strong&gt; HAFTALIK SİYASİ YORUM GAZETESİ &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-1455383164040054585?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/1455383164040054585/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=1455383164040054585' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/1455383164040054585'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/1455383164040054585'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/sokaklardan-emekcilerin-yoksullarin.html' title='SOKAKLARDAN EMEKÇİLERİN, YOKSULLARIN ÇIĞLIĞI'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5_Brz1JRiI/AAAAAAAAA8c/O_HAmjxyr4w/s72-c/umut-ofke.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-1048492618097814684</id><published>2010-03-15T15:43:00.001+01:00</published><updated>2010-03-15T15:46:48.548+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='egitimin iflasi - kadir aydemir'/><title type='text'>Eğitimin İflası, Öğretmen Atamaları, IMF İlişkileri</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S55IEAqppTI/AAAAAAAAA8U/17a7w9Uy7Ag/s1600-h/IMG_0714_jpg.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5448871832900445490" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 228px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S55IEAqppTI/AAAAAAAAA8U/17a7w9Uy7Ag/s320/IMG_0714_jpg.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kadir Aydemir&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="mailto:kadirfen@hotmail.com"&gt;kadirfen@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11 Mart tarihinde Radikal’in ilk sayfasında bir haber: “Eğitimde Acı İtiraf” Bu haberde Milli Eğitim’in 2009 iç denetim raporundan şu önemli bilgilere yer veriliyor: 133 bin 317 öğretmen açığı var. 26 bin eğitim kurumunda tek yardımcı personel yok. Bölgeler arası dengesizliğe örnek olarak; 2003–2008 arasında Şırnak’a atanan 5 bin 129 öğretmenden 4 bin 609’u yerlerini kısa sürede çeşitli gerekçelerle terk etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa Milli Eğitim’in başı olan, önündeki kâğıdı bile okumaktan aciz, kendi söylediklerine kendisinin bile inanmadığını yüzünden hissettiren “çok sayın” çağdaş görünümlü Nimet Çubukçu Hanım, çok değil bir hafta önce(2 Mart’ta), Meclis’te, kendisine sorulan sorulara güllük gülistanlık bir tablo ile yanıt vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırları yazan beni ve yüz binlerce kadrolu atama bekleyen genci o gün için asıl üzen ise; mezhepsel, etniksel konularda birbirlerine kabadayılık yaparak gündem değiştiren muhalefet partilerinin o oturumda son derece “efendi” bir tavır takınmalarıdır. Bizler 7–8 yıldır atama bekleyenler olarak, hükümetten zaten çok şey beklemiyoruz. Zira onlar kendi olumsuzluklarını tescil etmişlerdir! Peki, muhalefete ne demeli? 300 bin öğretmen atama bekliyor, bütün halkımız bu nedenle mağdur ediliyor, atama bekleyenler tüm partileri dolaşarak dertlerini anlatıyor, muhalefet milletvekilleri ise kendi önergelerine bile gerçek anlamda sahip çıkmayarak, “sayın” bakanı sıkıştırma zahmetine bile girişmiyorlar ve böylece eğitimi gerçek anlamda gündeme getirmemekte diretiyorlar. Ne diyeyim artık?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yine 11 Mart tarihli Radikal gazetesinin iki yazarının yorumlarına dikkat çekmek istiyorum. Çünkü attığımız her adımın sayısını bile belirleyen IMF antlaşmalarında “ilginç” gelişmeler oluyor ve yine ilginç olarak, IMF ile ilişkilerin “zırt” diyeceği aylar, ne hikmetse bizlerin de atama beklediği aylara denk düşüyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahfi Eğilmez yazısında IMF ile stand by defterini kapattığını söyleyen hükümet için şöyle diyor: “IMF ile her an bir stand by düzenlemesi yapılacakmış gibi bir hava estirilmesi IMF’nin 4. madde konsültasyonuna (görüş alış verişine) gelişini bir yıl ertelemesine yol açtı. Bu erteleme neye yarar? Bunun yanıtını net olarak alabilmek için Mayıs sonu, Haziran başında ortaya çıkacak olan IMF değerlendirme notunu beklememiz gerekecek.” Şubat ayı atama hakkımızı gasp eden hükümet, acaba bu görüşmelerin karmaşasına sarkıtmak amacıyla mı memur alımını Mayıs ayına, öğretmen alımını da Haziran ayına sarkıttı? Bilinmez. Fakat Osmanlı’da oyun çoktur lafı da, tam bu anda aklıma geliyor nedense!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarhan Erdem ise yazısında: “Açıkçası, Ak Parti’nin IMF’yle birlikte olduğundan daha da serbest olduğu bu dönemi nasıl kullanacağını merak ediyorum! Ekonomiyi, seçimleri düşünmeden mi yönetecek, yoksa halkın hoşuna gidecek kararlar uygulayıp, seçim sonrası için, ‘O gün bakarız’ mı diyecektir?” diyor. Hükümetin seçim ekonomisini şimdiden harekete geçirmesi kuvvetle muhtemeldir. Burada ise atamalarda kendilerine daha çok kadro açılacağını düşünen kardeşlerime ben, 8 yıldır atama bekleyen Fen Bilgisi Öğretmeni olarak, şunu söylemek istiyorum: Biz de zamanında, seçim geliyor atanırız dedik, bayram geliyor atanırız dedik. Olmadı. Çünkü bu hükümet seçim ekonomisini bu tarz uygulamalarla yürütmüyor. Bunun yerine kendi cemaatinin ileri gelenlerine musluğu açıyor ve “sadaka” yöntemini uygulamaya sokuyor. Her türlü seçim ekonomisine karşı olan birisi olsam da, eski siyasetçilerin bu dönemlerde iş sahaları açarak, yeni atamalar yaparak gerçekleştirdikleri seçim “kampanyalarını” özlemiyorum dersem, yalan söylemiş olurum. Zira o zamanlar, seçim çalışması için de olsa, gerekli alımları o zamana saklayarak, yeni işe alımlar gerçekleştirirlerdi. Bunlar ise seçim harcamalarını eskilerden daha fazla yapsalar da sadece sadaka kültürü ile yetinmekteler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Filler, Çimenler ve Biz&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ülkemiz ne yazık ki fillerin tepiştiği, çimenlerin ezildiği bir ülke olmaktan kurtulamıyor. Bizler &lt;a href="http://www.igep.biz/"&gt;http://www.igep.biz/&lt;/a&gt; sitesi üzerinden yürüttüğümüz işsiz ve güvencesiz öğretmen mücadelesi ile bu gidişata karşı durmaya çalışanlardanız. Tüm duyarlı dostları da destek olmaya çağırıyoruz. “Ben çimen olmaya devam edeceğim, fillerle de aram iyi” diyenlere ise; bol karbondioksitler diliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-----------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İGEP Kurucularından Kadir Aydemir&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-1048492618097814684?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/1048492618097814684/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=1048492618097814684' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/1048492618097814684'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/1048492618097814684'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/egitimin-iflas-ogretmen-atamalar-imf.html' title='Eğitimin İflası, Öğretmen Atamaları, IMF İlişkileri'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S55IEAqppTI/AAAAAAAAA8U/17a7w9Uy7Ag/s72-c/IMG_0714_jpg.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-6882285877294360998</id><published>2010-03-14T13:05:00.001+01:00</published><updated>2010-03-14T13:07:30.615+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DTP nin kapatilmasi ve roj tv - ava pere'/><title type='text'>DTP NİN KAPATILMASI VE ROJ TV…</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5zRQpS6wcI/AAAAAAAAA8M/rFpnHTz4A1k/s1600-h/ofkeveumut.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5448459733104771522" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 176px; CURSOR: hand; HEIGHT: 269px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5zRQpS6wcI/AAAAAAAAA8M/rFpnHTz4A1k/s320/ofkeveumut.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;DTP NİN KAPATILMASI VE ROJ TV BASKINI AKPARTİLİ KÜRD SEÇMENLERİ SEVİNDİRDİ Mİ?, ÜZDÜ MÜ?‏&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ava Péré&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="mailto:diyarikert@gmail.com"&gt;diyarikert@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DTP kapatıldı,Avrupa'da Roş Tv ye,BDP bürosuna ve bazı yerlere baskınlar yapıldı,tutuklamalar oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denilebilirki,AKP nin bunlarla ne ilgisi var;(Kısa olsun diye AKP diyorum,oysa resmi kısaltılmış adı Akparti dir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dtp'yi Anayasa Mahkemesi kapattı, baskınlarıda Avrupa daki kimi devletler yaptı.Ancak herkes biliyorki sorumluluk Hükümettedir.Hükümet istemesydi Avrupa'da baskınlar olmazdı,yasalar değiştirilseydi,kapatılma olmazdı. "Nasılsa bizim parti kolay, kolay kapatılmaz " diye rehavete kapılan ve parti kapatma yasalarını değiştirmeye gerek görmeyen Akp, "odak" olarak kabul edildi ve kapatılmanın eşiğinden döndü.Daha da pek rehavete kapılmasın,"burası Türkiye ne olacağı belli olmaz " sözü boşuna söylenmemiştir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akp nin asıl amacı sorunları çözmek ve oyunu arttırmak, en azından aynı seviyede tutmak ise,tüm bunlar neyin nesi? İçerde veya dışarda, içinde veya dışında birileri mi Akp ye "iyilik" yapıp "bu , bu uygulamaları yap" diye kulağına üflüyor,yoksa Akp'nin kendi kendine olan uygulamaları mı?&lt;br /&gt;Cevabı ne olursa olsun,bu uygulamaların Akp nin yararına hatta ülkeninde yararına olmadığını sağduyulu düşünen herkes bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle Akp ye oy vermiş veya verecek olan Kürd seçmenlerin önemli bir kesimi tüm bunlara sevinmemiştir,tam tersine üzülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere Kürd seçmenlerin Dtp ye oy vermeyenleri bile,Dtp nin kapatılmasına sıcak bakmazlar.&lt;br /&gt;Hele ,hele ,bol ,bol müzik dinledikleri,egemen medya tarafından verilmeyenleri dinledikleri,izledikleri Roj ve Mmc kanalllarına yapılan baskınları,özellikle de bu kanalların kapatılmasına yönelik Hükümetin çabalarına çok mu çok üzülüyorlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gün anket düzenliyen kuruluşlar,sorsunlar bakayım Akp ye oy veren Kürdlere,hatta koruculara;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Roj ve Mmc kanallarının kapatılmasını istiyor musunuz, istemiyor musunuz?,bu kanalların kapatılmasına sevinir misiniz yoksa üzülür müsünüz?" diye.Hatta aynı şekilde Dtp nin kapatılma durumunuda sorsunlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman, Akp nin amacı, Kürd seçmenlerini üzmek olmuyor mu?Peki, yeri geldimi birkaç seçmenin oyunu veya teveccühünü almak için çeşitli çabalar içinde olan partiler veya siyasiler,en başta da Akp bunları bilmez mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha! eğer bu uygulamaları yaptığı için milliyetçi kesimlerden veya Dtp-Roj Tv yi sevmeyenlerden oy alacağını ve bu şekilde denge sağlayabileceğini düşünüyorsa çok yanılıyordur.Çünkü bu konularda kendisinden daha önde koşanları vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derler ya !"Allah kimseyi şaşırmasın" İlleki şaşırma,hatalar,yanlışlar oluyor.Tüm bunlar olmasaydı tek başına iktidara gelen,Menderesler,Demireller, Özallar veya diğer ülkelerdekiler 2 veya 3 seçim sonra iktidardan olurlar mıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım bu da doğal bir durum olmuş oluyor. Çünkü insanlar,unutmaya mahkum olduğu gibi,yanlışlar ve hatalar yapmaya da mahkumdur... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-6882285877294360998?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/6882285877294360998/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=6882285877294360998' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/6882285877294360998'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/6882285877294360998'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/dtp-nin-kapatilmasi-ve-roj-tv.html' title='DTP NİN KAPATILMASI VE ROJ TV…'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5zRQpS6wcI/AAAAAAAAA8M/rFpnHTz4A1k/s72-c/ofkeveumut.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-4855492259054362604</id><published>2010-03-14T12:54:00.001+01:00</published><updated>2010-03-14T12:57:55.565+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='devlet balonlarimi geri ver - adil okay'/><title type='text'>”DEVLET BALONLARIMI GERİ VER!”</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5zOvmR5jcI/AAAAAAAAA8E/QKXGl6gGOiY/s1600-h/mektuplar1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5448456966336253378" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5zOvmR5jcI/AAAAAAAAA8E/QKXGl6gGOiY/s320/mektuplar1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BASINA VE KAMUOYUNA: DEVLET BALONLARIMI GERİ VER!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Adil Okay&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="mailto:adilokay@hotmail.fr"&gt;adilokay@hotmail.fr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızım Öykü’nün Mapus Amca ve Teyzelerine Yolladığı Balonlara Devlet El Koydu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı imparatorluğunun güçlü arşiv geleneğini miras almıştır. Devlet tüm kamu harcamalarını, girdi − çıktıları ve yazışmaları kaydeder. Hatta devletin kimi işgüzar memurları, üzerlerine vazife olmayan şeyleri bile dinler − okur ve kaydederler. Keza politik muhalifler izlenir, fişlenir ve bu bilgiler saklanır. Tutuklu ve hükümlülere yollanan mektup ve eşyalar da sakıncalı bulunmazsa verilir, sakıncalı bulunursa depolara kaldırılır. Cezaevlerinden dışarıya gönderilen tüm mektuplar hatta zarflar ‘görülmüştür’ mührüyle damgalanır, kimi zaman da ‘sakıncalı’ sayılan cümleler karalanmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cezaevlerinde politik tutsaklara yönelik trajikomik cezalar da uygulanmaktadır. Örneğin türkü söyledi diye görüş, iletişim, hücre cezası alan tutsaklar vardır. Çağdaş Hukukçular Derneği’nin son F tipi cezaevleriyle ilgili raporunda işkencenin, keyfi disiplin cezası ve sağlık sorunlarının devam ettiği belirtilmiştir. Haydar Sönmez adlı tutsak Erzurum H tipi cezaevinden bize yolladığı mektupta şunları yazmıştır: “Sevgili Adil, F tipine dair bildiğin her şey burada da var. (…) mekân çok dar. Pencereler küçük. İçerisi yeterli hava ve gün ışığı almıyor. Havalandırmalar kibrit kutusu büyüklüğünde. (…) en büyük ve önemli sorun tecrittir. Tam bir yıl oldu. Sayıma gelen gardiyan ve askerler dışında insan yüzü görmüyoruz. Ziyaretçilerimizle ya cezalardan dolayı görüşemiyoruz ya da...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine cezaevlerinde hijyenik durum alarm vermekte, yiyecekler her geçen gün kötüleşmektedir. Hasta tutsaklardan Gülazer Akın, Adıyaman E tipi cezaevinden 20.02.2010 tarihinde kızım Öykü’ye yazdığı mektupta şunları söylemektedir: “Sevgili Öykü, ben hasta olduğum için çabuk yoruluyorum. Onun için şimdilik bu kadar yazabildim. (…) Çünkü güneşsiz kalıyoruz. (…) sonra bozuk yemekler yediriyorlar bize. Hastaneye gidemiyoruz. (…)Senin gönderdiğin balon hepsinden, her şeyden güzel. Arkadaşlarla şişirdik. Sonra üzerine koca bir gülen yüz çizdik ve onunla oynamaya başladık. Teyzelermiş gibi değil, Öykü’nün yaşıtlarıymış, yani arkadaşlarıymış gibi oynadık. Mektubun ve balon çok güzeldi…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gün Erol Zavar, Taylan Çintay, İsmet Ayaz yanı sıra bilinen kırık kadar ağır hasta tahliye edilmeyi beklemektedir. Güler Zere tahliye edilmiştir ancak İsmet Ablak ölüm döşeğinde olduğu halde tahliye edilmemiş ve cezaevinde hayatını kaybetmiştir. Bunların yanı sıra bilinmeyen, basına yansımayan skandallar da var. Örneğin bir cezaevinde tutsaklara her türlü renkli kalem verilirken, bir başkasında üç renkten fazlası yasaktır. Tekirdağ cezaevine yolladığımız Naci Güner’e verilmiş ama Bolu F tipi cezaevinde 6 yıldır tek başına hücrede tutulan Ali baba Arı’ya yolladığımız ajanda, kalem, silgi, v.s. verilmemiş, bize de geri iade edilmemiştir. Ali baba Arı bu konuda şunları yazmıştır: “sevgili Öykü, (…) Pazartesi depodan sorumlu gardiyanla görüştüm. ‘Haberim yok, gelen koliyi habersiz açmayız, sorarım’ dedi. (…) Ben de bu keyfi tutum ve uygulamadan dolayı suç duyurusu için dilekçe verdim. Cevap gelmeden gardiyanla tekrar görüştüm. “Ajanda ve diğer şeyler bende yani depoda” dedi. Mektubu yazdığım bu güne kadar infaz hakimliğinden dilekçeme dair bir sonuç gelmedi…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzer biçimde, hemen hemen tüm cezaevlerinde sakıncasız bulunarak tutsaklara verilen bir mektubumuz, Muş F tipi cezaevinde Sinan Bülbül’e ‘sakıncalı’ denilerek verilmemiş ancak itiraz sonucu alabilmiştir: “Sevgili Öykücan, Bana yolladığın mektubun SAKINCALI görülerek bana verilmedi. Ben de Muş infaz hakimliğine başvurup, mektubun bana verilmesini istedim. Mektubun bana verilmemesi halinde AİHM’ne gidebileceğimi açık bir şekilde izah ettim. Bunun üzerine iddia makamı itirazımın kabulüne karar vererek…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızım Öykü’nün şubat 2010 da yolladığı mektupların içindeki hediye balonları Bingöl, Gaziantep, Adıyaman cezaevlerinde sahiplerine verilirken Muş, İzmir, Kocaeli, Burdur, Siirt, Tekirdağ, Ankara Sincan ve Bolu cezaevlerinde politik tutsaklara verilmemiştir. Peki, verilmeyen balonlar ne olmuştur. Neden bize iade edilmemektedir. Bu konuda cezaevinden gelen mektuplar ayrıntılı bilgi vermektedir. Birkaç örnek daha vereyim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Metin Atmış.&lt;/strong&gt; F tipi cezaevi. 05.02.2010 Gümüşhane: “Sevgili Öykü arkadaş. 15 Ocakta Muş’tan Erzurum’a (sürgün) sevk edildim. Bana gönderdiğin mektuba Muş cezaevi idaresi el koydu. Ben geçen hafta sonu sana bir koli yolladım. Umarım beğenirsin.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kamil Turanlıoğlu− Serkan kaya.&lt;/strong&gt; F tipi cezaevi. 15.02.2010. Sincan− Ankara: “sevgili Öykücan, mektubuna geç cevap vermek zorunda kaldık. Nedeni ise bizlere verilen ‘Gereksiz yere türkü söylemekten’ dolayı mektup cezasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dilek Öz&lt;/strong&gt;. E tipi cezaevi. 17.02.2010. Burdur: “Balonlardan bahsetmişsin. Mecazen değil galiba. Ama zarfın içinden böyle bir şey çıkmadı. Haberin olsun.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İsmet Ayaz.&lt;/strong&gt; E tipi cezaevi. 18.02.2010. Adıyaman: “Yeşil renkteki balon ulaştı bizlere. Önce şişirmeyle uğraştık. Kaç arkadaş başarısız oldu. Dedim ya yıllar oldu. En son Nevzat amcan –en genç olanımız o- kocaman balonu şişirmeyi başardı. Görecektin ne komiklikler çıktı ortaya. Kocaman amcalar balonun peşinde bir o yana bir bu yana sıçrayıp, zıpladılar. Onları öyle görünce aynı duyguları yaşadım… Sürprizlerin için tekrardan teşekkür ediyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Resul Baltacı.&lt;/strong&gt; 19.02.2010. E tipi cezaevi. Siirt: “Ha bu arada, bana gönderdiğin renkli balonları bana vermediler. ‘Yasak’ dediler. Bu mekanlarda her şey yasaklarla örülüdür.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sami Özbil.&lt;/strong&gt; F tipi cezaevi. 20.02.2010. Kocaeli: “Balon çıkmış zarftan Öykü’cüğüm, ama vermediler bana. Teşekkür ederim, hem tatlı hem çok incesin.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;A.Vahap Narin.&lt;/strong&gt; F tipi cezaevi. 22.02.2010. Buca / İzmir: “Sevgili Öykü. (…) Balon için teşekkür ederim ama içeriye verilmiyor. Haberin olsun diye söylüyorum…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasım Karataş. H tipi cezaevi. 22.02.2010. Gaziantep: “Sevgili Öykü’cüğüm, merhaba. Göndermiş olduğun takvim, kartpostal ve en son da mektubu aldım. Tabi ki kırmızı balonu da…“&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ayhan Kavak.&lt;/strong&gt; 22.02.2010. E tipi cezaevi. Siirt: “Bu arada maalesef mektup içerisinde göndermiş olduğun renkli balonu göremedim. Ola ki siyah renk olmadığından ‘yasak’ diye el koydular. Yoksa değerli arkadaşımın balonuyla bir güzel oynayıp eğlenirdik…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hasan Gülbahar ve İbrahim Şahin.&lt;/strong&gt; 25.02.2010. F tipi cezaevi. İzmit / Kocaeli: “Sevgili Öykü. Gönderdiğin mektubu aldım. (…) Ancak balonu alamadım. Yani gelmiş ama içeriye vermediler. Nedenini ben de bilmiyorum, ama senin dediğin gibi balonlar güzel duyguların - sevinçlerin ve özgürlüğün sembolüdür. Ve sanırım bunlar tehlikeli şeyler. Yoksa bu kadar güzel bir balonu neden bana vermesinler ki.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Abdullah Güven.&lt;/strong&gt; M tipi cezaevi. 02.03.2010. Bingöl: “Sevgili Öykü, Mektubunla bir tane balon yollamışsın. Sağ olasın. Kimimiz on, kimimiz yirmi yıldır balonları elimize alıp oynamamışız. Ondandır ki balonu görür görmez havalandırmaya koşup oynadık. Aynı çocuklar gibi sevindik. Sonra patlamasın diye sakladım. Çünkü duvarların üzerinde jiletli teller ve çiviler var…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hüseyin Uzundağ.&lt;/strong&gt; F tipi cezaevi. 06.03. 2010. Tekirdağ. “Merhaba Öykü. Bana gönderdiğin balonu alamadım, göremedim. Neden dersen yasak ve tehlikeli görülüyor böyle şeyler de ondan sanırım. (…) Kullanmam için iki boş kartpostal yollamışsın ama kullanamayacağım. Çünkü mektup okuma komisyonu ikisinde de görüldü damgası vurarak kullanmamı imkansız hale getirmişler. (…)”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hakime Çam.&lt;/strong&gt; E tipi kapalı cezaevi. 08.03. 2010. Siirt. “Merhaba Öykücan. (…) Canım senin yolladığın balonu güvenlik tedbirinden dolayı vermediler. Artık bu ne biçim tehlikeli balondur bilmiyorum. ..(…) Bazı cezaevlerine bırak kırmızı boyanın girmesini bir bitki parçasına bile izin verilmiyor. (…) Yanımda kuruttuğum bir papatya çiçeğini yazdığım mektuba koydum. (…) Oradaki cezaevi sorumluları papatyayı alıp sadece mektubu veriyorlar. (…) Arkadaş mektup Okuma Komisyonuna soruyor. (…) komisyon da ‘Evet biz aldık. Güvenlik gerekçesi ile veremiyoruz’ diyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Basına ve kamuoyuna&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Balonun ne önemi var diyeceksiniz? Bir balonun sevincini bile çok gören cezaevi yönetimi, bu tutsaklara kim bilir başka ne zulümler uygulamaktadır. Balonları vermeyip, devlet kasasına saklayarak yasalara uyduğunu söyleyen cezaevi yönetimlerine, ‘Neden diğer cezaevlerinde balonlar sakıncasız bulunup tutsaklara verilirken, siz vermiyorsunuz diye sorma hakkımız var. Küçük bir kız çocuğunun ve sosyal hayata kazandırılacakları söylenen tutuklu ve hükümlülerin moral değerleri böyle mi ayakta tutulacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletten balonlarımızı geri istiyoruz. Görülmüştür mührüyle gelen (ekte sunduğumuz) mektuplar açıklamalarımıza kanıttır. Bu konuda basını ve kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyoruz. Eğer kızımız Öykü’nün mapus amca ve teyzelerine yolladığı balonlar sahiplerine verilmez ya da bize iade edilmezse, Nazım Hikmet’in bir şiirini uyarlayıp imza kampanyasına başlayacağız:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“&lt;strong&gt;Teyze amca bir imza ver/ Mapuslar eziyet çekmesin/ Üç adım volta/ Üç cümle sohbet/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir avuç gökyüzü/ Mapus amacalara teyzelere çok görülmesin/ Onlar da balonla oynayabilsin…”&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Not:&lt;/strong&gt; Politik tutsaklardan gelen mektupların bir bölümüne &lt;a href="http://www.adilokay.com/"&gt;http://www.adilokay.com/&lt;/a&gt; sitesinden de ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-4855492259054362604?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/4855492259054362604/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=4855492259054362604' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/4855492259054362604'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/4855492259054362604'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/devlet-balonlarimi-geri-ver.html' title='”DEVLET BALONLARIMI GERİ VER!”'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5zOvmR5jcI/AAAAAAAAA8E/QKXGl6gGOiY/s72-c/mektuplar1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-6143504765119456185</id><published>2010-03-14T12:43:00.000+01:00</published><updated>2010-03-14T12:45:41.550+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='söz  verdik - fezali'/><title type='text'>SÖZ VERDİK...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5zMSV8aZMI/AAAAAAAAA78/ayYsE6ml2Do/s1600-h/berceneklihaci.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5448454264711701698" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 157px; CURSOR: hand; HEIGHT: 203px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5zMSV8aZMI/AAAAAAAAA78/ayYsE6ml2Do/s320/berceneklihaci.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Cirik Haci / &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Fezali&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="mailto:Cirik.Haci@gmx.de"&gt;Cirik.Haci@gmx.de&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz verdik bizler kurtuluş yolumuz&lt;br /&gt;Yönetim denetim bizim olacak&lt;br /&gt;Sözümüz birlikte çağrır dilimiz&lt;br /&gt;Üretim tüketim bizim olacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşit paylaşım var olan özünle&lt;br /&gt;Doğru duruş sevgi dolu sözünle&lt;br /&gt;Allın açık olan güzel yüzünle&lt;br /&gt;Alın terin nimet bizim olacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üretene emek gerçek hak olur&lt;br /&gt;Bilinen görünen elbet ak olur&lt;br /&gt;Üretmeden tüketenler yok olur&lt;br /&gt;Paylıyan paylaşan bizim olacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitecek ülkede halkların derdi&lt;br /&gt;Yöneten olunca insanın merdi&lt;br /&gt;Özgür yaşam olur bizlerin yurdu&lt;br /&gt;Huzur dolu yaşam bizim olacak&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Fezalim&lt;/strong&gt; der haci daim kalayım&lt;br /&gt;Örgütlü işciye kurban olayım&lt;br /&gt;Dörtbir yana hemen haber salayım&lt;br /&gt;Hak hukuk adalet bizim olacak.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-6143504765119456185?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/6143504765119456185/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=6143504765119456185' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/6143504765119456185'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/6143504765119456185'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/soz-verdik.html' title='SÖZ VERDİK...'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5zMSV8aZMI/AAAAAAAAA78/ayYsE6ml2Do/s72-c/berceneklihaci.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-14265493193770379</id><published>2010-03-12T07:20:00.001+01:00</published><updated>2010-03-12T07:25:00.331+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='issiz ögretmenlerden izma kampanyasi'/><title type='text'>İŞSİZ ÖĞRETMENLER  İMZA KAMPANYASI BAŞLATTI</title><content type='html'>&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 205px; DISPLAY: block; HEIGHT: 135px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5447629073011242066" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5ndx3Ts9FI/AAAAAAAAA70/QlSXNzHxU7M/s320/igep2_min.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye Cumhuriyeti Meclis Başkanı’na,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na,&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ve Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanı’na&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Konu:&lt;/strong&gt; Yüz binlerce öğretmenin atamasının yapılması ve eğitimin niteliğinin arttırılması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Bugün bir kadrolu öğretmen yerine (sözleşmeli, ücretli, vekil gibi çeşitli apoletlerle) en az üç öğretmen çalıştırılmasının, karşısında olduğumuz neo-liberal politikalardan kaynaklandığını,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Farklı apoletlerle çalıştırılan öğretmenlerin özlük haklarından yoksun olduğunu ve bundan dolayı kölelik koşullarında çalıştırılmaya mahkûm bırakıldıklarını,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—İşsizliğe ve güvencesizliğe mahkûm bırakılan yüz binlerce öğretmenin top yekûn geleceksizleştirildiğini ve bundan kaynaklı 12 gencin intihar ettiğini ve binlercesinin de bu vahim durumun eşiğinde olduğunu,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Anayasanın 128.maddesi kamu hizmetinin sürekliliği ilkesini kamu hizmetinin asgari ilkelerinden biri olarak kabul etmiştir. Ve öğretmenlik süreklilik arz eden bir meslek olduğu için bu ilke kapsamındadır. Fakat kölelik koşullarında çalıştırılan ücretli, sözleşmeli gibi apoletlerin bu bağlamda hukuka aykırı olduğunu,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Öğretmenlere takılan apoletlerden kaynaklı eğitimde sürekliliğin sağlanamadığını ve bu durumun eğitimin niteliğini hızlı bir şekilde düşürdüğünü,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Hukuka aykırı olan bu uygulamalardan kaynaklı öğretmenlik mezunu olmayanların dahi bu mesleği yaptıklarını ve bu durumun hem bizlerde hem de toplumun tüm kesiminde rahatsızlık uyandırdığını,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Bu uygulamalardan kaynaklı MEB okullarında eğitimin niteliği düştüğü için velilerin dershanelere mahkûm bırakıldığını ve bunun da eğitimin tüm yükünün velilere yüklenmesi anlamına geldiğini,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Öğretmenlere uygulanan güvencesizlik koşullarını, asistanlara da 50-D maddesi üzerinden yapılmaya çalışıldığını BİLİYORUM.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bağlamda apolet uygulamalarının kalkması, eğitimin niteliğinin artması, yüz binlerce öğretmenin atamasının yapılması ve geleceğimizin karartılmaması için &lt;strong&gt;BEN DE BU METNİ İMZALIYORUM VE GEREĞİNİN YAPILMASINI İSTİYORUM.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;---------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İletişim:&lt;/strong&gt; Kadir Aydemir&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:kadirfen@hotmail.com"&gt;kadirfen@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;web site: &lt;a href="http://www.igep.biz/"&gt;www.igep.biz&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-14265493193770379?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/14265493193770379/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=14265493193770379' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/14265493193770379'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/14265493193770379'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/issiz-ogretmenler-imza-kampanyasi.html' title='İŞSİZ ÖĞRETMENLER  İMZA KAMPANYASI BAŞLATTI'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5ndx3Ts9FI/AAAAAAAAA70/QlSXNzHxU7M/s72-c/igep2_min.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-8301030546525862392</id><published>2010-03-12T07:09:00.002+01:00</published><updated>2010-03-12T07:17:34.879+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='söylesi - adil okay'/><title type='text'>KADINLARIN TİYATRO SAHNESİNDEN KADINCA "HAYKIRIŞ"I!..</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5ncWMhD2_I/AAAAAAAAA7s/e7Njs-jrwN8/s1600-h/haykiris-oyun.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 214px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5447627498156448754" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5ncWMhD2_I/AAAAAAAAA7s/e7Njs-jrwN8/s320/haykiris-oyun.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Söyleşi: Süreyya Köle, Adil Okay, Burcu Yılmaz&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İNGEBORG BACHMANN:&lt;/strong&gt; Faşizm, meydanlarda veya kalabalıklar arasındaki gerilimlerde değil, fakat iki insan arasındaki ilişkide başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Röportaj:&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; Süreyya KÖLE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer kentlerde durum nedir bilemem ancak, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Adana'da farklı etkinliklerle, çok yoğun şekilde kutlanmaya devam ediyor. Gerçekleştirilen etkinliklerin tamamını izlemeniz neredeyse olanaksız diyebilirim. Durum bu olunca seçim yapmanız, bazı etkinlikleri zorunlu olarak eleyip seçiminiz olan etkinliğe doğru koşturmanız gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim, bu yoğun program içerisinde koşturduğum etkinliklerden biri oldu "HAYKIRIŞ" adlı tek perdelik tiyatro oyunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunun yazarı Yeni Adana okurlarına çok yabancı bir isim değil aslında; Adil Okay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adil Okay, Yeni Adana'da da yayımlanan yazılarının dışında, çoğu sanatseverin şiirleri ve öyküleri ile tanıdığı değerli bir isim; arkadaşımız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyun sahibi tanıdık olunca, oyun üzerine konuşmak da kaçınılmaz oldu elbette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her anını büyük bir heyecanla ve çok beğenerek izlediğim oyunun yazarı Adil Okay ve oyunun yönetmeni Burcu Yılmaz'la oyundan çok, oyun üzerinden kadın sorununu masaya yatırdık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Biz sorduk, Adil OKAY ve Burcu YILMAZ yanıtladılar.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ancak öncesinde yüksek performansları ve samimi oyunculukları ile bize güzel bir akşam yaşatan&lt;strong&gt; Güney Sanat Topluluğu &lt;/strong&gt;oyuncularına teşekkür etmek isterim. İşte o &lt;strong&gt;oyuncular:&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;Burcu YILMAZ,&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;Esra YILMAZ,&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;Mehtap YANIK&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;Fatma YALDIZOĞLU&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;Miray ZÖHRE,&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;Zeynep TUTUK.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;S.KÖLE:&lt;/strong&gt; Sevgili Adil Okay, sizi şiirlerinizden, öykülerinizden tanıyoruz. Ne oldu da kadınlarla ilgili bir tiyatro metni hazırlama gereği hissettiniz? İşin perde arkasın dinlemek istiyorum sizden.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ADİL OKAY:&lt;/strong&gt; Uzun zamandan beri kadınlara bir borç ödeme düşüncesi vardı kafamda. Bir özür dileme isteği. Niyeydi bu özür dileme? Çok uzun zamandır dünyada ve Türkiye'de erkek cinsi olarak bizler, kadınlarımıza, annelerimize, kardeşlerimize, tanıdığımız tanımadığımız tüm kadınlara baskı uyguladık. Bu konuda herkes hemfikir. Baskıyı uygulayanlar kimler? Benim hemcinslerim, erkekler. Dolayısıyla ben bu baskıya karşı çıkarken, bunun bir ifade şekli, bu mücadelenin bir yöntemi olmalıydı. Bunu hem erkek arkadaşlarıma hem de kadın arkadaşlarıma nasıl anlatabilirim diye düşündüm. Bu noktada en iyi yöntemin sanat olduğuna karar verdim. Resmi makaleler, kuru istatistik bilgileri insanları sarsmıyor. Sanatın gücü insanları sarsar diye düşündüm işin doğrusu. Mesajımın insanlara daha iyi geçebileceği düşüncesi içinde bir tiyatro eseri yazmaya karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece Türkiye'de değil o çok uygar denen Batı'da da kadınlar gece belli bir saatten sonra tek başlarına sokakta gezemiyorlar. Orda da şiddet görüyorlar, orda da baskı görüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiddet Doğu'da vardır Batı'da yoktur diye bir şey yok. Doğu'da töre cinayeti varsa, Batı'da da üniversite mezunu kadın kocasından dayak yemekte; böyle örnekler de var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna karşı bir tavır almak gerekir diye düşündüm. 8 Mart'ta kadınların bayramını kutlamak yerine bu özrün bir ifadesi olsun istedim. Bir tiyatro oyunu yazmaya koyuldum. Elbette bu oyun bir birikim sonucu ortaya çıktı. Dünyanın üç kıtasını gezdim. Üç kıtadan kadınlar tanıdım. Hep kadınlara zulüm gördüm. O kadınların çektiği çileyi yakından gördüm. Tüm bu gözlemlerin sonucunda böyle bir eser ortaya çıktı diyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;S.KÖLE:&lt;/strong&gt; Erkek arkadaşlarınızın olaya yaklaşımını merak ettim. Bu çalışma ortaya çıkarken ve devamında nasıl tepkiler aldınız onlardan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;A.OKAY:&lt;/strong&gt; Evet, bu konuda bana kızanlar, hatta küsenler bile oldu. Aslında bu tiyatro eserinin öncesi var. Benim bu oyundan önce kadın sorunu üzerine yazdığım bir kitabım var biliyorsun. Hatta sen de o çalışma üzerine çok güzel bir yazı kaleme almıştın, tekrar teşekkür ediyorum. Kitabın adı şu: "Valizini Karısına Hazırlatan Erkek Faşist Sayılır mı?" Faşist sözcüğü tırnak içinde tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevremde aydın geçinen o kadar çok arkadaşım var ki, bunlar yolculuğa çıkarken valizlerini eşlerine hazırlatıyorlar demek ki. Eşleri çalıştığı halde hem de. Faşist sözcüğünün anlamını çok iyi biliyorum, ancak amacım birilerini sarsmaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de içlerinden biri geldi ve bir gün bana dedi ki: "Haklısın ben hiç bunu ben böyle düşünmemiştim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alman kadın yazar İngeborg Bachmann'ın bir sözü vardır; "Faşizm, meydanlarda veya kalabalıklar arasındaki gerilimlerde değil, fakat iki insan arasındaki ilişkide başlar."der. Bu söz beni çok etkilemiştir aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle bir dikkat ettiğinizde günlük ilişkilerde kadına sürekli zulüm uygulandığını göreceksiniz. Kadın üzerinde sürekli bir baskı var, taciz var; bunu biz görmüyoruz; yanımızdan geçip giden gerçeğe gözümüzü kapatıyoruz. Ben insanları bu tiyatro oyunumla ve öncesinde kitabımla, bu aymazlıklarından vazgeçmeye davet ettim; kadınları da itiraz etmeye davet ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;S.KÖLE:&lt;/strong&gt; Kadın sorunu dediğiniz zaman hemen, sorunu yaratan erkeklerdir gibi bir düşünce içinde oluyor insanlar. Ben kadın sorununda kadının üstlendiği rolü öğrenmek isterim sizden. Kadının kadın sorunundaki payı nedir sizce?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;A.OKAY:&lt;/strong&gt; Öncelikle şunu söyleyebilirim bu filmde erkekler "esas oğlan" durumundalar. Asıl ve öncelikli suçlu erkekler bana göre. Ama üzgünüm ki suç ortağı kadınlar da var. Ve çok fazlalar. Bakınız töre cinayetlerine. Anneler kızlarını öldüren, öldürten o adamla, yani kızının katiliyle aynı yatağa giriyorlar; ya da kalkıp kızını öldüren oğluna yemek yapıyor. Tamam, Doğu'daki cahil kadının bu durumu bir yere kadar da, Batı'daki sözüm ona medeni dediğimiz kadınlar ne yapıyor? Gözlerini kapatıyorlar baskı gören hemcinslerine karşı; dayanışma içerisine girmiyorlar. Bir kesim diğerine diyor ki, muhafazakâr bir annemiz çağdaş görünümlü bir kadınımıza örneğin: "Namus özürlü."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki çağdaş görünümlü kadınımız diğerine ne diyor? "Çağdışı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bu kadınlarımız böylesi bir ayrışma yerine neden dayanışma içine girmezler? Buradaki bu çatışma hali, bu kadınlarımız çok farkında olmasalar da, erkek egemen anlayışa hizmet ediyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;S.KÖLE:&lt;/strong&gt; Oyunun başında, izleyiciyi olarak çok da alışık olmadığımız bir şeyle karşılaştık aslında. Bir slâyt gösteresi sundunuz. O gösterimde dikkatimi çeken, pek çok farklı kesimin ve coğrafyanın kadınından örnekler göstermenizdi. Burada amaçlanan neydi onu öğrenmek isterim sizden? Kadın konusuna yaklaşırken tüm ön yargılarımızdan uzaklaşmamızı sağlamaya mı çalıştınız o gösterimle?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;A.OKAY:&lt;/strong&gt; Evet, bir yanıyla öyle bir düşünce içinde olduk aslında. Kadın sorunu dünyanın bitmeyen, bitirilemeyen sorunlarından biridir. Mesela ne diyoruz? Kapitalizm tahrip ediyor diyoruz; doğayı kirletiyor diyoruz; emeğe saldırısı vardır diyoruz vb. Tıpkı bu sorunlar gibi bitmeyen bir sorun da, kadın sorunudur. Maalesef bu sorunun çözülmesi için çaba harcamıyor erkek egemen sistem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada tek bir ideoloji yok, konumuz siyaset değil, slogan atmak değil; bu konu artık evrensel boyutta değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın farklı yerlerinde kadınlar hapse giriyor, kadınlar idam ediliyor, kadınlar zulme uğruyor. Bu kadar kötülüğü paylaşan kadınlar, iyiliği, güzelliği neden paylaşmasınlar değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunda, aslında benim sol anlayışa, yani kendi cenahıma da eleştirel bir yaklaşımım var dikkat ettiyseniz. Şöyle bir baktığınızda sendikalarda olsun, sol partilerin yönetiminde olsun kadının temsili çok az düzeyde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;S:KÖLE:&lt;/strong&gt; Peki devamı gelecek mi diye sorsam; kadını konu alan çalışmalarınız sürecek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;A.OKAY:&lt;/strong&gt; Evet gelecek diyebilirim. Biliyorsun metin tek başına tiyatro oyunu olmuyor. Yönetmeniyle, oyuncusuyla, izleyicisiyle buluştuğu anda bir metin tiyatroya dönüşüyor. Bu oyunun prömiyeri Mersin'de yapıldı. İkinci kez Adana izleyicisiyle buluştuk. Sırada turne var diyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette ben şimdi olayın ikinci aşamasındayım artık; oyunu kitaplaştırmayı düşünüyorum. Bunun çalışmalarına başlayacağım en kısa zamanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;S.KÖLE:&lt;/strong&gt; Peki, aracılığımızla, kadın ya da erkeklere direkt bir mesajınız olacak mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;A.OKAY:&lt;/strong&gt; Erkeklere şuna diyebilirim. Günlük hayatta farkına varmadıkları ilişkilerini yeniden sorgulasınlar. Yeni bir dil mümkündür. Kadınları insan gören; kadınları eşit göreceğimiz yeni bir dil yaratmak gerekiyor; davranış biçimlerini değiştirmek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlara da kendinize güveniniz gelsin, "Erkek gibi erkek; adam gibi adam" sözüne karşı "Kadın gibi kadın" cümlesine sarılın derim. Güzelliğinizin ve değerinizin farkına varın derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;S.KÖLE:&lt;/strong&gt; Teşekkür ediyorum Adil Okay; şimdi izin verirsen oyunun yönetmeni Burcu YILMAZ'la görüşmek isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;S.KÖLE:&lt;/strong&gt; Sevgili Burcu, öncelikle çalışmanız için kutluyorum. Oyunu ne kadar zamanda çıkardığınızı öğrenebilir miyim sizden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;B.YILMAZ:&lt;/strong&gt; İki aylık yoğun bir çalışma süreci yaşadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;S.KÖLE:&lt;/strong&gt; Zannediyorum grubunuz amatör oyunculardan oluşuyor. Bu hepinizin ilk oyunu mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;B.YILMAZ:&lt;/strong&gt; Hepimizin değil. Benim ilk oyunum değil mesela; ben kendi grubumu yönetiyorum zaten, Güney Sanat Topluluğu'nu. Ama birkaç arkadaşımızın ilk oyunu, ilk kez sahneye çıkıyorlar, evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;S.KÖLE:&lt;/strong&gt; Oyuna hazırlanırken ya da sahnelerken -kadın oluşunuzdan kaynaklı- ayrıca etkilendiğiniz noktalar oldu mu sizin için?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;B.YILMAZ:&lt;/strong&gt; Hem de çok. Oyunu ilk elime aldığımda giriş bölümünden çok etkilendim bir kere. Kadınların şiddet görmesi, kadınların tacize uğraması, korkmaları. Bunların hepsi kafamın içinde canlandı birdenbire. Çünkü arkadaşlarım da ben de aynı şeyleri yaşadık zaman zaman geçmişlerimizde. Bu nedenle oyunda ufak tefek değişikliklere, eklemelere giderken yaşadıklarımızın etkisi oldu diyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;S.KÖLE:&lt;/strong&gt; Oyun izleyiciyle buluştuğunda, bir yönetmen olarak, izleyici sahnede ne görsün istedin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;B. YILMAZ:&lt;/strong&gt; Birazcık kendilerine gelsinler istedim aslında. Ve oyunun bir iki yerinde de bunu dile getiriyoruz zaten: "Ve hâlâ susuyoruz! Ve hâlâ susuyorsunuz!" ifadesi oyunun içinde bu yüzden var diyebilirim; insanları kendine getirmek adına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen kadınların çoğu ne yaşadıklarının farkında değil. Çevresinden gördüğü şiddetin, çektiği acının gerçek anlamda farkında olduğunu düşünmüyorum çoğu kadının. Hep öyle gördükleri öyle yaşadıkları için bunu kaderleri olarak kabul etmekteler; doğrusu buymuş gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında kadınların kaderi bu olmamalı bunun farkında olsunlar istedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;S.KÖLE:&lt;/strong&gt; Şimdi merak ettiğim, yönetmen kimliğinin dışında, Adil Okay'ın metni eline geçtiğinde senin Burcu olarak sarsıldığın an neresiydi? Bir kadın olarak senin de o ana kadar çok farkında olmadığın neyi gösterdi sana Adil Okay mesela?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;B.YILMAZ&lt;/strong&gt;: Ben açıkçası kendimi gördüm o metinde. Kendi gerçeğimle yüzleştim diyebilirim. Taciz olayında kendimi gördüm; şiddet olayında kendimi gördüm; itilip kakılma konusunda kendimi gördüm; birçok yerde kendimi gördüm kesinlikle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;S.KÖLE:&lt;/strong&gt; Oyuncu arkadaşların hakkında bilgi verir misin bize? Ne yaptılar, rollerine nasıl hazırlandılar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;B.YILMAZ:&lt;/strong&gt; Çoğunun ilk tecrübeleri, öncelikle bunu söyleyebilirim. Arkadaşlarımın çoğu çalışıyor aynı zamanda, içlerinde öğrenci olanlar da var. Ancak hafta sonları ya da akşamları çalışma fırsatı yakalamaya çalıştık diyebilirim. Çalışma koşullarımız zordu anlayacağınız. Ancak bir gerçek var ki herkes çok istekliydi. Metni gören tüm arkadaşlarım aynı inanç ve kararlılıkla "Evet kesinlikle bu oyunu sahnelemeliyiz" dediler. Her şeyi birlikte yaptık diyebilirim. Oyunu biçimlendirirken herkesin bir katkısı oldu kesinlikle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;S.KÖLE:&lt;/strong&gt; Tekrar kutluyorum, başarılarınız devamını dilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;B.YILMAZ:&lt;/strong&gt; Ekip olarak çok teşekkür ediyoruz size; oyunumuza ve bize göstermiş olduğunuz ilgiye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yeni Adana&lt;/strong&gt; 11 mart 2010&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.adilokay.com/"&gt;http://www.adilokay.com/&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-8301030546525862392?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/8301030546525862392/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=8301030546525862392' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/8301030546525862392'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/8301030546525862392'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/kadinlarin-tiyatro-sahnesinden-kadinca.html' title='KADINLARIN TİYATRO SAHNESİNDEN KADINCA &quot;HAYKIRIŞ&quot;I!..'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5ncWMhD2_I/AAAAAAAAA7s/e7Njs-jrwN8/s72-c/haykiris-oyun.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-2216325894057962232</id><published>2010-03-11T08:10:00.001+01:00</published><updated>2010-03-11T08:13:26.613+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bir halkin cocuklari - huseyin habip taskin'/><title type='text'>BİR HALKIN ÇOCUKLARI</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5iX62oUQKI/AAAAAAAAA7k/d4ofZRdR64Y/s1600-h/duygulara+sahip+cikmak.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5447270786657435810" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5iX62oUQKI/AAAAAAAAA7k/d4ofZRdR64Y/s320/duygulara+sahip+cikmak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hüseyin Habip Taşkın&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="mailto:habibtaskin@gmail.com"&gt;habibtaskin@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada dillerini konuşan halklar vardır. Ama devletin resmi dillinde olmayan bu halkların kimlikleri yoktur. Bunlara bir ulusun halkı diyebiliriz. Örgütlü olan ulus kendi mücadelesini silahlı ya da yasal statüde çözmeye çalışmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye gerçeğinde de halklar vardır. Laz, Kürt, Roman, Gürcü ve diğerleri… Yaşadığımız coğrafya da Kürt halkının örgütlü gücünü görmekteyiz. Bu örgütlü güç kendi haklarını almak için var gücüyle meclisteki milletvekilleriyle ya da durmadan kapatılan partileriyle mücadelelerini yürütmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığımız bu coğrafyada tüm hakların sorunlarının çözülmesinden yana olmalıyız. Hiçbir halkın varlığını yok sayamayız. Kürt haklıda var olmanın mücadelesini vermektedir. Dünyadaki halkların hakkı olduğu kadar Kürtlerinde hakkı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt halkına karşı körüklenen linç girişimlerini unutamadık. Tutuklanan milletvekillerini de unutamadık. Belediye başkanlarını ve partili olan yurttaşlarının tutuklanmalarını unutamadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP Kürt açılımı diye diye bir hal oldu. Ortalıkta açılım cümlesi gelişi güzel sağa ve sola çarpa çarpa nereye gittiği belli bile olmadığı halde, açılım cümlesine her kesim gelişi güzel yorum yapmaktadır. Ulusalcılar, sosyal demokratlar ve milliyetçiler açılımla ülkenin bölüneceğinden söz etmektedirler. Onun içindir ki, linç girişimleriyle ilgili herhangi bir yorum yapamamaktadırlar. Manisa Selendi’de Roman halkına karşı yapılan linç girişimleri neyi hatırlatıyor biliyor musunuz? Maraş ve Çorum katliamlarını… Bu iki yerde saldırı olmadan önce badana boyasıyla evlerin duvarlarına üç hilal çizmişler ve bir gün sonra linçli katliam gerçekleşmişti. Açılım dedikleri ana konunun aslında yerli yerine oturmadığını söyleyebiliriz. İşin özünde ise devletin sisteminde başka halkları içine sindirememe vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP hiçbir zaman gerçek açılımdan yana değildir. Bu ülkede İngilizce, Fransızca, Almanca sokakta konuşulabilir. Ama linç edilmezler. Çünkü onlar misafir perveriz diye övünürler. Kürtçe konuşanların gidiş hattı ise Hitlerin faşist Almanya’sı dönemine benzemektedir. Tabi bu ülkede Roman halkını da unutmamalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar bu ülkede yaşanırken, Kürt çocuklarının eylemlerde güvenlik güçlerine taş attıkları için tutuklanmaları, işkenceyle baş başa kalmaları ve ağır cezalar aldıklarını tedirginlik içinde izliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar o çocukları anlamak istemiyor! Kafalarında tek dil ve devlet olgusu hala devam ediyor. Onun için adalet mekanizması tek yanlı işlemeye devam ediyor. TMK mağduru çocuklar, taş attıkları gerekçesiyle yetişkinler gibi yargılanıp hapishanelerin acımasız koşullarıyla baş başa bırakılmaya devam ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt çocuklarının kaldığı cezaevlerinde 12 Eylül 1980 Askeri faşist darbesinin zindanlarını aratmayacak koşullarda kaldığını bilmeyenimiz yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adana M tipi Cezaevi’nde müdür ve gardiyanlar tarafından üzerlerine soğuk su dökülüp plastik borularla dövülme, yaraların üzerine tuz basma ve işkencelere maruz bırakılan 32 çocuk ve Diyarbakır'da açık görüşte aileleri tarafından yine cezaevi müdürü ve gardiyanlar tarafından hakaret ve dayağa maruz bırakılan 3 çocuktan söz edilirken, Niğde E Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan 17 yaşındaki M.Ö’nun babası İbrahim Ö, koğuşta bulunan diğer tutukluların dayak ve tehditle oğluna butün temizlik işlerini yaptırdıklarını duyurdu. Ceyhan M Tipi’de tutuklu bulunan 16 yaşındaki U.D’nin babası Nezir D ise, görüş sırasında oğlunun yüzünde darp izleri ve kafasında dikişler gördüğünü aktardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar için Adalet Çağrıcıları’nın tüm çabalarına, BDP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır'ın işkenceye maruz kalan çocuklarının durumunu Meclis gündemine taşımasına karşın, ne siyaset ne de yargı çocukların çığlığını duyuyor dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İHD suç duyurusunda bulunsa da yetkili makamların gereğini yapmadığını, ağırdan aldığı bilinen bir gerçektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde yaşanılan bu olay insani açıdan utanç vericidir. İnsanların dıştalanması, yok sayılması kabül edilemez. Bu çığlık Kürt çocuklarının çığlığıdır. Aynı zamanda biz devrimcilerin, aydınların çığlığı olmalıdır. Diğer çocuklar kendi dillerinde sosyal yaşamlarını, kültürlerini sürdürüyorsalar, Kürt çocukları da bu haktan yararlanmalıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt çocuklarına ağır cezalar verilirken, bu ülkenin kasasını soyanlar vatan, millet adına ortalıkta dolaşmaktadırlar. Mafya, devlet ve milletvekili üçgeninde dönen kirli alış verişte, yargı bu gibilere dokunmazken, Kürt çocuklarına dokuna bilmektedirler.&lt;br /&gt;Unutmayın ki, sizlerde bir zamanlar çocuktunuz. Görünen o ki, sizler çocuk sevgisinin ne demek olduğunu bilmiyorsunuz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk ister Kürt, Türk, Arap, Yahudi, Filistinli ya da diğer halklardan olsun fark etmez. Tüm çocuklar bizimdir. Çocuklarımızdan ellerinizi çekin, insanca yaşamak onlarında hakkıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;NEWROZ&lt;/strong&gt; HAFTALIK SİYASİ YORUM GAZETESİ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-2216325894057962232?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/2216325894057962232/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=2216325894057962232' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/2216325894057962232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/2216325894057962232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/bir-halkin-cocuklari.html' title='BİR HALKIN ÇOCUKLARI'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5iX62oUQKI/AAAAAAAAA7k/d4ofZRdR64Y/s72-c/duygulara+sahip+cikmak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-2121520172418975051</id><published>2010-03-09T02:18:00.002+01:00</published><updated>2010-03-09T02:20:29.038+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mülkiyetin gerekliligi ve gereksizligi - hasan sahingöz'/><title type='text'>Mülkiyetin gerekliliği ve gereksizliği</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5WiHfvxIvI/AAAAAAAAA7c/3sWwMCTyh7Y/s1600-h/ofkeveumut.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5446437574039118578" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 176px; CURSOR: hand; HEIGHT: 269px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5WiHfvxIvI/AAAAAAAAA7c/3sWwMCTyh7Y/s320/ofkeveumut.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hasan Şahingöz&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ct55 1Nolu F Tipi Cezaevi&lt;br /&gt;TEKİRDAĞ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği gibi, tüm canlılarda olduğu gibi insan türünde de yaşamın devamlılığı için, beslenmeye, barınmaya, tehlikelerden, doğal afetlerden korunmaya, bilgiye-eğitime, teşhis ve tedaviye, iletişime, uyumaya, dinlenmeye ihtiyaç vardır. Eğer insan, ihtiyaçlarını karşılayamaz, çevre şartlarına uyum sağlayamazsa yok olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok olup gitmemek için insan, ihtiyaçlarını karşılamak, ihtiyaçlarını karşılamanın gereğini yerine getirmek zorundadır. Zira insanlık tarihi, doğal ve kaçınılmaz olarak, bunun, yani ihtiyaçlarını karşılama çabasının, mücadelesinin tarihidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, ihtiyaçları karşılamak bir çabayı, bir mücadeleyi gerektirir. Çünkü doğanın kendiliğinden üretimi, insanın ihtiyaçlarını karşılayıp karşılayamadığı ile, doğal üretimin insanların ihtiyaçlarını karşılamaya yetip yetmemesi ile ilgilenmez, ilgilenmemiştir de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğanın doğal üretimi, insanların tamamının ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğinde, insan çevre şartlarına uyum sağlamayı başaramadığında, her zaman açlığın, kıtlığın, depremlerin, aşırı soğuk ve sıcakların, iklim değişikliklerinin elinde hep bir kırıma uğramıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maalesef, doğanın doğal üretimi, insanlığın ihtiyaçlarını yeter düzeyde karşılamaya da hiçbir zaman yetmemiştir. İnsanlık yüzbinlerce, hatta milyonlarca yıldan beri hep kıtlıklarla, yokluklarla karşı karşıya kalmış. Kıtlıkların, yoklukların üstesinden gelmek için de aklını ve olumlu fiziksel özelliklerini kullanarak, üretime, doğanın üretimini yönlendirmeye başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülkiyet, işte bu kıtlığın, yokluğun sonucunda bir gereklilik olarak ortaya çıkmıştır. İnsanlar, kendi yaşamlarını kurtarabilmek için, yaşam gereklerini birbirlerine karşı mülk edinmeye başlamışlar. (Kıtlık, yokluk, mülkiyeti/mülk edinmeyi doğurmuştur.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mülkiyet kıtlıktan, kıtlığın neden olduğu bir gereklilikten doğduğuna göre, mülkiyeti ortaya çıkaran şartlar/gerekler ortadan kalktığında, mülkiyetin, yaşam gereklerini mülk edinmenin de ortadan kalkması kaçınılmaz bir şeydir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, mülkiyeti, yaşam gereklerini insanların birbirlerine karşı mülk edinmesini ortaya çıkaran kıtlık, yokluk bugün ortadan kalkmış mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstatistiki bilgiler, veriler bu soruya olumlu bir cevap vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilim ve teknikteki gelişmeler üretimi öylesine bir seviyeye çıkarmıştır ki, artık, tüm dünya nüfusunun besin, yaşam ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabilecek bir seviyeye ulaşılmıştır. Bu nedenledir ki, en azından temel yaşam gereklerinde mülkiyet, deyim yerindeyse bir saçmalık halini almaya başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu saçmalık nedeniyledir ki, bugünkü dünya nüfusundan daha fazla bir nüfusu besleyebilecek bir besin üretimine ulaşılmış olmasına rağmen, 1 milyarı aşkın insan açlık çekmektedir. Her yıl 30 milyon insan açlıktan ölmektedir. 2 milyar insan, günümüzde bu sorunlar rahatlıkla çözülebilecekken, sağlık ve elektrik hizmetinden mahrum yaşamaktadır. Üçte ikisini kadınların oluşturduğu 1 milyar insan okuma yazma bilmemektedir. 6-11 yaş arasındaki 150 milyon çocuk okula gidememektedir. İnsanlığın yarısı, yoksulluk sınırı olarak belirlenen günlük 2 dolardan daha az bir gelirle yaşamaya çalışmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü dünyanın en zengin üç kişisi, en yoksul 48 ülkenin brüt iç hasılasından daha büyük bir servete sahiptir. Dolar milyarderi 358 kişinin serveti, 2.6 milyar insanın yıllık gelirinin toplamından daha fazladır. Yeryüzündeki zenginliğin yüzde 80’ini dünya nüfusunun sadece yüzde 20’si tüketmektedir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu nedenledir ki, üretim araçlarının mülk edinilmesi, gelir dağılımı ve zenginliğin adaletsiz paylaşımı ile bir sorunumuz var. İşte bu nedenledir ki, herkesin üretim araçlarının mülk edinilmesi, gelir dağılımı ve zenginliğin adaletsiz paylaşımı ile bir sorunu olmalıdır. Zira eğer insan iradesi kıtlık, yoksulluk sorununun üstesinden gelebilmeyi başarmışsa, elbette ki mülkiyetteki, gelir dağılımındaki, zenginliğin adaletsiz paylaşımındaki sorunun üstesinden gelmeyi de başarabilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-----------------&lt;br /&gt;Makaleyi ileten: Habib Taşkın&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:habibtaskin@gmail.com"&gt;habibtaskin@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;NEWROZ&lt;/strong&gt; GAZETESİ HAFTALIK SİYASİ YORUM GAZETESİ&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-2121520172418975051?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/2121520172418975051/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=2121520172418975051' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/2121520172418975051'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/2121520172418975051'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/mulkiyetin-gerekliligi-ve-gereksizligi.html' title='Mülkiyetin gerekliliği ve gereksizliği'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5WiHfvxIvI/AAAAAAAAA7c/3sWwMCTyh7Y/s72-c/ofkeveumut.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-7309787914526356967</id><published>2010-03-07T09:13:00.002+01:00</published><updated>2010-03-07T09:18:36.458+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sokaklari deniz daglari kekik kokan sehir izmir'/><title type='text'>Sokakları deniz  ,dağları kekik kokan  şehir : İzmir</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5NhE6E0O8I/AAAAAAAAA7U/uxKYpgTFslE/s1600-h/izmirli-yazarlar.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 213px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5445803111357889474" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5NhE6E0O8I/AAAAAAAAA7U/uxKYpgTFslE/s320/izmirli-yazarlar.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Atın gideceği bir ince yoldur&lt;br /&gt;Güvercin besler, gül satar yine sana bakarım!&lt;br /&gt;Gözlerin nergis diyemem&lt;br /&gt;Ortası yeşil&lt;br /&gt;Uzanıp yeşilinden öpüyorum.”&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Şair uzanıp yeşilinden öpmüş , ben mavisini öptüm ve iflah .! olmadım bir daha. Benim için düşler şehri , eminim bir çok kişinin de hayellerini süsleyen bir şehir İzmir. Aslında bir alışkanlık. Bir tutkudur İzmir’ de yaşamak .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığımız şehir bizde alışkanlık ve tutku yaratmış ise ; bu şehrin her semtini ,her sokağını adım adım dolaşmak gerekiyor elbette . lakin olanaklar kısıtlı olabilmekte ve her güzel şehrin sokağına adımımız düşmeyebilir. O vakit yazmak gerekiyor .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte “ uzanıp yeşilinden “ ya da mavisinden öpülecek , deniz ve kekik kokulu İzmir’in son 40 yılını 41 yazar yazıp anlatacak. Şimdiden çok heyecanlıyım kitapların arasından gevrek kokusu ve dumanı körfeze yayılan çayın kokusunu duyap, ? Pagos’dan smryrna yı seyredip 40 yıl önce 40 yıl sonra; işte .! yazılması gerekenleri ne güzelde yazmışlar diyebileceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir alsancak doğa kafede İzmir li 41 yazarın bir araya geldiği basın açıklaması metni ve fotoğraflar aşağıda paylaşılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu güzel buluşma için dost ve arkadaşlarımızı ve değerli yazarları kutluyoruz. , başarılar diliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;fatma ataseven&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; / özgür medya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:info@ozgurmedya.org"&gt;info@ozgurmedya.org&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ozgurmedya.org/"&gt;http://www.ozgurmedya.org/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İZMİRİM KİTAP DİZİSİ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BASIN AÇIKLAMASI&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TARİH:&lt;/strong&gt; 6 MART 2010, Cumartesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;SAAT:&lt;/strong&gt; 14.00&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;YER:&lt;/strong&gt; DOĞA KAFE, Kıbrıs Şehitleri Cad. İtalyan Kültür Yanı-Alsancak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İzmir’e nazar değmesin&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İzmirli 41 yazar İzmir’in son 40 yılını anlatıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesi kapsamında İstanbullu 40 yazar, İstanbul’un 40 semtini anlatan kitapları ile çok geniş okur kitlesinin beğenisini kazanmıştı. Heyamola Yayınları’nın gerçekleştirdiği bu proje, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti kapsamındaki 500 proje arasında yapılan değerlendirmede en iyi ilk 10 proje arasında yerini almıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündüz Vassaf, Atol Behramoğlu, Gülsüm Cengiz, Hıfzı Topuz, Eray Canberk, Doğan Hızlan, Nail Güreli gibi birçok ünlü yazarın yer aldığı “İstanbulum” kitapları ile Heyamola Yayınları, TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nın en çok ziyaret edilen ve medyanın en çok yer verdiği standı olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ballıkuyu’dan Alaybey’e İnciraltı’ndan Altındağ’a boydan boya İzmir’in son kırk yılı&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Çok sayıda ünlü yazarların yer aldığı &lt;strong&gt;“İzmirim”&lt;/strong&gt; kitapları dizisi projesi hayata geçiriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir doğumlu ve İzmir’de yaşayan 41 yazar ile birebir görüşen Heyamola yöneticileri, bu kadar çok değerli yazarı, ortak bir proje etrafında bir araya getirmekten büyük heyecan duyduklarını belirttiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyamola Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Ömer Asan,”Türkiye’de ilk kez böyle bir proje yapıldı. İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesi kapsamında İstanbullu yazarlarla yaptığımız çalışma büyük ilgi topladı. Yayınladığımız 40 kitapta yazarlarımızın toplam 6.400 sayfalık İstanbul’la ilgili kişisel tarihi ve tanıklıkları ortaya çıktı. Benzeri bir çalışmayı, en az İstanbul kadar değerli olan İzmir için yapmak bizim için çok önemliydi. Böylesi geniş yazar katılımlı bir projeyi İzmir’de gerçekleştirmekten mutluluk duyacağız”, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu projenin, İzmir’in son 40 yılının edebiyatçı gözüyle değerlendirildiği yine bir kişisel tarih ve edebiyat çalışması olacağını belirten Asan, “ilk kez yapılan bu kolektif çalışmanın kente edebiyat alanında ve tanıtımında büyük zenginlik katacağını düşünüyoruz” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Niçin tarihçiler değil de edebiyatçılar anlatacak İzmir’i?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Açıklamasında “Bir kentin tarihini, coğrafyasını, toplumsal hayatını, geçirdiği değişimleri, insan tiplerini, atmosferini, doğal güzelliklerini, unutulan değerlerini, yeme içme kültürünü, gecesini gündüzünü, yazını kışını, folklorunu, eğlence hayatını, daha bin türlü özelliğini, herkesin kendince görür.”sözlerine yer veren Ö. Asan; “Bir tarihçi, bir coğrafyacı, bir toplumbilimci, bir turizmci, bir asker, bir eğitimci, bir halkbilimci daha çok kendi bilgi alanıyla sınırlı bir bakışla yaklaşır bütün bunlara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir edebiyatçının bakışı ise çok yönlülük taşır. Edebiyatçı çevresine gönül gözüyle de bakar. Kendini değişik insanların yerine koyar, onların yüreğiyle de hissetmeye çalışır, öylece yazar… “dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yazarlar geçidi&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Aralarında öykü ve roman yazarları, şairler, gazeteci yazarlar, tiyatro yazarları ile arkeolog ve tarihçi akademisyenlerin yer aldığı projenin İzmir’deki yayın koordinatörü Fergül Yücel : “Yazarlarımız farklı uzmanlık alanlarıyla İzmir’in sosyal yapısının, semtlerinin, kültürünün çok güzel bir gökkuşağını oluşturdular.”dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hemşerilik değil, kardeşlik projesi!&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Proje koordinatörü Fergül Yücel, yaptığı açıklamada; ”Günümüzde gittikçe artan hemşerilik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kutuplaşmasına karşı, Kent sokaklarında, mahallelerde kendi kabuğuna çekilmiş, ötekine kapısını kapatan evler yerine, kardeşçe komşusunu tanımaya çalışan bir kent özlemini dile getiriyoruz.” İzmirim” kitap dizisi projesiyle, yazarların anlattığı semtlerin edebi bir İzmir panoramasını oluşturacağız.” dedi. Fergül Yücel ” Bütün bunları ve bu konuda daha önce yazılmış örnekleri de düşünerek edebiyatçıların gözüyle İzmir semtlerinin anlatılması konusu üzerinde yoğunlaştık. Bu noktadan hareketle özgün bir dizi oluşturmayı öngördük. Böylece, edebiyatçılarıyla ya da yazarlarıyla anılan semtler kervanına yeni adlar eklemenin hem İzmir’e ve hem de edebiyat dünyamıza zenginlik getireceğini umuyoruz." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“İZMİRİM”&lt;/strong&gt; Kitap Dizisi kapsamında, hazırlanacak 41 adetlik kitap seti, 2011 İzmir kitap fuarında okurlarıyla buluşacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“İZMİRİM”&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;Yazarları ve Semtleri&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1-Adnan TURGUT …………. EŞREFPAŞA&lt;br /&gt;2-Alex BALTAZİ ………….. .. ALSANCAK(1482 sok.)&lt;br /&gt;3-Ali Ekber YILDIRIM …………….BALÇOVA&lt;br /&gt;4-Avram VENTURA ………………. KARATAŞ&lt;br /&gt;5-Bekir YURDAKUL…………………. HATAY (Nokta)&lt;br /&gt;6-Bilge UMAR ………………….. NARLIDERE&lt;br /&gt;7-Birsen FERAHLI …………………. KÖPRÜ&lt;br /&gt;8-Efdal SEVİNÇLİ ……………… ŞEMİKLER&lt;br /&gt;9-Emel KAYIN ……. …………… İNCİRALTI&lt;br /&gt;10-Elvan FEYZİOĞLU …………………BORNOVA&lt;br /&gt;11-Fergül YÜCEL …………………. ……ALTINDAĞ&lt;br /&gt;12-Ferda İzbudak AKINCI………………… BUCA&lt;br /&gt;13-Halim YAZICI …………………. KÖRFEZ VAPURLARI&lt;br /&gt;14-Haluk IŞIK ……………..………… MERSİNLİ (Çınarlı)&lt;br /&gt;15-Hidayet KARAKUŞ……………….. KEMERALTI&lt;br /&gt;16-İlhan PINAR ……………………. KİREÇLİKAYA&lt;br /&gt;17-Levent METE …………………..ÜÇKUYULAR(N.Sahilevleri)&lt;br /&gt;18-Lütfü DAĞTAŞ ………………….. ÇİĞLİ&lt;br /&gt;19-Mehmet ATİLLA…………………….. KARABAĞLAR&lt;br /&gt;20-M. Şakir ÖRS ……………………. ALAYBEY&lt;br /&gt;21-Murat ŞAHİN …………………….. GÜLTEPE&lt;br /&gt;22-Namık KUYUMCU …………………..ALSANCAK&lt;br /&gt;23-Nedim ATİLLA ……………………..GAZİEMİR&lt;br /&gt;24-Okan YÜKSEL …………………… KAHRAMANLAR&lt;br /&gt;25-Oktay GÖKDEMİR …………………. BUCA&lt;br /&gt;26-Orhan BEŞİKÇİ ………………….. BASMANE&lt;br /&gt;27-Raşel Rakella ASAL ………………… ALSANCAK( Gül Sokak)&lt;br /&gt;28-Sancar MARUFLU …………………. BOSTANLI&lt;br /&gt;29-Semih ÇELENK ………………………..ŞİRİNYER&lt;br /&gt;30-Şadan GÖKOVALI ………………….. KADİFEKALE&lt;br /&gt;31-Şükran YÜCEL ……………………… KARANTİNA&lt;br /&gt;32-Şükrü TÜL ……………………… TEPEKULE&lt;br /&gt;33-Ümit OTAN ………………………… KONAK ( Balıkhali)&lt;br /&gt;34-Veysel ÇOLAK ………………………HALKAPINAR( Meles)&lt;br /&gt;35-Yaşar AKSOY ……………………… KARŞIYAKA(Soğukkuyu,Bahariye)&lt;br /&gt;36-Yaşar ÜRÜK ……………………….GÖZTEPE-GÜZELYALI&lt;br /&gt;37-İhsan BAYRAM …………………… DEĞİRMENDAĞI&lt;br /&gt;38-Hakan Kazım TAŞKIRAN ……………… BAYRAKLI&lt;br /&gt;39- Hülya SOYŞEKERCİ …………………… BORNOVA&lt;br /&gt;40-Gönül İLHAN………………………………. EGE MAHALLESİ&lt;br /&gt;41- Duygu YAYMAN ÖZSÜPHANDAĞ… TİLKİLİK DÖNERTAŞ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İletişim:&lt;br /&gt;İZMİR:&lt;/strong&gt; Fergül Yücel, 0533 965 90 03&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İSTANBUL&lt;/strong&gt;: Ömer Asan, 0533 240 12 04&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-7309787914526356967?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/7309787914526356967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=7309787914526356967' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/7309787914526356967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/7309787914526356967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/sokaklar-deniz-daglar-kekik-kokan-sehir.html' title='Sokakları deniz  ,dağları kekik kokan  şehir : İzmir'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5NhE6E0O8I/AAAAAAAAA7U/uxKYpgTFslE/s72-c/izmirli-yazarlar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-1793070651444734327</id><published>2010-03-07T00:14:00.002+01:00</published><updated>2010-03-07T00:19:10.912+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='8 mart - salim turgut'/><title type='text'>8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5Lir_vCDMI/AAAAAAAAA7M/h6pMLWpFejU/s1600-h/s_turgut.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5445664144915303618" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 96px; CURSOR: hand; HEIGHT: 96px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5Lir_vCDMI/AAAAAAAAA7M/h6pMLWpFejU/s320/s_turgut.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Salim Turgut&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="mailto:turgutsalim@hotmail.com"&gt;turgutsalim@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bugün 8 Mart. Yani ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’. Bundan tam bir buçuk asır (8 Mart 1857) yıl önce Newyork’lu 40 bin dokuma emekçisinin insanca çalışma istemiyle başlattıkları grevde, polis saldırısı ile birlikte çıkan yangında çoğu kadın toplam 129 emekçi hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kapitalizmin azgın saldırısının en somut ifadelerinden biri olan bu olay, yıllar sonra dünya sosyalist hareketin merkezi örgütlenmesi olan II. Enternasyonalin 1910’da Kopenhag toplantısında gündeme geldi. Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin üst düzey yöneticilerinden ve ‘Kadın Sorunu’ konusunda uzman olan Clara Zetkin’in önerisi ile II. Enternasyonal, 8 Mart 1857’de öldürülen kadın emekçilerin anısını yaşatmak için, katliamın yapıldığı 8 Mart’ı ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ olarak kutlamaya karar verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tarihten sonra 8 Mart ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ olarak tüm dünyada kutlanmaya başlandı. Tabii bu günün, emekçi kadınların günü olarak kutlanmasında II. Enternasyonal’in kararının yanı sıra ünlü kadın devrimciler Aleksandra Kollantay, Clara Zetkin ve Rosa Lüksemburg’un verdikleri mücadeleleri de burada saygıyla anmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emekçilerin hak arama mücadelesinde bedel ödedikleri günün anısının yaşatılması için her yıl düzenledikleri bu etkinlik zaman içinde kapitalizm tarafından keşfedildi. Birleşmiş Milletler örgütü 1977 yılına kadar ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ olarak kutlanan 8 Mart’ı ‘Dünya Kadınlar Günü’ olarak kutlamaya karar verdi. BM’nin bu kararını günün anlam ve içeriğini boşaltmaya yönelik bir karar olarak görmek gerekiyor. Çünkü, 1910 yılından beri 8 Mart ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ olarak kutlanırken, BM’nin bu kararından sonra kadınları ikiye bölündü. Günün gerçek sahipleri olan emekçi kadınlar, 8 Mart’ı özgürleşmenin ve sömürüye başkaldırının miladı görüp ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ olarak kutlarken, kapitalistler ise tüketim toplumunun tüm nimetlerini pazara sürerek, 8 Mart’ın eş ya da sevgililer tarafından özel hediyelere boğulduğu, bir günlüğüne kadının özelleştiği ve güzelleştiği ‘Dünya Kadınlar Günü’nü kutlamaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kararın etkisi tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok kısa süre sonra görülmeye başlandı. Sistem, bu anlayışları geliştirici, önünü açıcı ortamlar hazırladı. Özellikle, 12 Eylül 1980 darbesi ile birlikte sistemle bütünleşmiş, sistemin bekası için mücadele eden ‘kadın örgütleri’ hızla gelişti. Bu süreç, emekçi kadınların sınıfsal mücadeleden ayrı tutulamayacak olan özgürlük mücadelesinin içeriğini boşaltıp, ‘erkeğe karşı mücadele’ye dönüştürmeye başladı. Bu hareketler, 12 Eylül’ün solda yarattığı fiziksel kırılmayı, ideolojik kırılma haline dönüştürebilmek için bilerek ya da bilmeyerek önemli katkılar sağladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geldiğimiz şu aşamada kavramları yerli yerine oturtmanın zamanı gelmiştir. Her günün anlamı ve önemi tarihinden gelmektedir. 1857 yılında Newyorklu kadın işçilerinin hak arama mücadelesindeki bedel ödedikleri tarih olan 8 Mart, tarihinden gelen mücadele ve hak arama günü olarak kutlanmaya devam etmelidir. Yani 8 Mart ‘Dünya Kadınlar Günü’ değil, ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’dür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!..&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;----------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Not:Aleksandra Kollantay : Bolşevik Parti Merkez Komite üyesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Clara Zetkin : Alman Soysal Demokrasi Partisi önderlerinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rosa Lüksemburg : Polanya asıllı Rosa Luksemburg Alman Komünist Partisi’nin de kurucularındandır. I.Dünya savaşına karşı çıktığı ve Alman Emperyalist savaşına karşı iç savaşı savunduğu için Almanlarca öldürülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-1793070651444734327?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/1793070651444734327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=1793070651444734327' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/1793070651444734327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/1793070651444734327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/8-mart-dunya-emekci-kadnlar-gunu.html' title='8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5Lir_vCDMI/AAAAAAAAA7M/h6pMLWpFejU/s72-c/s_turgut.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-4480892800437194558</id><published>2010-03-07T00:09:00.002+01:00</published><updated>2010-03-07T00:10:34.760+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='analar dertlidir - fezali'/><title type='text'>ANALAR DERTLİDİR</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5LgyteXxKI/AAAAAAAAA7E/J0XvsFaYDiw/s1600-h/berceneklihaci.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5445662061249414306" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 157px; CURSOR: hand; HEIGHT: 203px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5LgyteXxKI/AAAAAAAAA7E/J0XvsFaYDiw/s320/berceneklihaci.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cirik Haci / &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Fezali&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="mailto:Cirik.Haci@gmx.de"&gt;Cirik.Haci@gmx.de&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Analar dertlidir Anadolu’da&lt;br /&gt;Yarası sızılar yıllar ezeli&lt;br /&gt;Sevgiye hasrettir sağı / solu da&lt;br /&gt;Kitabında kader kısmet yazalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevdası ezilir töresi baskı&lt;br /&gt;Kimine sunulur sefalı köşkü&lt;br /&gt;Yaşamadan yıkılır daha aşkı&lt;br /&gt;Bir kurşuna kurban olur güzeli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessizlik ruyası geceler zindan&lt;br /&gt;Başları belalı kurtulmaz kandan&lt;br /&gt;Çarşaftı, eşaftı bıkmışlar candan&lt;br /&gt;İnanç ile zulüm oyun bozalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gizlidir sevgisi yavrusun özler&lt;br /&gt;Umudu yıkılmış içinden sızlar&lt;br /&gt;Başında ateşi erimez buzlar&lt;br /&gt;Yıkılır hayatı masum kızları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fezalim&lt;/strong&gt; der hacim halklar uyansın&lt;br /&gt;Birlikte zülm kapısına dayansın&lt;br /&gt;Eşit paylaşım olsun halklar görsün&lt;br /&gt;Güneş görsün ana bacı yüzleri &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-4480892800437194558?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/4480892800437194558/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=4480892800437194558' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/4480892800437194558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/4480892800437194558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/analar-dertlidir.html' title='ANALAR DERTLİDİR'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5LgyteXxKI/AAAAAAAAA7E/J0XvsFaYDiw/s72-c/berceneklihaci.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-3772711256248905383</id><published>2010-03-06T05:06:00.002+01:00</published><updated>2010-03-06T05:09:59.547+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='duyuru'/><title type='text'>BASINA  VE  KAMUOYUNA</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5HVjDJl2AI/AAAAAAAAA68/F91QIM15rZI/s1600-h/ofkeveumut.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5445368222585313282" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 176px; CURSOR: hand; HEIGHT: 269px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5HVjDJl2AI/AAAAAAAAA68/F91QIM15rZI/s320/ofkeveumut.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sigortasız – güvencesiz çalışmaya karşı &lt;span style="font-size:130%;"&gt;06 Mart 2010&lt;/span&gt; tarihinde, &lt;span style="font-size:130%;"&gt;saat 12:30’da&lt;/span&gt; İzmir, Konak-Kemeraltı girişinde basın açıklaması yapıldıktan sonra &lt;span style="font-size:130%;"&gt;imza kampanyası&lt;/span&gt; başlatılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Basına ve Kamuoyuna duyurulur.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;KUNDURA İŞÇİLERİ DERNEĞİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DERİ İŞÇİLERİ DERNEĞİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İŞÇİ HAKLARI DERNEĞİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZGÜR YAŞAM EĞİTİM VE DAYANIŞMA KOOPERATİFİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ORTAK YAŞAM ESKO ÇEVRE KÜLTÜR VE İŞLETME KOOPERATİFİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LİMONTEPE KONDULARDA YAŞAM TÜKETİM KOOPERATİFİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EGE 78’LİLER DERNEĞİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AFRİKALILAR DERNEĞİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hakan Çalışkan&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:ortakajans@ortakyasam.com"&gt;ortakajans@ortakyasam.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Habip Taşkın&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:habibtaskin@gmail.com"&gt;habibtaskin@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-3772711256248905383?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/3772711256248905383/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=3772711256248905383' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/3772711256248905383'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/3772711256248905383'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/basina-ve-kamuoyuna.html' title='BASINA  VE  KAMUOYUNA'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5HVjDJl2AI/AAAAAAAAA68/F91QIM15rZI/s72-c/ofkeveumut.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-610917164308358963</id><published>2010-03-05T09:02:00.001+01:00</published><updated>2010-03-05T09:04:40.963+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='issizlik bizim hakkimiz degildir - huseyin habip taskin'/><title type='text'>İŞSİZLİK BİZİM HAKKIMIZ DEĞİLDİR</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5C66ShsueI/AAAAAAAAA60/qVlUtki7XXk/s1600-h/issizlik-rekoru.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 227px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5445057460059290082" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5C66ShsueI/AAAAAAAAA60/qVlUtki7XXk/s320/issizlik-rekoru.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hüseyin Habip Taşkın&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="mailto:habibtaskin@gmail.com"&gt;habibtaskin@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşsizlik insanları düşündüren bir sorundur. İnsan psikolojisini ve insanların arasındaki ilişkileri sarsar. Bunalıma düşen birey farklı yöne sapar. Ülkemizde intiharlar da artış olduğunu yetkili makamlar açıklarken, en büyük neden olarak da, işsizlik gösterilmektedir. Adli olaylarda büyük artışın olduğunu da yine yetkili makamlar söylemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar göz ardı edilerek, yetkili ağızlar laflarını süsleyerek, allayarak, pullayarak insanlara “her işin güzel gittiğini” çekinmeden söyleye bilmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ekim-Kasım-Aralık 2009 aylarını kapsayan Hane Halkı İşgücü Araştırması sonuçlarını açıkladı. Araştırmaya göre, Türkiye genelinde işsiz sayısı Kasım 2009’da geçen yılın aynı dönemine göre 233 bin kişi artış göstererek 3 milyon 270 bin kişiye yükselmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş ve İşçi Bulma Kurumu’na iş aramak için müracaat eden belirli bir sayı vardır. Bu sayı resmi bir sayıdır. Ayrıca özel işyerlerine müracaat eden belirli bir sayı vardır. Kunduracıları, deri işçilerini, tekstil çalışanlarını ve sezonluk kayıt dışı işlerde çalışanları unutmamamız gerektiği için, buralarda da küçümsenmeyecek oranda işsiz sayısı vardır. Onun içindir ki, yığınların yüzleri gülmüyor, karınları doymuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de tarım dışı işsizlik oranı geçen yılın aynı dönemine göre 0,7 puanlık artışla yüzde 16,2 seviyesinde gerçekleşti. Bu oran erkeklerde geçen yılın aynı dönemine göre 0,7 puanlık artışla yüzde 14,9, kadınlarda ise 0,5 puanlık artışla yüzde 20,8 oldu. Bu dönemdeki işsizlerin yüzde 71,2’si’ni erkek nüfus oluşturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşsizlerin yüzde 28’ini çalıştığı iş geçici olup işi sona erenler, yüzde 20,9’unu işten çıkarılanlar, yüzde 16,3’ünü kendi isteğiyle işten ayrılanlar, yüzde 8,2’sini işyerini kapatanlar veya iflas edenler, yüzde 7,1’ini ev işleriyle meşgul olanlar, yüzde 9,9’unu öğrenimine devam eden veya yeni mezun olanlar, yüzde 9,6’sını ise diğer nedenler oluşturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaptığı işten ötürü herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı olmadan çalışanların oranı, önceki yılın aynı dönemine göre 0,6 puanlık artışla yüzde 43,9 olarak gerçekleşti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009 yılı Kasım döneminde, Türkiye genelinde işgücüne katılma oranı, geçen yılın aynı dönemine göre 1,1 puanlık artışla yüzde 48,1 olarak gerçekleşti. Erkeklerde işgücüne katılma oranı geçen yılın aynı dönemine göre 0,3 puanlık artışla yüzde 70,6, kadınlarda ise 1,9 puanlık artışla yüzde 26,4 oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasımda iş aramayıp çalışmaya hazır olanların sayısı 18 bin kişi artarak 1 milyon 951 bin kişi oldu. Bu dönemde iş bulma ümidi olmayanların sayısı 693 bin kişi oldu. İşgücü dışında olanların yüzde 47,6’sı daha önce bir işte çalıştığı belirlendi. ANKA Kasım döneminde genç nüfusta işsizlik oranı geçen yılın aynı dönemine göre 0,4 puanlık bir artışla yüzde 24,4’e yükseldi. Genç işsizlik oranı kentte yüzde 25,4’ten 26,3’e çıkarken, kırda yüzde 20,9’dan 20,2’ye geriledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni sömürge ve feodal yapılı sistemlerde işsizlik oranı fazladır. Sistem kendi insanını işsiz bırakır. Her iş sermayenin çıkarları için donatıldığı için, işsizlik denilen olay varlığını alanın her yerinde göstermektedir. Birçok semtte, ilçede işçi kahveleri vardır. Bazı yerde sokağın bir köşesi mesken tutulmuş ve inşaata gitmek için bekleyen işsizler vardır. Sezonluk fabrika işçileri vardır. Onların birçoğu da sigortasız çalıştırılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşsizlik kangren halinde yükselmeye devam ederken, bunu yoksul kesimin artışı olarak ta değerlendirebiliriz. Hiçbirimizin garantisinin olduğunu söyleyemeyiz. Geçmişteki kazanılmış haklar AKP iktidarı tarafından bir bir alınmaya devam ederken, alanlarda seslerini duyurmaya çalışanların sayıca az olduklarını görmekteyiz. Bunun içindir ki, AKP iktidarı pervasız uygulamalarını sürdürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayı sadece AKP olarak görmemeliyiz. Düzen partilerinin tamamı, sermayenin sömürü ve yoksulluk politikalarını hayata geçirmişlerdir, geçiriyorlar. Özünde hiçbiri halkın partisi olamamıştır. Ama sermayenin elinde bulunan mevcut aygıtlar sayesinde halkı uyutmanın propagandasını yapmaya devam ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşsizlik kader olmadığına göre, bizlere düşen görev, işsizliğe, yoksulluğa karşı her alanda örgütlenmektir. İşin özüne bakarsak, üzerimizden ölü toprağı atmalıyız, bizler emekçi olduğumuzun, insan olduğumuzun bilinciyle yolumuza devam etmeliyiz. Gelecek aydınlık yarınlar diyorsak, işsizliğe ve sömürüye karşı birlikte adım atmalıyız. Yoksa elimizden haklar alınmaya devam edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;NEWROZ&lt;/strong&gt; HAFTALIK SİYASİ YORUM GAZETESİ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-610917164308358963?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/610917164308358963/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=610917164308358963' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/610917164308358963'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/610917164308358963'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/issizlik-bizim-hakkimiz-degildir.html' title='İŞSİZLİK BİZİM HAKKIMIZ DEĞİLDİR'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5C66ShsueI/AAAAAAAAA60/qVlUtki7XXk/s72-c/issizlik-rekoru.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-2561318354330988932</id><published>2010-03-04T20:31:00.002+01:00</published><updated>2010-03-04T20:35:40.846+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadin gibi kadin - kadir baziki'/><title type='text'>‘Kadın Gibi Kadın’ olmayı anlatan oyun</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5ALAEuRymI/AAAAAAAAA6s/8sMOJ4CN0SY/s1600-h/afis.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 212px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444864045386680930" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5ALAEuRymI/AAAAAAAAA6s/8sMOJ4CN0SY/s320/afis.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;8 Mart etkinlikleri&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Kadir Baziki’nin haberi: ‘Kadın Gibi Kadın’ olmayı anlatan oyun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Şair-Yazar &lt;strong&gt;Adil Okay&lt;/strong&gt;’ın yazdığı &lt;strong&gt;Burcu Yılmaz&lt;/strong&gt;’ın yönettiği &lt;strong&gt;‘Kadın Gibi Kadın-Haykırış’&lt;/strong&gt; oyunu, cinsiyet ayrımcılığı konusunda yalnızca erkeklerin değil aynı şekilde kadınların da kendilerini sorgulamaları gerektiğini dile getiriyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akdeniz Belediyesi Konferans Salonu’nda ilk gösterimini yapan ‘Kadın Gibi Kadın-Haykırış’ tiyatro oyunu demokrasi ve devrim, kadın ve insan hakları ile özgürlük mücadelesinde yitirilen, töre ve namus katliamlarına kurban verilen onlarca kadının hikâyesine yeniden ışık tutuyor. Oyundaki tüm olay ve karakterleri gerçek hayattan alan Okay, yazdığı oyunla gerçeklerden yola çıkarak yorum yapmaya ve olayları yeniden sorgulamaya çalıştığını kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınların yaşadığı sorunların Türkiye ve dünyanın en önemli sorunlarından olduğunu kaydeden Okay, bu sorunun kalıcılığından dolayı artık kanıksandığını belirtiyor. Eleştiri oklarını kadınlara da yönelten Okay, “Kadınlar, yaşadıkları sorunları, ‘kadınlık halleri’ diyerek çocukluğundan itibaren kanıksıyorlar” diyor. Yazar, oyunu seyreden kadın ve erkeklerin birer soru işareti edinmeleri için çabaladığını belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunda Ayşenur Şimşek, Behice Boran, Berna Saygılı Ünsal, Canan Kulaksız, Didar Şensoy, Güldünya Tören gibi bir çok kadının hikayesini yeniden anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyuna verdiği ‘Kadın Gibi Kadın-Haykırış’ isimle ‘Adam gibi adam’ deyişine ve bu deyişin arka planında yatan erkek egemen dilin dünyasına itiraz eden Adil Okay, bu dünyanın yargılanmasına oyunun adıyla başlamak ve oyun içerisinde izleyiciye, başka bir dünyanın, başka bir dilin, başka bir ilişkiler ağının mümkün olabileceğini göstermek istediğini ifade etti. Oyuna yeni karakterler eklenebileceğini, eklenmesi için önerilerde bulunabileceğini belirten Okay, “Doğaldır ki dünyada erkek egemenliğine, zorba iktidarlara karşı savaşmış, bu uğurda bedel ödemiş, hayatını kaybetmiş sayılamayacak kadar çok kadın kahraman vardır. Kimi törelere karşı geldiği için, kimi cinsel seçimi nedeniyle, kimi de sınıfsız, sınırsız bir dünya mücadelesinde, özgürlük ve eşitlik kavgasında katledilmiştir. Hepsini saygıyla anıyorum” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın sorunu üzerine yazdığı şiir ve makaleleri ‘Valizine Karısına Hazırlatan Erkek Faşist Sayılır mı?’ kitabıyla yayınlayan Okay, tiyatro oyununda da yeni soru işaretleri için çabalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Politik bir tiyatro olarak tasarlanarak derlenen oyunda Burcu Yılmaz, Fatma Yaldızoğlu, Mehtap Yanık, Esra Yılmaz, Miray Zöhre ve Zeynep Tutuk rol aldı. 3’ü öğretmen, 1’işsiz diğeri öğrenci oyuncuların rol aldığı oyun, bazılarının ilk ciddi sahne deneyimi olmasına rağmen çoğunluğu kadın izleyicilerden büyük alkış aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinlikleri kapsamında ilk olarak Mersin’de Güney sanat Topluluğu’nca sahnelenen oyun, 7 Mart tarihinde de Adana’da iki seans halinde Kaktüs Sanat Merkezi’nde izleyiciyle karşısına çıkacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(EVRENSEL)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Haber:&lt;/strong&gt; Kadir Baziki&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fotoğraflar:&lt;/strong&gt; Zahir Ecer&lt;br /&gt;--------------------&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.adilokay.com/"&gt;http://www.adilokay.com/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-2561318354330988932?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/2561318354330988932/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=2561318354330988932' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/2561318354330988932'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/2561318354330988932'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/kadn-gibi-kadn-olmay-anlatan-oyun.html' title='‘Kadın Gibi Kadın’ olmayı anlatan oyun'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S5ALAEuRymI/AAAAAAAAA6s/8sMOJ4CN0SY/s72-c/afis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-6196893329889912439</id><published>2010-03-04T07:13:00.001+01:00</published><updated>2010-03-04T07:15:25.480+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilyas aydin a devrimci onuru iade edilmelidir - gün zileli'/><title type='text'>İlyas Aydın'a Devrimci Onuru İade Edilmelidir...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S49Pxi2R8iI/AAAAAAAAA6k/RTs6VLsOeUs/s1600-h/g%C3%BCnzileli.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 88px; FLOAT: left; HEIGHT: 122px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444658187100877346" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S49Pxi2R8iI/AAAAAAAAA6k/RTs6VLsOeUs/s320/g%C3%BCnzileli.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gün Zileli&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="mailto:zileligun@hotmail.com"&gt;zileligun@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mao zedung'un, “insanların başı pırasa başı değildir, kestiğiniz zaman yeniden yetişmez” dediği söylenir. Maocu olduğum dönemden bildiğim birçok sözünü unuttuğum halde, unutmadığım sayılı sözlerinden biridir Mao'nun bu sözü. Buna rağmen, kendi iktidarı döneminde, Stalin dönemiyle kıyaslanamasa bile, epeyce insan başı gittiği bilinmektedir. Mao'nun bu sözü, daha fazla kelle götürmeye meraklı olanları frenlemek için söylediği düşünülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kruşçev'i beğenirsiniz, beğenmezsiniz, seversiniz, sevmezsiniz, aynı bir mevzudur ama sanırım Çin Komünist Partisi'sinden kaynaklanarak Maocuların ona “revizyonist“ yaftası takmasının bir yafta olmaktan öteye bir anlamı yoktur. Kruşçev bence, döneminin Sovyet bürokrasisinin bir temsilcisiydi ve revizyonizmle falan bir ilgisi yoktu. Yani “teoriyi tekrar gözden geçirmeliyiz” falan dememişti, keşke deseydi, keşke böyle bir cesarete sahip olsaydı. Ne gezer. O, Rusya'da hasbelkader kurulmuş ve yürümekte olan rejimi, fazla sarsıntıya uğratmadan, koşullara göre yürütmeye çalışan bir devlet adamıydı, hepsi bu. Bununla birlikte, Stalin'in ölümünden sonra, çok kısıtlı ölçülerde de olsa Stalin'in suçlarının bir kısmını açıklaması ve Stalin kurbanlarından az bir kısmını rehabilite etmesi pandoranın kutusunun açılmasına hizmet etmesi bakımından hayırlı olmuştur. Kruşçev bu kadarını yapmaya cesaret etmiştir de, Kruşçev hakkında atıp tutan Türkiye solunun ne kadar devrimci cesareti vardır acaba? Sol örgütlerin örgüt içi infazlarında nahak yere hayatını kaybetmiş olanlar hakkında kim sesini yükseltebiliyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kurbanlardan ilk hatırladığım, Adil Ovalıoğlu'dur. Aydınlık hareketi içindeki küçük bir fraksiyonun iç hesaplaşmasında öldürüldü. Adil'i tanırdım. Esaslı bir militandı. 16 Haziran gecesi, İşçi-Köylü gazetesine işçi direnişi hakkındaki yazıyı, onunla ve daha sonra Yükseliş'te faşistler tarafından vurularak öldürülecek kardeşi Sami Ovalıoğlu'yla birlikte, Üsküdar taraflarındaki babalarının evinde birlikte yazmıştık. Adil Ovalıoğlu, daha öldürüldüğü anda tüm devrimciler tarafından aklanmış bir devrimciydi. Zaten onu öldürenler de, Adil'in “ajan” falan olduğunu iddia etmiş değillerdir. Bu yüzden bugün Adil konusunda netleşmemizi gerektiren bir durum yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama, Adil'den sonraki kurban İlyas Aydın öyle mi ya? Yüzbaşı İlyas Aydın, THKP-C örgütünün o zamanki genç subay kadrosunda önemli görevler yerine getirmiş bir devrimciydi. Tutuklanmaların yaygınlaşmasından sonra, hakkında isnatsız söylentiler yayıldı örgüt çevrelerinde: “Mit ajanı” Böylesi bir söylenti bir kere çıkmaya görsün bir insan hakkında, artık peşini bırakmaz. İlyas Aydın'ın da peşini bırakmadı. Umarsız ve yaralı kendini zor bela attığı Filistin kamplarında geldi onu buldu. Oradaki bir takım solcular İlyas Aydın'ı tutuklayıp işkence eşliğinde sorguladılr. İşkence altında aldıkları ifadelere dayanarak infaz ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlyas Aydın olayı bugün hâlâ tartışılmaktadır, özellikle o günleri yaşayan solcu ve devrimciler arasında. Ben bugüne kadar İlyas'ın “ajanlığı” konusunda sağlam deliller getiren tek kişiye rastlamadım. Bırakın sağlam deliller getirmeyi, konuştuğum aşağı yukarı herkes, İlyas'ın “ajan” olduğuna inanmadığı hakkındaki vicdani kanaatini belirtmiştir. Buna, İlyas'la o dönemde çok yakın ilişki içinde bulunmuş, İlyas'ın tuttuğu örgüt evlerinde kalmış olanlar da dahildir. Ben doğrudan kendisiyle konuşmadım ama İlyas'ı örgüte alan Orhan Savaşçı'nın da, İlyas'ın ajan olmadığı konusunda son derece net olduğunu biliyorum. Kaldı ki, kendisi hakkındaki söylentilerden haberi olduğu halde Filistin'deki yoldaşlarına ulaşmaktan başka bir düşüncesi olmayan İlyas Aydın eğer gerçekten ajan olsaydı, bugün toprağın altında değil, Mahir Kaynaklar ve diğerleri gibi baş köşelerde “uzman” görüşlerini serd eden birisi olarak yaşamını idame ettirebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki o zaman bu susuş kumkuması ne? Örgütlere bir şey demiyorum, onlar konuşmazlar, konuşmak işlerine gelmez, çünkü epeycesinin örgüt içi infaz suçu vardır. Peki ama ya bizim kuşak. Bizler neden susuyoruz? Hem de Kruşçev'e o zamanlar hiç tereddütsüz “revizyonist” demiş, onu beğenmemiş olan bizler. Kruşçev ykadar cesaretimiz yokmuş demek. Üstelik, Kruşçev, Stalin'in cinayetlerini kısmen de olsa 20 yıl sonra açıklamıştı. İlyas Aydın olayının üzerinden nerdeyse 40 yıl geçmiş bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlyas Aydın dürüst bir devrimcidir. Rehabilete edilmeli, hak ettiği devrimci onur 40 yıl sonra da olsa kendisine iade edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir başlangıç olsun! &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-6196893329889912439?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/6196893329889912439/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=6196893329889912439' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/6196893329889912439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/6196893329889912439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/ilyas-aydna-devrimci-onuru-iade.html' title='İlyas Aydın&apos;a Devrimci Onuru İade Edilmelidir...'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S49Pxi2R8iI/AAAAAAAAA6k/RTs6VLsOeUs/s72-c/g%C3%BCnzileli.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-4840866511549133458</id><published>2010-03-03T04:50:00.001+01:00</published><updated>2010-03-03T04:53:02.462+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='munzur un cigligi - fezali'/><title type='text'>MUNZURUN ÇIĞLIĞI</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S43ctq9txYI/AAAAAAAAA6c/n7FwvzcYEUw/s1600-h/ortakca.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444250201746163074" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 262px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S43ctq9txYI/AAAAAAAAA6c/n7FwvzcYEUw/s320/ortakca.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div align="center"&gt;Cirik Haci / &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Fezali&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="mailto:Cirik.Haci@gmx.de"&gt;Cirik.Haci@gmx.de&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Delik deşik oldu sarpkaya taşı&lt;br /&gt;Munzur’un çığlığı göklere çıktı&lt;br /&gt;Çaylar çoştu göller gözümün yaşı&lt;br /&gt;Acı kurşun can yaktı, yuvalar yıktı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir güneşti doğdu yiğit Ulaş’ım&lt;br /&gt;Yürekten dedi halklar kadeşim&lt;br /&gt;Himmeti hazırdı Hacı Bektaş’ım&lt;br /&gt;Gürledi göklerde sel olup aktı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sene yetmiş iki ondokuz günü&lt;br /&gt;Halkına etmişti içten yemini&lt;br /&gt;Yoldaşlar yürüdü gördük yüzbini&lt;br /&gt;Yaşar gönlümde gözler ona baktı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fezalim&lt;/strong&gt; der hacim hesap sorulur&lt;br /&gt;Günler gelir özgür düzen kurulur&lt;br /&gt;Devrimin yarası o gün sarılır&lt;br /&gt;Ölenler acısı yüreğim yaktı&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-4840866511549133458?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/4840866511549133458/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=4840866511549133458' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/4840866511549133458'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/4840866511549133458'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/munzurun-cigligi.html' title='MUNZURUN ÇIĞLIĞI'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S43ctq9txYI/AAAAAAAAA6c/n7FwvzcYEUw/s72-c/ortakca.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-2033014816757860862</id><published>2010-03-02T09:26:00.001+01:00</published><updated>2010-03-02T09:29:03.569+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='emegin sanati 69.sayi'/><title type='text'>Emeğin Sanatı 69. Sayı</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S4zMAfmIpYI/AAAAAAAAA6U/3hEqVXhLx1s/s1600-h/emeginsanati69.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5443950358437602690" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S4zMAfmIpYI/AAAAAAAAA6U/3hEqVXhLx1s/s320/emeginsanati69.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;Emeğin Sanatı E-Derginin 1 Mart Tarihli 69. Sayısı Yayında&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir sayıyı daha yüreğimizin potasından emeğin tezgâhına döktük... Dilerim, yaşadığımız sisli puslu günler içinde gözlerinizde birer umut kıvılcımı canlandırsın, bu sayıdaki ürünlerimiz.... Bu kıvılcımlar da inanç ve coşkuları alevlendirsin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatın gerçekle, okur ya da izleyicinin de sanatla ilişkisini çözümleyebilmek her zaman önemlidir. Okur ya da izleyicinin gerçekle ilişkisini çözümleyebilmek çok daha önemlidir. İşte EMEĞİN SANATI’nın çizgisi budur: “Gerçek” ölçütüne çağdaş bir anlam kazandırmaktır. Sosyalist gerçekçi sanatçılar olarak, devrimci tavır ve tarihsel sorumluluğumuzu emeğe ve insana saygıda birleştirdik. Ancak bu birlikteliğimiz sanata ve insana yaklaşımımızda, toplumsal sorunlara bakışımızdadır elbet. Buna karşın, her birimiz, sanatı yepyeni buluşlarla zenginleştirerek, kendi bireysel arayışlarımızı sürdürmekten de geri kalmayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu sayımızda da son on beş günün toplumsal ve yaşamsal yoğunluğunun izdüşümünü yansıtmanın yanında; estetiği, sanatta nesnel yasaların varlığını asla yadsımayan, hatta bu yasaların kesinliğini vurgularken, toplumsal yaşamın temel yasalarıyla aralarındaki ilişkileri ve karşılıklı etkileri üzerine yapıtlarını kuran sanatçı dostlarımızın yapıtlarını bulacaksınız.... Eleştirileriniz ve önerileriniz yolumuza ışık tutacaktır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://emeginsanati2.blogcu.com/"&gt;http://emeginsanati2.blogcu.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ALİ ZİYA ÇAMUR:&lt;/strong&gt; EMEĞİN SANATI'NDAN 69. MERHABA&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;HASİBE AYTEN:&lt;/strong&gt; “Sokaklar Pabucumdu”&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ADNAN DURMAZ:“&lt;/strong&gt;Kılıncı Kırılmış Kavgalarda Yaralı”&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;YAŞAR DOĞAN:&lt;/strong&gt; “Ahd Krizi”&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;AYDIN GÜLER:“&lt;/strong&gt;Grizuda Maden İşçilerine”&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;NİLGÜN ACAR:“&lt;/strong&gt;Adın Kirlendi”&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;OSMAN COŞKUN:&lt;/strong&gt; "Tutunacak Dal..."&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;AHMET TAHSİN:“&lt;/strong&gt;Büyük Anne”&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;SEVGİNAZ İNAL:“&lt;/strong&gt;Öpüş”&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;HASAN ILDIZ:&lt;/strong&gt; “Sorgu”&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;LÜTFİYE BOZDAĞ&lt;/strong&gt;:“Akademide infaz!../Hiç Ötekileştirildiniz mi?”&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TEMEL DEMİRER:&lt;/strong&gt; “Örsle Çekiçle Dövülen Namusun Adı:A. Kadir"&lt;br /&gt;(Eski adresimiz 50 sayı çıkan dergimizin arşivi olarak &lt;a href="http://emeginsanati.blogcu.com/"&gt;http://emeginsanati.blogcu.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adresinde yayınını sürdürmektedir)&lt;br /&gt;_______________&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;e-posta adresimiz:&lt;/strong&gt; emegin_sanati@mynet.com&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Grup İletişim Adresimiz&lt;/strong&gt;:http://gruplar.Antoloji.Com/emegin-sanati&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Google Grup Adresimiz:&lt;/strong&gt; http://groups.google.com.tr/group/emegin_sanati&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Google Grup e-posta:&lt;/strong&gt; emegin_sanati@googlegroups.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-2033014816757860862?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/2033014816757860862/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=2033014816757860862' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/2033014816757860862'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/2033014816757860862'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/emegin-sanat-69-say.html' title='Emeğin Sanatı 69. Sayı'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S4zMAfmIpYI/AAAAAAAAA6U/3hEqVXhLx1s/s72-c/emeginsanati69.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-6360957574979603252</id><published>2010-03-01T21:29:00.001+01:00</published><updated>2010-03-01T21:32:33.679+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İŞSİZ ÖĞRETMENLERDEN TEKEL EYLEMİNE “AÇILIM” ÖNERİSİ'/><title type='text'>İŞSİZ ÖĞRETMENLERDEN TEKEL EYLEMİNE “AÇILIM” ÖNERİSİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S4wkMVVwWUI/AAAAAAAAA6M/fHJNw9JAfeA/s1600-h/igep.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 228px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5443765843889510722" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S4wkMVVwWUI/AAAAAAAAA6M/fHJNw9JAfeA/s320/igep.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Kadir AYDEMİR&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="mailto:kadirfen@hotmail.com"&gt;kadirfen@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekel işçileri ülkemiz emek mücadelesinin üzerine çöreklenmiş olan ölü toprağını tahmin edilemeyecek ölçüde süpürüp atmıştır. Kendi haklı taleplerini ülke sorunlarının hepsini kucaklayacak seviyeye çıkartarak tüm kesimlere kendi mücadelelerini yükseltme kararlılığını da hatırlatmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekel işçileri bu yönleriyle sendika, parti gibi kurumları adeta arkalarından sürüklemiş ve ülkemizdeki en ileri olarak görünen kurumların dahi gerek teorik, gerekse örgütlülük düzeyleri bakımından ne kadar vahim durumda olduklarını bir daha görmemizi sağlamışlardır.&lt;br /&gt;Bizler ihtiyaç olmasına rağmen atamaları yapılmayarak işsizliğe, güvencesizliğe mahkûm edilen genç öğretmenler olarak Tekel işçilerini en içten anlayacak gruplardan birisiyiz. Zira bizler Tekel işçilerinin onurlu mücadeleleriyle karşı koydukları 4-C yasasından daha beter sayılabilecek “ücretli öğretmenlik” uygulamasına 7–8 yıldır maruz bırakılmış ve ne yazık ki onların onda biri kadar bir mücadeleyi gösterememiş olan 300 bin kişilik işsiz-güvencesiz öğretmenleriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;HER SENDİKA KENDİ KAPISININ ÖNÜNÜ SÜPÜRMELİ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Şu an Tekel işçilerine destek verdiğini söyleyen hemen bütün sendikaların -aralarındaki derece farkı baki kalmak üzere- bulundukları durum şuna benziyor: Sürekli temizlikten bahsedip kendi kapısının önünü süpürmeyen kimselere. Bu şekilde hareket eden kimseler en son ne cevabı alırlar? “Sen önce kendi kapının önünü temizle.” Evet, bizlerin de sendikalara, özelde de muhatabımız olan Eğitim-Sen’e sözümüz aynen budur: “Sen önce kendi kapının önünü temizle.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler kurulurken direkt Genel Merkez düzeyinde görüştüğümüz Eğitim-Sen yetkilileriyle şöyle bir görüşmede bulunduk: “Biz kendimizi Eğitim-Sen’in komisyonu olarak görüyoruz. Bu işin kurucuları bugün atansalar, yarın Eğitim-Sen’e kaydolurlar. Ve biz bugünkü gelinen noktada atama sorunumuzun platformlarla çözülemeyeceğini bilen gençleriz. Siz bize gerçek anlamda destek vermek zorundasınız. Bugüne kadar da diğer sendikalara göre en fazla mücadeleyi siz verdiniz. Ancak bu kesinlikle yeterli değil” diyerek birçok öneri sunduk. Ama bize sıcak görünmenin haricinde çok fazla destek, daha doğrusu bu mücadeleyi alıp götürecek bir irade göremedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hâlbuki Tekel işçilerine destek verdiğini söyleyen ve gerçekten de diğer sendikalara göre -yapılan ezberi eylemlerde- büyük oranda da bunu yerine getiren Eğitim-Sen’in Tekel’e yapacağı en büyük iyilik, eğitim alanında güvencesizliğe maruz bırakılmış biz öğretmenlerin mücadelesini büyüterek güvencesizlik üzerinden önemli bir cephe daha yaratmaktı. Fakat buna adım dahi atılmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;UYANAN DEV SENDİKALARI RAHATSIZ EDECEKTİR&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Tekel mücadelesi de sendikaların işsizlik, güvencesizlik mücadelelerini gerçek anlamda büyütememelerinden dolayı bir kısır döngüye girmiş bulunmaktadır. Çünkü tüm sendikalar şu an için –ne yazık ki- ne kendi üyeleri için ne de kendi iş kollarındaki güvencesiz çalıştırılanlar için gerekli mücadeleyi vererek etki güçlerini arttırmış değillerdir.&lt;br /&gt;Bu, gerçek anlamda mücadele etmeme durumu ortadadır. Bu nedenle mızrak çuvala sığmamaktadır. Uyuyan dev uyanmakta ve bundan böyle alttan gelen baskılarla sendikaları rahat bırakmayacağının sinyallerini de vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırları yazan kimse ve mensubu olduğu İGEP de emek mücadelesinde bugüne kadarki en ileri kesimlerin, yani KESK’in, yani Eğitim-Sen’in içerisinde görmektedir kendisini. Ama içi yanan ve 7–8 yıldır mağduriyeti hat safhaya ulaşmış olan bir kitlenin sözcülüğünü yapanlar olarak; “DOST acı söyler” konumundadırlar. Halen iyi ilişkiler içerisinde olduğumuz, kimi kısmi desteklerini gördüğümüz Eğitim-Sen ise bu tespitlerimize alınmaktan çok, bizlere kulak kabartmalı ve üzerine düşen görevi vakit geçirmeden yerine getirmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;AYDIN AÇILIMINDAN GEÇİLMEDİĞİ BİR DÖNEMDE ASIL BİZ BAŞLATIYORUZ AYDIN AÇILIMINI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İGEP olarak en son, aydın-sanatçı çevresiyle eğitimin içinde bulunduğu çıkmaza karşı koymak ve öğretmen atamalarının bir an önce yapılması talebiyle Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a, Meclis Başkanı’na ve Milli Eğitim Bakanı’na ithafen bir imza kampanyası başlatmış bulunmaktayız. Tüm duyarlı aydın-sanatçı kesimini bize destek olmaya çağırıyoruz. Özellikle öğretmenlik, akademisyenlik yapmış ya da yapmakta olan tanınmış aydın-sanatçı büyüklerimizin bizlerle temasa geçmelerini ve bir nevi bizlerin sözcülüğünü yapmalarını istiyoruz. Ve bu dayanışmalarını hem atama bekleyen 300 bin genç öğretmenin hem de duyarlı halkımızın hiçbir zaman unutmayacağını da vurgulamak istiyoruz. Şu ana kadar imza kampanyamıza destek veren aydınlarımıza ise teşekkür ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gerek imza metnini görmek, gerekse çalışmalarımızı takip etmek için tüm dostları &lt;a href="http://www.igep.biz/"&gt;http://www.igep.biz/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;sitesini ziyaret etmeye davet ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İGEP kurucularından Kadir AYDEMİR (kadirfen@hotmail.com)&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-6360957574979603252?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/6360957574979603252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=6360957574979603252' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/6360957574979603252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/6360957574979603252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/03/issiz-ogretmenlerden-tekel-eylemine.html' title='İŞSİZ ÖĞRETMENLERDEN TEKEL EYLEMİNE “AÇILIM” ÖNERİSİ'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S4wkMVVwWUI/AAAAAAAAA6M/fHJNw9JAfeA/s72-c/igep.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-4225759887683022215</id><published>2010-02-27T18:38:00.003+01:00</published><updated>2010-02-27T18:43:17.827+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sorun yayinlari 8.kitap fuarinda'/><title type='text'>ETKİNLİKLERİMİZLE 8.BURSA KİTAP FUARINDAYIZ...‏</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S4lZayJpgmI/AAAAAAAAA58/D_KKjvS_HiM/s1600-h/sorunyayinlari.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 53px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5442979941327667810" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S4lZayJpgmI/AAAAAAAAA58/D_KKjvS_HiM/s400/sorunyayinlari.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 152px; DISPLAY: block; HEIGHT: 215px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5442980097813923234" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S4lZj5G4RaI/AAAAAAAAA6E/GW7P31zLLRE/s400/bursa_kitap10.jpg" /&gt;&lt;strong&gt;ETKİNLİKLERİMİZLE 8.BURSA KİTAP FUARINDAYIZ...&lt;br /&gt;YERİMİZ SALON: 2 STAND: 101-C&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1. ETKİNLİĞİMİZ:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İŞÇİ SINIFI HAREKETİ VE&lt;br /&gt;SOSYALİST HAREKETİN SORUNLARI&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Katılımcılar :&lt;/strong&gt; 1. Sırrı Öztürk (Sorun Yayınları Kolektifi-Çalışanı)&lt;br /&gt;2. Ahmet Kale (Sosyal İnsan Yayınları Çalışanı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yöneten :&lt;/strong&gt; Sırrı Öztürk&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Düzenleyen :&lt;/strong&gt; Sorun Yayınları Kolektifi&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tarih :&lt;/strong&gt; 28 ŞUBAT 2010 (Pazar)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saat :&lt;/strong&gt; 17. 00 - 18. 15&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yer :&lt;/strong&gt; Tüyap Bursa Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi&lt;br /&gt;Yalova Yolu 4. km. (Buttim Yanı) BURSA&lt;br /&gt;Cukamıkızık Salonu: I&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İletişim :&lt;/strong&gt; sorunkolektif@gmail.com 0212 638 81 82&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2. ETKİNLİĞİMİZ:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TEKEL DİRENİŞİ VE MARKSİZM&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Katılımcılar :&lt;/strong&gt; 1. Sırrı Öztürk (Sorun Yayınları Kolektifi-Çalışanı)&lt;br /&gt;2. Cenk Ağcabay (Araştırmacı-Yazar)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yöneten&lt;/strong&gt; : Sırrı Öztürk&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Düzenleyen :&lt;/strong&gt; Sorun Yayınları Kolektifi&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tarih :&lt;/strong&gt; 28 ŞUBAT 2010 (Pazar)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saat :&lt;/strong&gt; 18. 30 - 20. 00&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yer :&lt;/strong&gt; Tüyap Bursa Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi&lt;br /&gt;Yalova Yolu 4. km. (Buttim Yanı) BURSA&lt;br /&gt;Cumalıkızık Salonu&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İletişim&lt;/strong&gt; : sorunkolektif@gmail.com 0212 638 81 82&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sorun Yayınları Kolektifi&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Çatalçeşme Sok. No.46 K.3/6 34110 Cağaloğlu - İstanbul Tel: 0212 5110829 Faks: 0212 5190560&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sorunyayinlari.net/"&gt;http://www.sorunyayinlari.net/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sorunpolemik.com/"&gt;http://www.sorunpolemik.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sanatcephesi.org/"&gt;http://www.sanatcephesi.org/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.avnimemedoglu.com/"&gt;http://www.avnimemedoglu.com/&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-4225759887683022215?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/4225759887683022215/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=4225759887683022215' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/4225759887683022215'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/4225759887683022215'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/02/etkinliklerimizle-8bursa-kitap.html' title='ETKİNLİKLERİMİZLE 8.BURSA KİTAP FUARINDAYIZ...‏'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S4lZayJpgmI/AAAAAAAAA58/D_KKjvS_HiM/s72-c/sorunyayinlari.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-8271128637794092952</id><published>2010-02-24T08:00:00.002+01:00</published><updated>2010-02-24T08:05:44.875+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yahya kanbolat öykü yarismasi'/><title type='text'>Yahya Kanbolat Öykü Yarışması...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S4TPtQiZcXI/AAAAAAAAA50/TZdSdCHrYak/s1600-h/ykanbolat.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 120px; FLOAT: left; HEIGHT: 145px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5441702626210705778" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S4TPtQiZcXI/AAAAAAAAA50/TZdSdCHrYak/s400/ykanbolat.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aalen-Antakya Kültür Derneği;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Uluslararası Çukurova Sanat Günleri kapsamında, &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dr. Yahya Kanbolat &lt;/span&gt;anısına öykü yarışması düzenlenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Dr. Yahya Kanbolat&lt;/strong&gt; anısına düzenlenen yarışma, yazın dünyasına öykü dalında özgün yapıtlar kazandırmayı amaçlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Yarışma koşulları&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Konu :&lt;/strong&gt; Serbest&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Amaç :&lt;/strong&gt; Politikacı ve aydın bir yazar olarak; ülkesine ve halkına bağlılığını kanıtlamış merhum Dr. Yahya Kanbolat’ı anmak, hatırasını yaşatmaya devam ettirmek için düzenlenen öykü yarışması ile yeni yeteneklere fırsat sunmak.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;1.&lt;/strong&gt; Yarışma, Türkiye’de ve başka ülkelerde yaşayan, Türkçe yazan, bütün edebiyatseverlere açıktır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2.&lt;/strong&gt; Yapıtlar bilgisayar ortamında, Arial yazı karakteri ile 12 punto büyüklüğünde, 1.5 ara ile yazılmış olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3.&lt;/strong&gt; Yapıtlar 7 nüsha olarak gönderilecektir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4.&lt;/strong&gt; Yarışmacılar, yapıtları ile birlikte, kimliğini, açık adresini ve öz yaşam öyküsünü belirttiği bir zarfı ayrıca gönderecektir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;5.&lt;/strong&gt; Ayrıca her yarışmacının katılım formunu eksiksiz doldurması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;6.&lt;/strong&gt; Her yarışmacı en fazla üç öykü gönderebilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;7.&lt;/strong&gt; Yarışmaya seçici kurul üyeleri, seçici kurul üyelerinin birinci dereceden yakınları, Aalen-Antakya Kültür Derneği üyeleri katılamaz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;8&lt;/strong&gt;. Yapıtlar elden, posta veya kargo yoluyla en geç &lt;strong&gt;25 Mart 2010&lt;/strong&gt; tarihine kadar &lt;strong&gt;Aalen-Antakya Kültür Derneği, Kurtuluş Caddesi No: 20, 2. Kat, Antakya-HATAY&lt;/strong&gt; adresine teslim edilecektir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;9.&lt;/strong&gt; Yarışmaya gönderilen yapıtlar, yazarlarına iade edilmeyecektir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;10.&lt;/strong&gt; Gönderilen yapıtlar Aalen-Antakya Kültür Derneği arşivinde dosyalanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;11.&lt;/strong&gt; Yarışmada ilk ona giren öyküler kitap haline getirildiğinde; yazarlarına telif ödenmeyecektir. Her yarışmacı bunu kabul ederek yarışmaya dosya göndermiş sayılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;12.&lt;/strong&gt; Özgün olmadığı sonradan anlaşılan eserlere verilen ödül geri alınacaktır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;13.&lt;/strong&gt; Katılımcılar, yarışma koşullarını kabul etmiş sayılır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;14.&lt;/strong&gt; Yarışma ile ilgili sorular için elektronik posta adresi: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="mailto:aalen.antakya.kultur.dernegi@gmail.com"&gt;aalen.antakya.kultur.dernegi@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:yazi.atolyesi@hotmail.com"&gt;yazi.atolyesi@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:karasumehmet50@hotmail.com"&gt;karasumehmet50@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;0532 4007622&lt;br /&gt;0532 5890739&lt;br /&gt;05056474615&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;SEÇİCİ KURUL:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Mehmet Başaran&lt;br /&gt;Mehmet Karasu (Aalen Antakya Kültür Derneği adına)&lt;br /&gt;Semir Arslanyürek&lt;br /&gt;Dr. Ayten Çelebi Kural&lt;br /&gt;Saadet Kanbolat (Kanbolat ailesi adına)&lt;br /&gt;Sinan Seyfittinoğlu&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;ÖDÜLLER:&lt;br /&gt;1-&lt;/strong&gt; 500 TL ve plaket&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2-&lt;/strong&gt; 300 TL ve plaket&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; 200 TL ve plaket&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yarışma Takvimi&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Son başvuru tarihi&lt;/strong&gt;: 25 Mart 2010&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sonuçların açıklanması:&lt;/strong&gt; 30 Mart 2010&lt;br /&gt;Ödül Töreni: 9 Nisan 2010&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Katılım Formu:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yahya Kanbolat Öykü Yarışması&lt;br /&gt;Yarışmacının;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Adı ve soyadı:&lt;br /&gt;Adresi :&lt;br /&gt;Elektronik Posta Adresi&lt;/strong&gt;:Tel &amp;amp; GSM&lt;br /&gt;İlişikte gönderdiğim …………………………………adındaki eserim ile katıldığım yarışmanın koşullarını kabul ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;İmza&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-8271128637794092952?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/8271128637794092952/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=8271128637794092952' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/8271128637794092952'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/8271128637794092952'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/02/yahya-kanbolat-oyku-yarsmas.html' title='Yahya Kanbolat Öykü Yarışması...'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S4TPtQiZcXI/AAAAAAAAA50/TZdSdCHrYak/s72-c/ykanbolat.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-5344851192500820963</id><published>2010-02-21T06:25:00.002+01:00</published><updated>2010-02-21T06:30:00.566+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='igep ten hükümeti protesto eylemleri'/><title type='text'>İGEP’ten Hükümeti Protesto Eylemleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S4DElP--5cI/AAAAAAAAA5U/cyeaxt9Fmh4/s1600-h/igep.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5440564494088463810" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S4DElP--5cI/AAAAAAAAA5U/cyeaxt9Fmh4/s400/igep.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;İŞSİZ VE GÜVENCESİZ EĞİTİMCİLER PLATFORMU (İGEP) HÜKÜMETİ İŞSİZLİKTEN KAYNAKLI 12. ÖĞRETMEN İNTİHARI ÜZERİNDEN DARAĞAÇLI EYLEMLERİYLE PROTESTO ETTİ.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bugün saat 13’de Ş.Urfa’da, Karakoyun İş Merkezi’nde bir araya gelen işsiz ve güvencesiz öğretmenler, kendilerinin de içinde bulundukları sorunlar nedeniyle intihar eden arkadaşlarının yasını tutmak ve bunun üzerinden hükümeti protesto etmek amacıyla ilginç bir eylem yaptılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basın açıklamalarını okuduktan sonra darağacına kalemler astılar ve darağacını ateşe verdiler. Bu ölümün son ölüm olmasını istediklerini ve bu temsili eylemle taşeronlaştırmayı, esnekleştirmeyi, ticarileştirmeyi, yani 4-C yasasını, yani neo-liberal anlayışları yaktıklarını belirttiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir an önce sosyal politikalara geçilmesini isteyen platform üyeleri yoksa bu ölümün bugün öğretmenlere, yarın Tekel işçilerine, öbür gün ise başka bir emekçi kesimine uğrayacağını belirterek bunun sorumlusunun ise hükümet yetkilileri olduğunu bildirerek hükümeti göreve çağırdılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sık sık “Oğluna gemicik, öğretmene işsizlik”, “Direne direne atanacağız”, “Kadrolu atama istiyoruz”, “Her yer tekel, her yer direniş” sloganları atan grup intiharların, bunalıma girmelerin çözüm olmadığını çözümün mücadeleden geçtiğini belirterek işsiz ve güvencesiz eğitimcilerin ise mücadele adresinin İGEP olduğunu vurguladılar. “İGEP burada hükümet nerede?” sloganlarının ardından da dağıldılar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;* * *   * * *    * * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5440564140288388690" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S4DEQp-eLlI/AAAAAAAAA5M/B4FYNwGwG4g/s400/igep1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Basına ve kamuoyuna;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz Cuma günü bizim bildiğimiz kadarıyla 12.si olan, bir işsizlikten kaynaklı öğretmen intiharı daha gerçekleşti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı Güre Beldesi’nde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji mezunu, 31 yaşındaki Kadir Ağzıbüyük adlı arkadaşımız KPSS belasına takılarak herhangi bir yere atanamamış, bu nedenle de bunalıma girmiş ve iple asılmak suretiyle intihar etmiştir. Arkadaşımızın üzüntüsünü kendisini tanımasak da içimizde taşıyoruz. Çünkü bizler de aşağı yukarı aynı psikolojilerde olan genç öğretmenleriz. Bu vesileyle ailesine ve yakın çevresine baş sağlığı diliyor, nur içinde yatsın diyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz, arkadaşımızın düştüğü bunalımın alt yapısını bilen ve aynı psikolojilerde bulunmuş genç öğretmenler olarak kesinlikle bu konuyu bir malzeme olarak görmüyoruz. Sadece içinde bulunduğumuz bu kötü durumu yeni kayıplar yaşanmasın diye, başta yetkililere, daha sonra da tüm kamuoyuna duyurmak istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat çok açık bir şekilde haklı olan emekçi kesimlere, hükümet yetkililerinin azarlamalarını, dalga geçmelerini görerek onların vicdanlarından da şüphe eder konuma geldiğimizi belirtmek istiyoruz. Zaten bu nedenle geçtiğimiz hafta açıklamamızı duvara karşı yapmıştık. Duvardan aldığımız gerçekçi ve uyumlu cevabı, halen yetkililerden alamamanın üzüntüsünü de yaşamaktayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler ihtiyaç olmasına rağmen atamaları yapılmayarak geleceği çalınan gençleriz. Bizler 400–600 lira maaşlarla bizzat devlet okullarında kölelik şartlarında çalıştırılan gençleriz. Hiçbir güvence, sendika, emeklilik geleceği olmadan çalıştığımızdan evlenemeyen, ayakları üzerinde duramayan gençleriz. Bizler bunalıma girmeyelim de kim girsin? Başbakanın, bakanın çocukları mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bizler yıllardır göz göre göre çok büyük sıkıntılar yaşıyoruz. İhtiyaç olmasına rağmen atamalar yapılmıyor ve 300 bin gencin geleceğiyle oynanıyor. Ama ne yazık ki muhalefet partileri de, sendikalar da bu konuya gereken önemi vermiyorlar. Sadece medyatik olmuş eylemler peşinde reklâmlarını yapmakla meşguller. Ne yazık ki emekten yana olduğunu söyleyen parti ve sendikalar dahi bu konuda üzerlerine düşen görevleri yerine getirmiyorlar. Bizi asıl üzen de budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bunalıma girmek için çok fazla nedene sahibiz. Ama biz platform olarak kesinlikle yılgınlığa düşmekten, hele hele de intihar etmekten yana değiliz. Bunalıma giren arkadaşları da mücadeleye, İGEP saflarında haklarını aramaya davet ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz mücadele ederken evlerinde bizi izleyen ve umutsuzluk rüzgârları estiren meslektaşlarımıza, genç arkadaşlarımıza da buradan sesleniyoruz: Mücadele edenler kaybedebilirler ama mücadele etmeyenler ömür boyu kaybetmeye mahkûmdurlar. Kangren hale gelmiş sorunlarımızın mücadele haricinde çözülemeyeceği de açıktır. Öyleyse kararlı olmalı, direngen olmalı, onurlu olmalı ve kaybetmeyi düşünmeden çektiğimiz sıkıntıların hesabını sormalı, geleceğimize sahip çıkmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte önümüzde meşale gibi duran Tekel işçileri... Mücadele böyle yapılır diyerek, bize ‘öğretmenlik’ yapıyorlar. Yaşasın Tekel işçilerinin mücadelesi. Yaşasın işsiz ve güvencesiz öğretmenlerin mücadelesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşsiz ve Güvencesiz Eğitimciler Platformu (İGEP)-Ş.Urfa&lt;br /&gt;İletişim Sorumlularından Aziz Kaya.&lt;/strong&gt; (&lt;a href="http://www.igep.biz/"&gt;http://www.igep.biz/&lt;/a&gt; ) &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-5344851192500820963?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/5344851192500820963/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=5344851192500820963' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/5344851192500820963'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/5344851192500820963'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/02/igepten-hukumeti-protesto-eylemleri.html' title='İGEP’ten Hükümeti Protesto Eylemleri'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S4DElP--5cI/AAAAAAAAA5U/cyeaxt9Fmh4/s72-c/igep.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-7316706740892626707</id><published>2010-02-20T19:11:00.003+01:00</published><updated>2010-02-20T19:15:45.617+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='basina ve kamuoyuna - demir sönmez'/><title type='text'>BASINA ve KAMUOYUNA</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S4AmitJVpQI/AAAAAAAAA5E/C7yXxZeEffw/s1600-h/t%C3%BCrkiyedecocuklar.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 300px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5440390727539729666" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S4AmitJVpQI/AAAAAAAAA5E/C7yXxZeEffw/s400/t%C3%BCrkiyedecocuklar.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cenevre Halkevi adına&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Demir SÖNMEZ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;2009 yılında da Türkiye ve Türkiye Kürdistanında Kürt çocuklarına karşı saldırılar, işkenceler ve insanlık dışı uygulamalar artarak sürerken, yürüş ve gösterilerde gözaltına alınan çocukların ağır ceza mahkemelerinde Terörle Mücadele kanun (TMK) yargılayarak onlarca yıllık cezalar verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009 yılında özellikle Kürt illerinde gözaltına alınan Kürt çocuklarına ağır ceza mahkemelerinde açılan 42 davada yargılanan 177 çocuğa 772 yıl 2 ay 26 gün hapis cezaları verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009 yılında sadece Adana da 3155 ve Diyarbakır da 1300 çocuğun gözaltına alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2010 yılının ilk aylarında bu saldırılar daha da yogunlaşarak devam etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenevre Halkevi, Türkiye deki kürt çocuklara yönelik olarak artarak devam eden insanlık dışı uygulamaları bir kez daha uluslararası platformalara taşımak, « Türkiye çocuklar için cehennem» başlıklı bir mektup ve « Türkiye çocuklar için Cezaevi » isimli 52 sayfalık broşürle kürt çocuklara yönelik baskıları, çocukların kendi anlatımlarıyla yaşadıkları, ulusal- uluslararası basında çıkan haberler, son 20 yılda devlet güçleri tarafında öldürülen 372 çocukların isimleri, insan - çocuk hakları savunan kurumlarını tepkilerini iletecekleri T.C ve Uluslararası kurumların adresleri yer almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransızca ve ingilizce açıklamaların, belgelerin yer aldığı mektup ve broşür,(CPT) Conseil de l'Europe Monsieur Trevor STEVENS , OHCHR – Bureau Haut-Commissariat aux droits de l'homme Madame Navanethem Pillay, (HRW – BE) Human Rights Watch (Belgique),International Federation Terre des Hommes - International Secretariat , Defence for Children International, Comité Suisse pour l'UNICEF, Human Rights Watch, Children's Rights Division Defence for Children International Netherlands, Save the Children Norway, COMMISSION INTERNATIONALE DES JURISTES,ORGANISATION MONDIALE CONTRE LA TORTURE Secrétariat international de l’OMCT, Ville de Genève Département de la culture,INTERNATIONAL REHABILITATION COUNCIL FOR TORTURE VICTIMS Copenhague), Comité international de la Croix-Rouge ,Groupe S&amp;amp;DMonsieur Le Président Martin Schulz, Groupe (GUE/NGL – BE)MonsieurLe président Lothar Bisky, Child Rights Information Network (United Kingdom),Child Helpline International (Amsterdam) Child Rights Information Network (London),Child Helpline International (Amsterdam)Building a Europe for and with children DG III- Social Cohesion / Council of Europe Europe (Strasbourg Cedex) Enfants du Monde - Droits de l'homme (service mineurs, France ) , Children´s Rights Group International e.V., Deutsche Liga fuer das Kind (Germany) Coordination for Child Rights (Rome),United Nations Interregional Crime and Justice Research Institute (Italy),Ombudscommittee for the Rights of the Children (Luxembourg), Defence for Children International (Netherlands) Childwatch International Research Network (Norway),Save the Children Norway (Norway), Defence for Children International Netherlands (Netherlands), Human Rights Watch, Children's Rights Division (United States), Comité Suisse pour l'UNICEF (Zurich), Defence for Children International (Genève) ve International Federation Terre des Hommes - International Secretariat, birer mektupla göndererek acil eylem ve müdahale çağrısında bulunmalarını talep etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cenevre Halkevi olarak bir kez daha Türk hükümetinden;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kürt çocuklarına yönelik insanlık dışı uygulamalarına derhal son vermesini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün tutuklu çocukların acilen serbest bırakmasını,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların TMK maddelerinden ve Ağır ceza mahkemelerinde yargılanmalarına derhal son verilmesini,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin BM çocuk hakları sözleşmesinin 17/29 ve 30 maddelerine koymuş olduğu çekinceleri derhal kaldırmasını,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiyenin imzaladığı tüm uluslararası antlaşmalara uymasını ve saygı göstermesini beklemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cenevre Halkevi adına&lt;br /&gt;Demir SÖNMEZ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;AUX DEPUTES-ES DU PARLEMENT EUROPEEN,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AUX ORGANISATION INTERNATIONALE,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AUX DEFENSEURS DES DROITS DE L’HOMME&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AUX MEDIAS ET A LA PRESSE&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Turquie&lt;/strong&gt; :&lt;strong&gt; enfer pour les enfant&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Madame, Monsieur,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;La Maison populaire de Genève est vivement préoccupée par l’incarcération et la condamnation massive d’enfants kurdes « lanceurs de pierre », arrêtés lors des manifestations publiques.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En effet, suite à la modification de la loi antiterroriste (loi n° 3713) en 2006, des mineurs sont poursuivis en justice au même titre que des adultes devant les Cours d’assise.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selon la branche d’Adana de l’Association des Droits de l’homme de Turquie (IHD), en 2009, 3155 enfants entre 13 et 18 ans ont été arrêtés à Adana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selon la branche de Diyarbakir de l’IHD, en 2009, 1300 enfants ont été arrêtés à Diyarbakir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selon les informations des organisations de défense des droits de l’enfant, on compte actuellement dans les prisons turques 2814 enfants incarcérés dont certains sont condamnés à des lourdes peines. Ces milliers d’enfants sont jugés dans des Cours d’assises en vertu de la loi anti-terroriste « pour être membre » ou « pour avoir créé une organisation terroriste » !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A titre d’exemples, en octobre 2009, 97 enfants ont été condamnés au total à 440 ans de prison par la Cour d’assise d’Adana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Au cours de 2009, le nombre des enfants kurdes condamnés notamment dans les provinces kurdes s’élève à 177. Ils ont été jugés dans 42 procès en vertu de la Loi anti-terroriste et condamnés à l’emprisonnement pour un total de 772 ans, 2 mois et 26 jours.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ces condamnations n’ont rien perdu de leur intensité en 2010.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Le 28 janvier 2010, la Cour d’assise de Diyarbakir a condamné B. S. (15 ans) à 8 ans de prison pour avoir commis des « crimes au nom d’une organisation terroriste ».&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Le 12 février 2010, la Cour d’assise de Diyarbakir a condamné C. E. (14 ans) à 5 ans de prison pour être « membre d’une organisation illégale ».&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selon la branche de Mardin de l’IHD, 100 ans de prison ont été requis contre 13 enfants détenus actuellement à la prison de Midyat (Mardin).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A noter que, outre ces arrestations et condamnations inadmissibles, selon les organisations de défense des droits de l’homme de Turquie, 372 enfants kurdes ont été tués par les forces de l’ordre durant ces 20 dernières années en Turquie.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Voilà le traitement réservé aux enfants par un Etat (Turquie) qui a pourtant ratifié la Convention internationale sur les droits de l’enfant (1989).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En tant que Maison populaire de Genève, nous vous appelons à intervenir d’urgence auprès des autorités turques en leur demandant :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· la libération immédiate des enfants emprisonnés ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· le respect et l’application des engagements de la Turquie en vertu du droit international en&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;matière des Droits de l’homme, en particulier la Convention internationale sur les droits de l’enfant, tout en retirant ses réserves concernant les articles 17, 29 et 30 de cette Convention.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En vous remerciant d’avance de toutes les démarches que vous entreprendrez dans ce sens, nous vous prions de recevoir, Madame et Monsieur nos salutations distinguées.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pour la Maison populaire de Genève&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Demir Sönmez&lt;/strong&gt;, Président&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.assmp.org/"&gt;http://www.assmp.org/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-7316706740892626707?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/7316706740892626707/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=7316706740892626707' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/7316706740892626707'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/7316706740892626707'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/02/basina-ve-kamuoyuna.html' title='BASINA ve KAMUOYUNA'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S4AmitJVpQI/AAAAAAAAA5E/C7yXxZeEffw/s72-c/t%C3%BCrkiyedecocuklar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-53978521435601734</id><published>2010-02-20T06:46:00.003+01:00</published><updated>2010-02-20T06:51:33.676+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='haykiris - adil okay'/><title type='text'>OYUNA DAVET…</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S393hUj0JyI/AAAAAAAAA48/soZtT7K0x98/s1600-h/afis.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5440198289225164578" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 226px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S393hUj0JyI/AAAAAAAAA48/soZtT7K0x98/s320/afis.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;HAYKIRIŞ (KADIN GİBİ KADIN) − Oyun Tek Perde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü etkinlikleri kapsamında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 Şubat’ta Mersin&lt;/strong&gt;’de,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;7 Mart’ta Adana&lt;/strong&gt;’da sahneye konulacak oyuna davet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *        * * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÜNEY SANAT TOPLULUĞU (0322 352 95 20)&lt;br /&gt;AYNA TUTANLAR TİYATROSU&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.gst.guneydergisi.com/"&gt;http://www.gst.guneydergisi.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;HAYKIRIŞ (KADIN GİBİ KADIN) − Oyun Tek Perde&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yazan :&lt;/strong&gt; Adil Okay&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yönetmen:&lt;/strong&gt; Burcu Yılmaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Oyuncular:&lt;/strong&gt; Burcu Yılmaz, Esra Yılmaz, Fatma Yaldızoğlu, Mehtap Yanık, Miray Zöhre, Zeynep Tutuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;MERSİN:&lt;/strong&gt; 28 Şubat 2010 Pazar Saat: 19.00 AKDENİZ BELEDİYESİ TİYATRO SALONU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ADANA:&lt;/strong&gt; 7 Mart 2010 Pazar Saat: 16.00 ve 18.00 (İki Seans) KAKTÜS SANAT MERKEZİ (0322 459 91 59)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *        * * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Adil Okay&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;(&lt;a href="mailto:adilokay@hotmail.fr"&gt;adilokay@hotmail.fr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;KADIN GİBİ KADIN− HAYKIRIŞ: OYUN TEK PERDE&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Oyuna verdiğim ad (Kadın Gibi Kadın− Haykırış!) bir sloganı çağrıştırıyor olabilir. Ben bu ifadeye, içinde itirazın olduğu bir metafor diyorum. Neye itiraz? Öncelikle ‘Adam gibi adam’, deyişine ve bu deyişin arka planında yatan erkek egemen dile ve dünyaya itiraz. İşte bu dünyanın yargılanmasına oyunun adıyla başlamak ve oyun içerisinde izleyiciye, okuyucuya başka bir dünyanın, başka bir dilin, başka bir ilişkiler ağının mümkün olabileceğini göstermek istedim. Kimi zaman aykırı gibi duran bir cümle−sözcük, içinde dolaylı sezilebilen sembolleri, kodları taşıyabiliyor ve onlarca sayfa betimlemenin yapamadığı etkiyi –iyi veya kötü− yapabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metni yazarken oyunda erkek oyuncuya yer vermemem, kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesini yalnız yürütmeleri gerektiğine inandığım anlamı çıkmamalıdır. “Elbette ‘adına ister ‘demokratikleşme’ denilsin, ister ‘sosyal haklar’, ister ‘kadın hakları’ ya da ‘toplumsal devrim’, ezilen−sömürülenler lehine biçimlenecek her durum, onların örgütlü güç ve mücadelelerine bağlıdır…”[i] Kadınlar, kendilerine kötülük yapan erkeklere, bu erkeklerin mikro ve makro iktidarlarına karşı mücadele ederken, ‘özgürlüğü erkekleşme’ ya da ‘bireysel özgürlük’ sanma yanlışlığına da düşebilmektedirler. Bu dünya, erkek egemen mantıkla iktidar olan kadınları da gördü. Erkek iktidar taşıyıcıları olan Margaret Teacher’leri, Tansu Çiller’leri de gördü. Kadınlar, ellerine geçen erki, erkek gibi kullanan bu tiranlar sayesinde değil, ancak kendi örgütlü mücadeleleri sonucu belli haklar elde ettiler. Kimi zaman yalnız, kimi zaman erkeklerle birlikte kurtuluşu düşlediler ve bu yolda kâh yalnız, kâh elele yürüdüler. “Erkeklerin, binlerce yıllık iktidarın (“ataerki”) kendilerine sağladığı konforlardan kendiliğinden vazgeçmesi beklenmemeli. Çünkü iktidar, yalnızca devlet düzleminde gerçekleşen makro ölçekli bir görüngü değildir; iktidar ilişkileri gündelik yaşamımızın kılcal damarlarına sinmiştir. Onları içselleştirdiğimiz için, farkına varmayız çoğunlukla.”[ii]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak buradan karamsar olduğum ve bu karamsarlığın oyuna yansıdığı sonucu çıkmamalı. Tersine, mücadele sonucu elde edilen kazanımların az olmadığı kanısındayım. Oyunda ataerkinin kimi zaman töre adı altında, kimi zaman gelenek − görenek adı altında uygulaya geldiği zulmü teşhir edilirken, aynı zamanda erkek gibi düşünen ve yaşayan kadınlara da dikkat çekilmektedir. Kimi zaman asıl düşüncelerini gizleyen, modern, çağdaş, ilerici görünen ama yaşam biçimleriyle, önemli bir olayda koydukları tavırla ‘erkek’ zorbalığını, iktidarlarını besleyen kadınlar. Oyunda bunu da sorgulamaya çalıştım. Ve büyük olasılıkla, oyunu izlemeye gelecek olan bu kadınları da sarsmayı hedefledim. ‘Valizini karısına hazırlatan erkek ‘faşist’ sayılır mı’ adlı kitabımdan alıp, oyunda kullandığım bir replik bu konuya şöyle değiniyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Öteki dünyanın kadınları flört edebiliyor ve diğer dünyevi hazları alabiliyorlar. Ama hemcinslerinin çektikleri acıları, erkek egemenliğinin kurbanlarını görmezlikten geliyorlar. ‘Namus belden aşağı değildir’, diye ezberlenmiş sözcüklerle konuşan bu kadınların ‘beyin namusu’ nerede. Güldünya’lara, Kadriye’lere kıyılırken neden ses çıkarmazlar. Bu konuda tavır almayan, ‘toplumun değer yargılarına saygı’ adı altında ikiyüzlü bir hayat süren kadınlar, ilerici olamazlar. Kadınlar birbirlerini ‘namus özürlü’ ya da ‘gerici−çağdışı’ diye suçlayacaklarına neden dayanışma içerisinde olmazlar…”[iii] Ve cevap bekleyen, kimi zaman da cevabı içinde olan diğer sorular…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunda yer alan tüm olay ve kişiler gerçektir. (AYŞENUR ŞİMŞEK, BEHİCE BORAN, BERNA SAYGILI ÜNSAL, CANAN KULAKSIZ, DİDAR ŞENSOY, DİLEK İNCE, GÜLDÜNYA TÖREN, HAYGANUŞ MARK, LÜTFİYE KAÇAR, MİNE BADEMCİ, NACİYE ATMACA, ZEHRA KULAKSIZ ve diğerleri.) Gerçeklerden yola çıkıp yorum yapmaya ve olayları yeniden sorgulamaya çalıştım. Kimi zaman kanıksanan ilişkilerin, davranış biçimlerinin aslında gündelik hayatta kadınlar için bitmek tükenmek bilmeyen bir işkence makinesi olduğunu göstermeye çalıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyun ilk bakışta bir ‘okuma tiyatrosu’ olarak görülebilir. Ya da birçok solo ve korodan oluşan, olayları harmanlayan bir sözel oratoryo. Oyunda gerçek yaşam öykülerinden oluşan bölümler arasına, ‘kahramanların’ yanı sıra tanıkların söylediği kısa lirik cümlecikler – replikler serpiştirmeye çalıştım. Bunları yaparken, yazarken çok fazla didaktik olmamaya özen gösterdim. Zira herkesin bildiği gibi, kuru ajitatif bildiriler, sloganlar sanatın yarattığı etkiyi yaratamıyor. Ancak gösterdiğim bu özene rağmen okuyucu−izleyici yer yer sloganla ve didaktik repliklerle karşılaşacaktır. Tekrar hatırlatmakta yarar var: Bu oyun ‘politik bir tiyatro’ olarak tasarlanmış bir derlemedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanat, her gün yaşadığımız ya da ötekilerin yaşadığı, bizim de tanık olduğumuz gerçekliğin, kimi zaman değiştirilip dönüştürülerek, bize yeniden yeniden sunulmasıdır. Tiyatro oyunlarında sadece metnin başarılı olması yetmiyor. Metindeki öz ve biçim diyalektiği, estetik düzey, oyun sahneye konulduğu an daha iyiye ya da daha kötüye doğru değişebiliyor. Bu anlamda tiyatro oyunlarında yazar ve yönetmen seyirciyi de –tabi popülizmin tuzağına düşmeden− düşünmek zorundadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyuna yeni karakterler eklenebilir. Eklemem için öneride bulunulabilir. Doğaldır ki dünyada erkek egemenliğine, zorba iktidarlara karşı savaşmış, bu uğurda bedel ödemiş, hayatını kaybetmiş sayılamayacak kadar çok kadın kahraman vardır. Kimi törelere karşı geldiği için, kimi cinsel seçimi nedeniyle, kimi de sınıfsız, sınırsız bir dünya mücadelesinde, özgürlük ve eşitlik kavgasında katledilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsini saygıyla anıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *    * * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.adilokay.com/"&gt;http://www.adilokay.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.adilokay.com/haber_detay.asp?haberID=203"&gt;http://www.adilokay.com/haber_detay.asp?haberID=203&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[i] Sibel Özbudun. Kadın Cesetlerini Saymak.“Liberalizm/ Muhafazakârlık Kıskacında Kadın”. Kaldıraç Yayınevi.2009.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[ii] A.g.e.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[iii] Adil Okay. Valizini karısına hazırlatan erkek ‘faşist’ sayılır mı? Yoğunluk yayınları. Ankara.2009.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-53978521435601734?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/53978521435601734/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=53978521435601734' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/53978521435601734'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/53978521435601734'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/02/oyuna-davet.html' title='OYUNA DAVET…'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S393hUj0JyI/AAAAAAAAA48/soZtT7K0x98/s72-c/afis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-1533898782993605859</id><published>2010-02-17T02:57:00.001+01:00</published><updated>2010-02-17T03:00:30.597+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mari kekligim  - huseyin habip taskin'/><title type='text'>MARİ KEKLİĞİM</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S3tNjaPQzpI/AAAAAAAAA40/hTolBc0dI_c/s1600-h/marikekligim.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5439026245714103954" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 180px; CURSOR: hand; HEIGHT: 282px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S3tNjaPQzpI/AAAAAAAAA40/hTolBc0dI_c/s320/marikekligim.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hüseyin Habip Taşkın&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="mailto:habibtaskin@gmail.com"&gt;habibtaskin@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar &lt;strong&gt;Lokman Polat&lt;/strong&gt;’ın &lt;strong&gt;Mari Kekliğim&lt;/strong&gt; adlı romanını ilgiyle okudum ve kendimce romanın akışına göre düşler kurdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan Kürt halkının çektiği eziyetler, diğer yandan Kürt kızı olan Mari’nin başına gelen işkenceler ve tecavüzler insanlık onurunu ayaklar altına alan sistem… Kadının milliyeti ne olursa olsun, milliyetleri farklı olan barbar erkeklerin, sınıfsal ve ulusal anlamda kadın denilince cinsel araç olarak algılandığından, Bu romanda da Kürt kızı olan Mari’nin yaşamında barbar erkeklerin onursuzluğunu gözler önüne sermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu romanı okurken sizi farklı düşüncelere götüreceğinden eminim. Kendi bakış açınızdan yorumlasanız da, hepimizin ortak olan paydaları ortaya çıkacaktır. Öncelikle kadının bir meta olarak algılanması, zindanlarda ya da sorgularda işkencenin ve tecavüz olaylarının var olması, Kürt Kızı Mari'nin şahsında kadının sevdiği erkek için her olayı göze alabilen bir yapısının olması, dağlarda gerillaların ulusal anlamda var olma mücadelelerini vermesi. Lice halkının baskı ve şiddet karşısında dirençlerini koruması, Romanya’da mültecilerin yaşadıklarına az da olsa değinmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimizin yaşamında ezikliğin, yoksulluğun, horlanışın, sevginin görüntüsü vardır. Ezilenler ve ezenler tarihte hep var olmuşlardır. Yakın ve şimdiki tarihimizde aynı yaşam biçimleri sahnelenmektedir. Onun için okurken kendimizin yaşadığı olaylar zinciriyle bir bağ mutlaka kurulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yapıt Helwest yayın evinden 1999’da Kürtçe olarak okuyucu kitlesiyle buluştu. 2010’da aynı yayın evi aracılığıyla Türkçe olarak yayınlanıp, okuyucu kitlesiyle buluşuyor, buluşmaya devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bu yapıt okunmaya ve önerilmeye değerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;NEWROZ&lt;/strong&gt; HAFTALIK SİYASİ YORUM GAZETESİ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-1533898782993605859?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/1533898782993605859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=1533898782993605859' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/1533898782993605859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/1533898782993605859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/02/mari-kekligim.html' title='MARİ KEKLİĞİM'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S3tNjaPQzpI/AAAAAAAAA40/hTolBc0dI_c/s72-c/marikekligim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-4830646134482384899</id><published>2010-02-16T16:28:00.002+01:00</published><updated>2010-02-16T16:31:27.953+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bir selamin gelsin - fezali'/><title type='text'>BİR SELAMIN GELSİN</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S3q6Mg8QF9I/AAAAAAAAA4s/FhF9AVmY3GU/s1600-h/berceneklihaci.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438864224167139282" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 157px; CURSOR: hand; HEIGHT: 203px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S3q6Mg8QF9I/AAAAAAAAA4s/FhF9AVmY3GU/s320/berceneklihaci.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Cirik Haci / &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Fezali&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="mailto:Cirik.Haci@gmx.de"&gt;Cirik.Haci@gmx.de&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir selamın gelsin şöyle içinden&lt;br /&gt;Şad olsun candan bizimle himmetin&lt;br /&gt;Binbir anlam verdin elifle mimden&lt;br /&gt;Şifalar bulsun bizimle himmetin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek hücreden ademe gelir vucuda&lt;br /&gt;Çamur balçık deyu aldattı hûda&lt;br /&gt;Yüzyirmi peygamber geldi bedava&lt;br /&gt;Yol göster kalsın bizimle himmetin&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Fezali&lt;/strong&gt; der hacim pir ile pazar&lt;br /&gt;Gerçek muhabbete olmasın nazar&lt;br /&gt;Sevda yüklü gönül dostları gezer&lt;br /&gt;Menzile erisin bizimle himmetin &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-4830646134482384899?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/4830646134482384899/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=4830646134482384899' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/4830646134482384899'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/4830646134482384899'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/02/bir-selamin-gelsin.html' title='BİR SELAMIN GELSİN'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S3q6Mg8QF9I/AAAAAAAAA4s/FhF9AVmY3GU/s72-c/berceneklihaci.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-9146810124275417287</id><published>2010-02-15T02:17:00.001+01:00</published><updated>2010-02-15T02:19:34.775+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='issiz ögretmenlerden basin aciklamasi - kadir aydemir'/><title type='text'>İşsiz Öğretmenlerden Basın Açıklaması</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S3ig-e_bQeI/AAAAAAAAA4U/RjgUE_VMiEY/s1600-h/igep.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 215px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438273545381298658" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S3ig-e_bQeI/AAAAAAAAA4U/RjgUE_VMiEY/s320/igep.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kadir Aydemir&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="mailto:kadirfen@hotmail.com"&gt;kadirfen@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın ve çok muhterem duvar hazretleri;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bugün kelamımızı sana anlatacağız. Duvar deyince bizlerin aklına ev gelir, okul gelir, yani kısacası güvenlik gelir. Bizler ise yıllarını okul sıralarında geçirmiş genç öğretmenler olarak güvencesizliğe mahkûm edilmek istenenleriz. Dolayısıyla bir ironi yaparak güvenceli bir nesnenin önünde güvencesizliğimizi vurgulamak adına karşındayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayriyeten derdimizi yetkililere bugüne kadar normal yollardan yaptık. Ama her defasında ya dinlenilmedik ya da dinleniliyormuş gibi yapılarak söylediklerimiz kamuoyuna çarpık bir şekilde sunuldu. Sen bir yanınla da bükülmezliği, eğilmezliği temsil ettiğinden dolayı, sözlerimizin yanlış taraflara çekilmemesi adına da karşındayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak ise söylediğimiz çok haklı taleplere bile bir şekilde doğru sesi vermeyenlere seni örnek göstermek için buradayız. Şimdi sana sesleneceğiz, biliyoruz ki sen bize uyumlu bir cevap vereceksin. İşte bu uyumunu yetkililere göstermek için de buradayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın duvar arkadaş, senden ricamız; kardeşin olan Başbakanlık duvarlarına taleplerimizi haykırman ve oradan da sesimizi yetkililere ilk ağızdan iletmendir. Zira biz kendilerine ulaşamıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte son derece masum, yasal, meşru taleplerimiz: Açıkta olan tüm öğretmenler alınsa dahi açık kapanmayacağından bizleri sınavlarla uğraştırmasınlar. Dolayısıyla KPSS’yi kaldırsınlar. İhtiyaç olan öğretmen açığını ise güvenceli, kadrolu olarak kapatsınlar. Bu atamayı da küsuratlı rakamlarla bekleyen on binlerce öğretmeni bekletmeden, bu ay, yani şubatta yapsınlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan bu taleplerimizi duyunca sinirleniyor duvar kardeş. Ve: “Devlet her üniversite mezununa iş bulmak zorunda mı?” diye soruyor. Evet, duvar kardeş, bulmak zorunda. Üstelik bize muhakkak iş bulmak, daha doğrusu okullarımızı güvenceli olarak vermek zorunda… Çünkü bizim işimiz eğitim ve eğitim şakaya gelmez. Çünkü öğretmene acilen ihtiyaç var. İşte en az 100 bin kişiyi “ücretli” adı altında kölelik şartlarında çalıştırıyorlar. Bir o kadar daha açık olduğu kesin. O zaman bir an önce en azından 200 bin öğretmen açığını gidermek zorundalar. Bildiğimiz kadarıyla ülkemizde eğitim istihdamından büyük oranda devlet sorumlu. Yoksa bu gerçek değişti mi, ya da değiştirmenin birer adımlarını mı yaşıyoruz şu anda?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duvar kardeş, bir de Başbakanlık binasına uğrarken oradan ataların olan çadırlara rastlayacaksın. Tekel işçilerinin çadırına… Bizden onlara selam söyle. Bizleri tanırlar. Onlarla on gün kadar aynı alanda, çadır açarak dayanıştık, birlikte olduk. Onların haklı mücadelelerine destek olurken kendi taleplerimizi de haykırdık. Tekel’in ateşi buralarda da bizi ısıtıyor, bunu da söyle duvar kardeş, bunu da söyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, duvar kardeş, canlı cansız bir nesneyiz, kâinatta bir damlayız, bir birimizi üzeceğimize dünyayı cennete çevirebiliriz. Bunun için ise herkesin ve her şeyin değerinin bilindiği bir hüküm gereklidir. Sana demirini çok vermeli müteahhit, o zaman deprem meprem vız gelir… Bize de güvenceli, bilimsel bir ortam sunmalı yetkililer, o zaman cahillik, kabalık vız gelir… Ama bunun için irade gerekir güzel dostum, irade. İnsandan, doğadan yana bir irade… Yetkililere bir de sen anlat bunları duvar kardeş, bir de sen anlat…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İŞSİZ VE GÜVENCESİZ EĞİTİMCİLER PLATFORMU (İGEP) adına&lt;br /&gt;Kadir Aydemir&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.igep.biz/"&gt;http://www.igep.biz/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13.Şubat.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5517669276806504647-9146810124275417287?l=ofkeveumut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/feeds/9146810124275417287/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5517669276806504647&amp;postID=9146810124275417287' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/9146810124275417287'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5517669276806504647/posts/default/9146810124275417287'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ofkeveumut.blogspot.com/2010/02/issiz-ogretmenlerden-basn-acklamas.html' title='İşsiz Öğretmenlerden Basın Açıklaması'/><author><name>faizce</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S3ig-e_bQeI/AAAAAAAAA4U/RjgUE_VMiEY/s72-c/igep.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5517669276806504647.post-1620837557208549336</id><published>2010-02-14T06:47:00.004+01:00</published><updated>2010-02-14T06:57:40.785+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uluslararasi devrimci harekette ermeni devrimcileri - sait cetinoglu'/><title type='text'>Uluslararası Devrimci Harekette Ermeni Devrimcileri</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S3eQQGuIOpI/AAAAAAAAA4M/ZqCwmBD_Grc/s1600-h/sait-cetinoglu.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5437973681429559954" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 76px; CURSOR: hand; HEIGHT: 107px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ejLnruxoKrQ/S3eQQGuIOpI/AAAAAAAAA4M/ZqCwmBD_Grc/s400/sait-cetinoglu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ölüm Her yerde aynı&lt;br /&gt;İnsan bir kere ölür&lt;br /&gt;Fakat ne mutlu can verene&lt;br /&gt;Halkların kurtuluşu için[i]&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sait Çetinoğlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Ermeni Devrimci hareketlerinin tarihine baktığımız zaman Ermeni toplumunun sosyalizmle çok erken tanışıp ilgi duyduğunu görüyoruz. Engels’in, Komünist Manifesto’nun 1888 tarihli İngilizce baskısına yazdığı 20 Ocak 1888 tarihli önsözündeki: “Bundan birkaç ay önce İstanbul’da yayınlanması beklenen [Komünist Manifesto’nun] Ermenice çevirisi, bana söylendiğine göre , yayıncı Marx’ın adını taşıyan bir kitap yayınlamaktan korktuğu, çevirmen de kitabı kendi eseri gibi göstermeye yanaşmadığı için gün yüzüne çıkamamıştır” sözlerinden Manifestonun 1887 tarihinde Ermenice’ye çevrildiğini anlıyoruz. Ermeniler çok erken sayılabilecek bir dönemde Marxizm’e ilgi duymuşlardır. Engels’ten yapılan alıntı Ermenilerin İngilizce konuşan halklarla aynı zamanda Komünist Manifestoyu dillerine kazandırdıklarını anlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermeni devrimciler çok erken bir tarihte bu coğrafyada devrimci partilerini de kurarlar. Ancak bu partiler ve militanları bilinmez ya da bilinmek istenmez ve Türkiye sosyalist hareketi Türklerle birlikte başlatılır. Türkiye Sosyalist Hareketinin milatı olarak TKP gösterilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa 1915’te Beyazıt Meydanında idam edilen Ermeni sosyalistler, son nefeslerini Yaşasın soyalizm! Sözüyle birlikte vermişleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermeni devrimcileri, 1915 Soykırım sürecinde bir askeri operasyon çerçevesinde toplanıp katledilerek kadim topraklarından kazındılar. Bu operasyonun bir parçası olarak Sosyal Demokrat Hınçak partisi militanları ve yöneticilerinden 20 ‘si 1(14)Haziran 1915 de evlerinden toplandılar, aynı gün Askeri Mahkemede yargılanıp başta PARAMAZ (Madteos Sarkisyan)[ii] olmak üzere içlerinden 20 yönetici 2-15 Haziran 1915tarihinde Beyazıt Meydanı'nda idam edildiler.[iii] Paramaz son söz olarak arkadaşları adına: "Siz yalnız bizim vücudumuzu ortadan kaldırabilirsiniz, bizim ideallerimizi asla, bu ideallerimiz yakın gelecekte gerçekleşecek ve bütün dünya bunu görecek, ideallerimiz sosyalizmdir..." sözleriyle, idam sehpasında sosyalizm ideallerini tekrar eder.[iv]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci Büyük Savaş, bütün Avrupa halkları için yıkım olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu halkları için de bir felâket oldu. Bu felaketten İmparatorluk unsurlarından Ermeni Halkı 20.yüzyılın ilk Soykırım uygulaması ile yüz yüze gelir. Ermeni halkı ile birlikte Ermeni devrimciler de bu coğrafyadan kazınır. 1915 yılında yapılan tehcir ve Soykırımdan sonra, sağ kalan militanlar eliyle, göçürülenlerin ve sığınmacıların toplan&amp;shy;dığı Yakın Doğu ülkelerinde Hınçaklar ve Taşnaklar parti&amp;shy;lerini yeniden kurdular ve topluluklarının sürgünde nasıl korunacağını tartıştılar. Taşnaklar Sosyalist Enternasyonalle ilişki&amp;shy;lerini yeniledi ve Sovyet rejimini eleştirdi, Hınçaklarsa onu destekledi. İlk Ermeni komünistleri Hınçaklardan çıktı. Bunlar, İran, Suriye-lübnan ve Mısır’da, Yunanistan’da ve Bulgaristan’da komünist partilerin kuruluşunda tarihsel roller oynadılar.[1]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Ermeni devrimcilerin bir kısmı Batı Avrupa ülkelerine göç ettiklerinde buradaki sosyalist hareketlere katılarak sınıf mücadelesini bu örgütlerde sürdürmeye devam ettiler. Bunlardan biri de bu mücadele sırasında hayatı bir nazi infaz mangası önünde 1 Eylül 1906 Adıyaman doğumlu Misak Manuşyan’dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermeni devrimcilerini bir kısmı ise ülke içindeki sosyalist harekete katılarak mücadelelerini bu coğrafyada yürütmeyi seçerler, ancak kovuşturmalar ve tutuklamalarla bunlara göz açtırılmaz. Bunların da tek seçenekleri vardır: sürgün. Aram Pehlivanyan da bu gurubun mensubudur. Bu Ermeni devrimciler sürgünde Türkiye komünist Hareketine destek verirler yönetici ve politbüro üyesi olarak sınıf mücadelesini sürdürürler. Diğer Ermeni devrimcilerin olduğu gibi Aram Pehlivanyan’ın hayatı da doğduğu topraklarından uzakta 1979’da Leipzig’de sürgünde noktalanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aras Yayıncılık 1999’da Türkiye Komünist Partisi politbüro üyesi Aram Pehlivanyan’ın Şiirleri ve biyografisinden[v] on yıl sonra yeni yayınladığı Manuşyan’ın biyografisi[vi] ile Ermeni devrimcilerinin Sosyalist harekete iki ayrı kanaldan katılan Ermeni komünistlerini, Hayat zamanda değil, zamanın kullanılışında var olur diyen Manuşyan ve son şiirinde Kavga gerek diktatöre karşı, yenmek diktatörü, kurtarmak için insanı diyen Pehlivanyan’ın şahsında Ermeni Devrimci Hareketini ve Ermeni devrimcilerinin uluslar arası devrimci harekete katkısı ve gündeme taşımıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki devrimcinin birçok ortak noktaları vardır: İkisi de bu coğrafyada gözlerini açmışlar ancak bu coğrafyadan koparılarak hayatları sürgünde noktalanmıştır. İkisi de şairdir. Yaşama dair beklentilerini şiirleriyle de ifade etmişlerdir. Her ikisinde de güçlü ve egemen bir vurguyla atan damar evrensel olandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Manuşyan&lt;/strong&gt;’ın daha küçük yaşta Cünye’de bir Ermeni sürgün kampında olmasına rağmen yaşamdan beklentileri yüksektir. Onbir-on ik yaşlarıda özlemlerini dizelere döker;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Küçük sevimli bir çocuk&lt;br /&gt;Gece boyu hayalini kurdu&lt;br /&gt;Yapacağı gül demetlerinin&lt;br /&gt;Tatlı şafak vakti erguvani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Manuşyan Kimdi? Eşi ve mücadele arkadaşı Mélinée şu sözlerle Manuşyan’ı özetler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O doğuştan kahraman değildi. Bunun yaşayan bir örneğiydi. Öyle ki, kahramanlığı, gündelik hayatın her anında gözlerinizi kamaştırabilirdi. için&amp;shy;deki güç, sıradışı bir kaderin habercisiydi. Ölümü korkunç bir talihsizlik oldu. Kurşuna dizildiğinde otuz yedi yaşındaydı. Bu otuz yedi yılın dökümünü yapacak olursak, yirmi yaşına kadar yetimhanede kaldığını, son beş yılın ya Direniş'te ya hapiste, ondan önceki beş yılın da neredeyse bütünüyle militanlıkla geçmiş olduğunu görürüz. Kendini kültürel, ideolojik ve pratik bakımdan yetiştirerek geçirdiği yılları da hesaba katarsak, birik&amp;shy;tirdiklerinin meyvelerini verebileceği bir anda ölmüş olduğunu saptayabiliriz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, Ermeni halkından College de France Öğrencisi İsdepan (Etienne) Vosgan’ın Fransız dostalarıyla yan yana 1789 Fransız devrimine katıldığı gibi, Fransız yoldaşlarıyla birlikte Nazilere karşı omuz omuza mücadeleye girmiştir. Manuşyan, Nazilere karşı verilen bu savaşın tüm ey&amp;shy;lemlerinde nispeten önemli bir rol oynadı. 1937'de, delege olarak Arles'daki büyük antifaşist kongreye gitmişti, Manuşyan o dö&amp;shy;nemdeki Fransızların aksine, bir Ermeni olarak, faşizmin ne demek olduğuna dair kişisel bir deneyime sahipti; en azından ezilen halklar üzerindeki sonuçları bakımından. Türklerin Er&amp;shy;menilere karşı güttüğü politika ile kendi politikası arasında bağ kuran, Hitler'in ta kendisi değil miydi? Polonya'daki katliamla&amp;shy;rın uluslararası düzeyde kınanabileceği uyarısında bulunan danışmanlarından birine, Ermeniler katledildiğinde dünyanın kılı bile kıpırdamadı, diye karşılık vermişti arsızca! Manuşyan'ın Nazizm'e duyduğu nefretin ve onunla her yol&amp;shy;dan mücadele etme iradesinin kaynağında da, yakınları ve ken&amp;shy;disinden de öte, halkının yaşadığı bu tecrübe yatmaktadır. Faşizme karşı savaşı bir sınav olarak görür, savaş ilan edilir edilmez ilk tutuklananlar arasında olması boşuna değildir. Tutuklu olduğu Santé Hapishanesinden yazdığı mektupta Faşizme karşı mücadeleye çeğırır: “Bu sınav herkesin Fransa’ya ve köken itibarıyla mensup olduğu halkına yönelik tutumunu belirlemek için bir fırsat olacak. Her yurttaş, halk düşmanı Nazizm’le savaşmayı yürekten istemelidir.” Fransa’ya olduğu kadar kendisinin de düşmanı olan Nazilere karşı mücadele görevini yerine getirmeye çağırmaktadır. Manuşyan işgalle birlikte Fransızların eliyle yapılıyor olsa da Nazi şiddetinin nasıl olabileceğini de görür. Yoldaşlarıyla birlikte Manuşyan direnişçi Ermeniler arasında sorumluluk üstlenir. Manuşyan Almanların SSCB’yi istila ettikleri gün İşbirlikçi Fransız hükümeti tarafından tutuklanır. Ancak İşbirlikçi hükümet işi çok ileri götürmüş bir gecede tutukladığı 7 bin kişi isimlerinin karşısına komünist ibaresi düşerek Gestapo’ya teslim eder. Bunlar arasında Çar’ın eski subaylarının da olması Almanların Fransız polisinin samimiyetinden kuşku duymasına yol açar. Fransız polisi gereğinden fazla gayret göstermiştir.Gestapo tutuklananların sayısının büyüklüğü karşısında tutklularla başa çıkamaz, onca tutukluyla güç durumda kalmıştır. ve Komünist olduğu ispat edilemediğinden serbest bırakılsın emriyle sebest kalanlar arasında Manuşyan’da vardır. Manuşyan kaldığı yerden direnişe devam eder. Manuşyan'ın, örgütün önemli isimlerinden olmasının yanı sıra, eylem halinde de son derece cesur biri olduğunu anlayan sorumlular, onu hemen birliklerden birinin başına getirdiler. Kısa süre içinde, Paris bölgesi göçmen FTP'lerin sorumlusu oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece, yüzlerce kişi doğrudan Manuşyan'ın emrine girdi; bunların arasında yardımcı birlikler ve direnişçiler de vardı. Dört büyük birlik bu grubun en iyilerini oluşturuyordu: "Özgürlük”, “Victor Hugo”, “Çapayevé ve “Stalingrad”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Manuşyan&lt;/strong&gt; dolu dizgin fırtınanın içindedir, mısralarında da ifade eder:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Rüzgârlar dizginsiz varsın kamçılasın beni&lt;br /&gt;Zincire vurulmuş bir kaplan öfkesi&lt;br /&gt;Döllüyor ruhumu zaptedilmez gücüyle,&lt;br /&gt;Patlayacak büyük fırtına için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Suikast ve sabotaj eylemlerine bizzat katılır. İlk eylemi sonrasını Mélinée şöyle nakleder:” Yaptığı şeyi anlattıktan son&amp;shy;ra, şöyle dedi: ‘Biliyorsun, hiçbir durum ya da duygu öyle birdenbire ortaya çıkıvermez; az çok uzun bir geçmiş yatar bunun arkasında daima. Aklıma gelen ilk görüntü, Birinci Dünya Sava&amp;shy;şı sırasında ölen babamınki ve çok geçmeden açlıktan ölen anneminki oldu. Mezarlarından çıkıyorlarmış hissine kapıldım ger&amp;shy;çekten de. İntikamın suretine bürünmüşlerdi. Harekete geçmem gerektiğini söylüyorlardı bana: Kötü bir şey yapmıyorsun, tek yap&amp;shy;tığın katilleri öldürmek. El bombasını attım ve sonrasında, dünya&amp;shy;nın olanca ağırlığı, tüm sıkıntılar ve acılarla birlikte omuzlarım&amp;shy;dan kalktı sanki. Kendimi hafiflemiş hissettim. Hafiflemiştim, vicdanım hiç olmadığı kadar rahattı! Demin yaptığım şey öldür&amp;shy;mek değildi; aksine, muhteşem bir iş gerçekleştirmiştim...’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manuşyan gibi bir duygulu bir şairin doğrudan suikast eylemine karşılaşmasını Mélinée anlamakta güçlük çeker: Bana bütün bunları anlattığında, ilk önce anlam vereme&amp;shy;dim. Hareketini kınadığımdan değil, aksine! Gerçi, onun örgütleyici olarak da çok becerikli olduğunu biliyordum ama, be&amp;shy;nim tanıdığım Manuş'un, yani onca yumuşak, onca sakin, bir anlamda onca şair olan Manuş'un bir suikasta doğrudan katıl&amp;shy;mayı neden kabul ettiğini anlamıyordum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermenilerin büyük çoğunluğu Nazi karşıtıdır ve savaş boyunca Nazi karşıtı direnişe destek olurlar “Ermeniler, Birinci Dünya Savaşı sırasında çok acı çekmiş küçük bir halktı. İkinci savaş, bu hatıraları tazeliyor olmalıydı… Avrupa’da olup bitenler, kendilerinin yirmibeş yıl önce yaşadıklarına garip bir şekilde benziyordu.” Mélinée okuyucuya, direnişte Komutan Georges olarak tanınan Manuşyan ve ekibinin gerçekleştirdiği sabotaj eylemlerinin etkileyici bir listesini sunar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 Kasım 1943’te tutuklanır. Tutuklanması da trajiktir. Nazilerin örgütün içinden bazılarını elde ettiğinin farkında ve bunun huzursuzluğu içindedir. Nazilerin tuzak kurduğunu bile bile hain ilan edilmemek adına yoldaşıyla buluşmaya gider ve tutuklanır. “Fresnes Hapishanesinde geçirdikleri üç ay boyunca 23 ler uzun uzun sorgulanır, yani işkence görürler. Yargılanmaları sırasında taşıdıkları yara izleri de bunu kanıtlar. Sorgulamalarda, eylemlerinden ve bunları niçin yapmış olduklarından başka hiçbir şey söylemezler. Pişman olduklarına dair tek bir söz çıkmaz ağızlarından; aksine, sırf görevlerini yerine getirdiklerini söylerler”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manuşyan yargılamadaki son sözlerinde, hem Nazilere hemde işbirlikçi Fransızlara seslenir: Önce Almanlara dönerek: ‘size söyleyecek hiçbir şeyim yok Bebn size karşı koyup savaşarak görevimi yaptım. Yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim. Şimdi rolünü oynama sırası sizde: Elinizdeyim.’ Sonra Fransızlara dönerek: ‘Fakat size gelince, sizler Fransızsınız. Biz Fransa için, bu ülkenin kurtuluşu için savaştık. Sizse vicdanınızı ve ruhunuzu düşmana sattınız. Siz Fransız uyruğunu miras aldınız, bizse bu uyruğu hak ettik.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurşuna dizilmeden önce 21 Şubat 1944 tarihindeki Mélinée’ya yazdığı son mektubunda İnsanlığa seslenir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zafere ve hedefe iki adım kala ölüyorum. Bizden sonra yaşayacaklara ve yarının Özgürlüğünün ve Barışın güzelliğini tadacaklara ne mutlu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoldaşı Mélinée Manuşyan’ı şu sözlerle özetler: “O her şeyden önce şairdi. Hayatını dile döktüğü kelimeler şiirlerinde akan kanıydı biraz da. Şiirde dile getirse de, hayatını yaşadığı yer ora değildi ama. Hayat kendini eylemlerde yaratır, yeniden üretir, sürdürür. Ve Eylem, onu var eden dünyadır da. Manuş’un eylemleri, eyleme geçmenin karşılıksız olmadığı bir dünyada gerçekleşti: Bedellerinin hayatlarla ödendiği bir dünyada (Bu durum şimdi değişti mi!) Manuşyan bu yüzden öldü, Fakat istediği yaşamaktı, konuşmaktı, sevmekti, dünyayı değiştirmek ve kendisini de onunla birlikte değiştirmekti, ondan ayrılmak değil… Hayatı savunurken öldü. Ölmemeliydi. Karşı kyup savaştığı şeyin, totalitarizmin kurbanı olarak öldü.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürgündeki son kuşak Ermeni devrimcisi Garbis Altınoğlu, Manuşyan ile ilgili değerlendirmesini şu sözlerle bitirir: “Adları ve eylemleri burjuvazi tarafından bir susku komplosuyla unutturulmak istenen Misak Manukyan ve yoldaşlarının ve aynı yolu izleyen çeşitli ülkelerin onurlu devrimcilerinin mirası, proleter enternasyonalizminin ete-kemiğe bürünmüş halidir. Bu bağlamda Manukyan’ın son mektubunda eşine, Nazi haydutlarının iğrenç eylemlerinden ve onların işledikleri suçlardan bir ölçüde kendileri de sorumlu olmakla birlikte “Alman halkına…. nefret beslemediğini” söylediğinin altını çizmek gerekir. O’nun aynı biçimde, Ermeni halkına karşı bir jenosid gerçekleştirmiş olan Osmanlı-Türk gericiliğine ve perde arkasından onu yöneten Alman emperyalizmine karşı sınırsız bir nefret beslemekle birlikte, Anadolu’nun Türk ve Müslüman halkına karşı da nefret beslememiş olduğunu tahmin edebiliriz.”[2]Garbis Altınoğlu Misak Nanuşyan’ın proleter enternasyonalizmini vurgular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermeni Devrimcilerinin İnsanlık değerlerine sahip çıkmaları ve bu uğurda can vermeleri Türkiyedeki bazı Nazi yanlısı gazetelerine hiç de hoşuna gitmemiştir. İftiralarına başlamakta gecikmezler. Bu Nazi yanlısı gazetelerin yayınlarına karşı Ermeni Devrimcisi Aram Pehlivanyan kurucusu olduğu Nor Or Gazetesinin 28 Ocak 1946 tarihli nüshasında Hakikat adlı başyazısıyla cevap verir. Okuyucuya çok tanıdık gelecek olan bu makaleyi çok geniş alıntılıyoruz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Son günlerde bazı Türk gazetelerinin Ermenilere karşı topyekün taaruza geçtiğine şahit olmaktayız. Buna Ermeni matbuatı gücünün yettiği nisbette mukavemet etmektedir. Fakat maalesef şunu kabul etmek zorundayız ki, Ermeni gazeteleri memleket efkarı umumiyesinde ancak ufak bir tesir sahasına maliktirler. Bu sebeple müdafaa, kılıçla döğüşen birine karşı topluiğne ile mukavemey etmek kadar beyhude ve hatta gülünç olmaktadır. Bu vaziyeti göz önünde tutarak bizler doğrudan doğruya Türk efkarı umumiyesile temasa geçmek istedik. Evvela şunu arzederim ki: bu satırları yazan Balkan harbinde, geçen dünya harbinde bu memleket için şehitler vermiş bir ailenin, ve daha üç sene evvel yine bu memleket için varını yoğunu vermiş [Varlık Vergisini kastediyor] bir milletin evladıdır. Bu sıfatla bazı türk gazetelerinin bu haksız tecavüzlerini hayretle, esefle karşılamaktadır. Bu gibi neşriyat yapan gazetelerin başında ‘Tasvir’ ve ‘Cumhuriyet’ gelmektedir.[Bu gazeteler 2. Savaşta Almanları destekleyen Türk gazeteleridir. Almanlardan bunun karşılığı maddi destek aldıklarına dair güçlü kanıtlar vardır. Alman Büyükelçisi basını yemlediğini söyler] ‘Tasvir’ maziye ait bir hesap pusulasile [tsvir sahibi ve Tekilat-ı mahsusa elemanı Ebüzziya’nın savaş suçu işlediği suçlamasıyla Malta’ya sürgününü kastetmektedir] ortalığı yaygaraya boğmaktadır…. ‘Cumhuriyet’ gazetesinin 25 aralık 1945 tarihli nüshasında ahmed Halil isminde birinin ‘İkinci dünya harbinde ermeni meselesi’ başlıklı bir makalesi neşredildi. Mümaileyh bu yazısında Türkiyedekiler de dahil bütün dünya Ermenileri Almanlarla işbirliği yapmış bir unsur olarak göstermeğe yelteniyor. Bu meyanda Fransa da dahi Ermeniler müstevlilerle işbirliği etmişler, Ahmed Halilin İstanbulda bulunan bir Fransız dostu da bunu teyid ediyor. Bu gibi müphem kaynaklar göstererek veyahut hiçbir kaynak göstermeden isnatlarda bulunmak bir sınıf gazetecilere mahsus modası geçmiş malum bir taktiktir. Fakat işin enteresan ta&amp;shy;rafı bu deği, memlekette Alman yeni nizamına karşı sempatisiyle tanınmış ‘Cumhuriyet’ gazetesinin, şimdi mihver taraftarlığını bütün Ermeni milletine yüklemeğe çalışmasıdır. Anlaşıldığına göre bu anonim Fransız vatandaşı, Fransız ordusunda Almanlarla çarpışmada, esir kamplarında ve yeraltı faaliyetlerinde binlerce Ermeninin Fransa için şehid düştüğünden haberdar değil ve yahut onların hatırasına hürmet gössterecek kadar ruh asaletinden mahrum,üstelik onları işbirlikçi gösterecek kadar küstahtır. Birgün belki Ahmed Halil veya onun zihniyetinde olanlar, Peténlerin, Lavalların, Darnanların, Deatların,Dorlotların Fransayı Nazilere satan bütün vişici avanenln ve vişi milislerinin Ermeni aslından ol&amp;shy;duklarını İddia ederler. Biz buna da hiç şaşmıyacağız. Ancak bu adamların pişkinliklerine de hayran olmaktan kandimizi alamıyacağız… Bazı gaztelerde yalnız Ermenilere karşı memlekette bir hava yaratmak için adeta bir gayret bir arzu mevcuttur ve bu gayrimesul eler efkarı umumiye dene zenbereği her gün her çareye baş vurarak bir kısım vatandaşlar eliyle kurmaktadırlar. [taktik hala değişmiyor]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermeni milleti mihver tecavüzüne karşı, Amerikan, Rus, Fransız ordularında bilfiil çarpışmış kanını akıtmış, elde edilen zafere dünya ölçüsile ufak, fakat kendi imkanlarının ölçüsile gayet büyük gayret katmıştır. Onun demokrası davasına gösterdiği bu hizmete mukabil iftira ve isnadlarda bulunmak hakkaniyete bağlı, şeref ve haysiyet sahibi her insanı muhakkak ki rencide edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmed Halillerin şunu iyi bilmeleri lazımdır ki, klasik demokrasinin ‘zaman ve mekan şartlarının’ dahi üstünde olan, fikir,vicdan teşkilatlanma hürriyetleri milletler ve dinler arasında hukuken eşitlik gibi birkaç temel prensibi var. Halbuki mezkür gazetelerden hiç biri ekalliyetlerin memlekette üvey evlat muamelesi görmesine ses çıkarmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türklerle Ermeniler arasında kardeşlik bağlarının tecessüsüne hararetle taraftarız. Bunun tahakkukuna önderlik edecek olan matbuattır. Fakat onun bu günkü zihniyeti arada müşterek olan kıymeti yok etmek tehlikesi gösteriyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatı sürgünde noktalanan Pehlivanyan’ın yaşamına kısa satırbaşlarıyla da olsa değinelim: Aram (Büyük) Pehlivanyan, 1 Ağustos 1917'de (nüfus tezkeresine göre 9 Temmuz 1333'te) İstanbul Üsküdar'da doğdu. Yeni Mahalle, Boyacı Artin Sokak, Hane No: 6'da kayıtlı ailenin altıncı ve son çocuğuydu. İlköğrenimini Üsküdar Nersesyan-Yermonyan (1932), ortaöğreni&amp;shy;mini Galata Getronagan (1938) Ermeni okullarında, yükseköğrenimini İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde tamamladı (1949). Daha li&amp;shy;sedeyken şiir yazmaya başladı. Sınıf arkadaşı S. K. Zanku ile iki sayı Ermenice "Aşğhadank" [Emek] edebiyat dergisini çıkardı (1939). Üni&amp;shy;versite yıllarında siyasi faaliyetlere katılmaya başladı. 1941'de tutuk&amp;shy;landı, on beş ay hapis yatarak 1943'te serbest bırakıldı. Avedis Aliksanyan ve S. K. Zanku ile birlikte Ermenice "Nor Or" [Yeni Gün] adlı haftalık gazeteyi çıkardı (1945). Gazete 1946 yazında günlüğe dönünce yazı işlerinin yükünü ve sorumluluğunu üstlendi. Kısa süren siyasi serbesti döneminin son bulmasıyla birlikte gazete kapatıldı. Pehlivanyan tutuklandı ve üç yıl hapse mahkûm edildi. 1949'da özgürlüğüne kavuştu. . Aynı yıl Ermenice şiirlerinden oluşan kitabı Kağaki Jığhorin Meç [Kentin Gürültüsünde] yayınlandı. 1950'de, yine S. K. Zanku ile birlikte tek yapraklık Ermenice "Gırung" [Turna] aylık sanat edebiyat dergisini çıkardı. Bu arada askerliği er olarak Erzu&amp;shy;rum'a tertip edilen Pehlivanyan, daha derginin ikinci sayısı çıkmadan (Mayıs 1950), İstanbul'u gizlice terk etti. Haydarpaşa'dan trenle Ada-na'ya, oradan Suriye'ye geçti. 1956'da Suriye'den ayrıldı, bir süre Fransa'da kaldı. 1958'de Demok&amp;shy;ratik Alman Cumhuriyeti'ne (Doğu Almanya) geçip Leipzig'e yerleşti. Siyasi faaliyetlerini sürdüren Pehlivanyan, "Bi&amp;shy;zim Radyo"da redaktörlük ve Türkiye Komünist Partisi'nde politbüro üyeliği yaptı. Ölümünden iki yıl önce yavaş yavaş siyasi çalışmalar&amp;shy;dan çekildi. Pehlivanyan Kansere yenik düşerek 13 Aralık 1979'da Berlin devlet hastanesinde yaşamı noktalanır ve Leipzig'de toprağa verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aram’ın yaşamı sonuna kadar siyasi mücadele içinde geçmiştir. Reel sosyalizme bakışı eleştireldir. Kızı Meline babasını şu sözlerle anlatır: Adalet anlayışına sahi
